Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

DÜNYADA 2024 VE SONRASI OLASI GELİŞMELER

Evrensel bilim yasalarının yine evrenin bir parçasını teşkil eden dünyadaki ekonomik sistem, global piyasa hareketleri ve bunlara ilişkin üretilen politikalar ile olan bağlantıları araştırma konusudur. Bunlara ilişkin teknik bazda sistemlerin tasarlanması yönünde yapılan bilimsel araştırmalar devam ederken yapay zeka (AI), kuantum bilgisayarları gibi dijital teknolojilerin sağlayacağı katkılar devrim niteliği taşımakta olup, şaşırtıcı sonuçlara yol açabilir.

Gerçekten de yapay zekanın kuantum bilgisayarı ile kombinasyonu tasavvur edilirse bilim ve teknolojide inanılmaz atılımlar sağlaması söz konusu olup, her alanda olduğu gibi bu alanda da ABD ve Çin arası amansız yarış devam etmektedir. Aynen nükleer enerjinin iyi ya da kötü amaçlar için kullanılabilmesi gibi bu teknolojilerin de olumsuz olabilecek yönleri mevcut olup, teknoloji dehası Elon Musk kötü emellere alet olursa bunların nükleer enerjiden daha da tehlikeli olabileceğine dikkat çekmiştir.

Aslında kötü emellerden bağımsız düşünülecek olursa bilim insanlığın ortak paydası olup, tüm dünyada bilim adamları hangi ırk, kültür ya da dinden olursa olsun beraberce ortak çalışma zemini bulabilmektedir. Halbuki işin içine güç, hakimiyet, strateji ya da politika girdiğinde durum farklılaşmakta ve askeri kullanım amaçları ise işin rengini tamamen değiştirmektedir. Örneğin AI – kuantum bilgisayar teknolojisinin kriptografi alanında siber amaçlı kullanımıyla bizim kozmik oda faciası gibi gizli tutulması gereken her yerde girilemeyecek bilgi, kırılamayacak şifre kalmayacaktır. Tabi böyle durumlara karşı yepyeni güvenlik sistem ve teknolojilerinin geliştirilme zorunluluğu ortadadır. Ancak geçiş safhasında örneğin Çin ile Anglo Saksonlar arasındaki mücadelede kim önde olursa o ülke geleceğe yönelik önemli avantaj sağlayabilecektir.

Dünyada ayrışma 2 yönde ilerleme kaydetmektedir:

  • Ukrayna savaşı sonrası Batı ve Çin-Rusya ile sembolleşen Doğu – Batı arasındaki ayrışma aynı soğuk savaş dönemi gibi daha da belirginleşmiş ve bu ayrışım Gazze savaşı sırasında Batının gösterdiği kayıtsızlıkla zirveye doğru yol almaktadır. ABD ile Çin arasında 2018 yılı içerisinde ortaya çıkan ve halende devam eden ticaret savaşı aslında pasifik ve dünya üzerinde vuku bulan amansız mücadelenin negatif bir yansımasıdır.
  • Diğer bir ayrışma ise Wall-Street ve City of London ile sembolleşen küreselciler ile ulusalcılar arasında vuku bulmaktadır. Ulusal akımlar ABD dahil (Trump?) ülkeler bazında farklı gelişimler göstermektedir. Küresel elitler sermayelerini Black Rock Co., The Vanguard Group, State Street Co vb. gibi fonlarda toplamış olup, bu fonlardaki sermaye dünyada karşı konulamaz devasa boyutlara ulaşmış durumdadır. Örneğin Pepsi ve Coca Cola rakip firmalar görünsede sahipleri aynı fonlardır. Tesla’dan Microsoft’a kadar akla gelen ve dünyaya hükmeden tüm devasafirmalar bu fonlar bünyesinde toplanmıştır. Küresel elitler ülkeler bazında ulusal yapıları törpüleme politikaları izlemiş olup, Türkiye’de zamanında Balyoz, Ergenekon vs. gibi yapılmış olan operasyonlar buna örnek gösterilebilir. Ancak etki tepkiyi doğurur misali ABD, AB dahil ülkeden ülkeye farklılık gösteren ulusal politikalar ortaya çıkmış olup, Batıya karşı Çin ile sembolleşen ulusal yapılar güç kazanmış durumdadır.

Sonuç:

Batının yeni dünya düzeni iddiası ve stratejilerine karşı varlıklarını sürdürme uğraşının sonucu olarak Çin ve Rusya öncülüğünde Şanghay İşbirliği Örgütü ( ŞİÖ ) kurulmuş ve bu kuruluş Hindistan ve Pakistan’ın da katılımıyla iyice güçlenmiş durumdadır. Bu gelişim aslında 21.yüzyılda dünya hakimiyetinin “Pasifik ekseni üzerinde” amansız mücadele sonrası hatta 30’lu yıllarda ortaya çıkması olası büyük bir savaş sonrası şekilleneceğinin habercisi olarak görülebilir. ABD’nin F-35, Çin’in J-20, Rus Su 57 gibi 5. Nesil savaş uçakları daha tam aktive edilmeden süper güçler 6.nesil savaş uçaklarının geliştirilmesine ilişkin prototip modelleri şimdiden ortaya koymuş vaziyettedir. Anglo Sakson’lar 2030’larda ordularının %30’unu yapay zekalı robot askerler bazında planlamakta olup, Star Wars uzay teknolojileri gerçekleşme yolundadır. 2024 yılında Yeniden başlayan “Ay’a Yolculuk” kapsamında ABD Artemis Projesi ile 4 astronotu Ay’ın yörüngesine gönderme ve aya iniş programı bu teknolojik yarışta sembolik önem taşımaktadır.

Ancak zaten iklim, çevre sorun ve felaketlerinden artan nüfusun özellikle Afrika’da yaratacağı göç, mülteci sorununa kadar acı çeken dünyanın nükleer bir savaş tehlikesini asla kaldıramayacağı varsayımı karşısında Batı ve Doğu eksenlerinin bir şekilde soğuk savaş döneminde olduğu gibi uzlaşma yoluna gidebilecekleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca dünyanın 2.büyük ekonomisine sahip olan Çin’de meydana gelebilecek resesyon tüm Batı’yı da olumsuz etkileyeceği varsayımı Batı’yı ikileme düşürmektedir. Pasifik ekseni üzerindeki satranç tahtası Tayvan olup, Ukrayna yanında nükleer silahlara sahip olan Kuzey Kore üzerinden de soğuk savaş modu (!) devam edecektir.

Global elitlerin ise “great reset, büyük sıfırlama”, paydaş kapitalizmi ya da erdemli kapitalizm söylemleri hala geçerlidir. Ayrıca dünya nüfusunu yüzyıl sonuna doğru yarıya indirgemeye ilişkin planları ve bunda piyasaya çıkarılacak olan etten süte kadar yapay gıdaların ne gibi rol oynayacağı merak konusu olup, hala güncelliğini korumaktadır.

Cumhuriyetin yüzüncü yılını kutlayan ve artık G-20 içerisinde kalmakta zorlanan Türkiye Doğu ve Batı eksenleri arasında stratejik bir konumda olup, iki devasa dünya arasında özellikle savaş risklerine girmeden reel politikalarla yaşamını sürdürmek, popülizmden uzak durmak, üretim ve liyakata önem vermek zorundadır. 50’lerde Marshall planı adı altında ülkemizde zeytinyağı yerine yedirilen kanserojen Vita yağlarından Suriye, Irak, Libya ve Gazze’de yaşanan dramlar ve ülkemize sokulan güvenlik riskli 10 milyon üzeri mültecilere kadar yaşanan bir çok olay ders niteliğindedir. Ancak yaşanmış her olumsuzluk bazen hayırlara da vesile olmuştur. Örneğin Türkiye’ye karşı uygulanan ambargolar ülkemizde zaten var olan büyük sanayi potansiyelini motive ederek özellikle savunma sanayinde önemli başarılara yol açmıştır. Bu başarı hikayesi ülkenin bel kemiğini teşkil eden sanayicilerin devletten yeteri teşvik, destek görmeleri ve motive olmaları durumunda daha büyük başarılara imza atabileceklerinin göstergesidir.

Saygılarımla,

Bekir KAVRUK