Mekan ve zaman olarak toplam 4 boyuttan oluşan evrenimizde dünyamız adeta canlı bir embriyon özellikleri taşımaktadır. Son 150 yıl içerisinde dünyamız insanoğlunun özellikle Anglo-Sakson’lar öncülüğünde gerçekleştirdiği ve günümüzde de hala devam eden para – beton eksenli sanayileşme ve ahlak anlayışının doğal bir sonucu olarak ciddi bir çevre tahribatına maruz kalmıştır.

Birleşmiş Milletler öncülüğünde son olarak Polonya’nın Katowice şehrinde yapılan 185 ülkenin katıldığı konferansta çevre adına bazı kararlar alınmasına karşın hala ekonomi ve paranın ön planda olması nedeniyle başta ABD ve Çin olmak üzere etkili adımlar atılmış değildir. Buna karşın günümüzde sıkça görülmeye başlanan çevre felaketleri yaklaşan tehlikeye fazlasıyla işaret etmektedir.

Dünyada sorun sadece çevre tahribatı ile sınırlı olmayıp 2008 mega krizinin global piyasalarda yol açtığı depremin artçı etkileri hala devam ederken Ortadoğu’da Suriye’yi kapsamına alan iç savaş ve mülteci sorunları çok daha da karmaşık bir hal almış durumdadır.

Bu gelişimler ışığında 2018 yılını değerlendirmemiz gerekirse ana hatlarıyla şu şekilde özetlemek mümkündür:

  • ABD: Trump vergilerin düşürülmesi, kamu harcamaları alt yapı ve savunma yatırımlarının teşvik edilmesi yoluyla toplam talep ve büyümenin sağlanması, işsizliğin düşürülmesi yönünde belirlediği arz yönlü ekonomi politikası ve ABD’yi hep ön plana getiren korumacı tutumuyla gündemi meşgul etmiştir. Bu durum bilançosunu küçülmek isteyen, faiz artırımı eğiliminde olan ve küreselci Wall-Street bankerlerinin mülkiyetinde olan FED ile çatışmaya zemin hazırlamaktadır. ABD’nin Çin ile olan dış ticaretinde yaşadığı gerilim 2018 yılına damga vurmuştur. Küreselleşme ve neolibaralizmin sembolü olan ABD’nin korumacı politikalarına karşın ekonomisi kapitalist yönetimi komünist olan Çin’in küreselleşmeyi savunması 2018 yılının en ilginç olayıdır.
  • Çin: 2035 yılından itibaren küresel lider olmayı hedefleyen Çin “tek kuşak tek yol (OBOR)” başlığı altında deniz ve kara ipek yolu projesiyle dünyada etki alanını genişletmek istemektedir. Ancak Pakistan ya da Sri Lanka’da yaşanan tecrübeler OBOR’un ilan edilen hedef doğrultusunda değil adeta bir borç tuzağı olarak şekillendiğinin habercisi olmuş durumdadır. Dolayısıyla Çin’in ABD tarafından emperyalist bir güç olarak eleştirilmesi belki de yılın en ilginç diğer olayıdır.
  • AB : Avrupa’ya İngiltere’nin Brexit girişimi damga vurduğu gibi bu girişim Avrupa’nın popülist sağ partilerine de ilham kaynağı vermiş durumdadır. AB’nin lokomotivi olan Almanya’nın ırkçı ve aşırı sağcı partisi AfD’nin Almanya’nın AB’den çıkmasını savunan Dexit girişimi buna örnek olarak verilebilir. Borç sorunu devam etmekte olup bir trilyon doları bulan tahsili gecikmiş olan alacakların neredeyse üçte biri İtalya’ya aittir. Dolayısıyla Avrupa merkez bankasının ( ECB ) faiz artırma eğiliminde olmaması Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilere iyi bir haberdir.
  • Ortadoğu: Dünyanın petrol merkezi olması Ortadoğu’nun emperyal devletlerin amansız mücadele alanına dönüşmesine neden olmuştur. 1982’de Oded Yinon’un kaleme aldığı ve 1980’lerden itibaren İsrail’in güvenliği adına olması gereken stratejileri açıklayan 26 sayfalık raporu doğrultusundaki Büyük İsrail Projesi ve ABD tarafından şekillendirilen BOP Ortadoğu üzerine tuz ve biber ekmiş vaziyettedir. Irak, Suriye, İran ve Türkiye’yi kapsamına alan 4 parçanın birleştirilmesinden oluşturulacak olan Büyük Kürdistan projesinin ise Büyük İsrail Projesine geçiş aşamalarından birisi olduğu artık ortaya çıkmış vaziyettedir. Suudi Arabistan’ın İsrail – ABD ekseni üzerinde hareket eder duruma gelmesiyle oluşan güç dengesi, Rusya ve İran’ın da müdahil olduğu Suriye ve Yemen’deki iç savaş ile zirveye taşınmış vaziyettedir. Avrupa kapılarına dayanan mülteci krizi bunun doğal bir sonucudur.
  • Türkiye: 2001 yılında birçok bankanın batmasıyla sonuçlanan finans krizi ortaya çıkmıştır. Bankalar ve Türk finans piyasaları yeniden yapılandırılmış ve bu politikalar 2013 yılına kadar devam etmiştir. 2013 sonrası dünyada zaten artma trendine giren ABD dolarına karşı TCMB elinde tek etkili silah olan faiz popülist politikaların etkisiyle kontrollü olarak artırılamamıştır. Araya seçimlerin de girmesiyle beraber artan bu popülist süreç 2018 yılının ağustos ayında doların patlamasıyla zirve yapmıştır. ABD ile yaşanan gerginlikler yanında doğrudan yabancı yatırımlar ve sıcak para girişi ciddi ölçülerde azaldığı için doların 5 TL altına düşmesi artık mümkün görünmemektedir. Bu durum döviz bazında çok ciddi ölçülerde açık pozisyonu olan Reel sektör firmalarını zor duruma sokmuştur.

Döviz artışıyla beraber faizlerin de artması toplam talebi olumsuz etkilemiş; tüketim eğilimi, sanayi üretimi düşerken fiyatlar, enflasyon ve işsizlik artmış; sonuçta ekonomik büyüme düşme eğilimine girmiştir. Ekonomi biliminin ünlü Phillips eğrisine göre enflasyon ile işsizlik ters orantılı olup, enflasyon artarsa işsizliğin düşmesi demektir ki Türkiye burada ezberi bozmuştur. 2018’in son çeyreğinde eksiye düşmesi beklenen ekonomik büyüme 2019 yılının ilk çeyreğinde de düşmeye devam ederse söz konusu olacak resesyon enflasyon ile birleşerek stagflasyon tehlikesini ortaya çıkaracaktır.

Sonuç

Yeni dünya düzeni ve stratejilerine karşı varlıklarını sürdürme uğraşının sonucu olarak Çin ve Rusya öncülüğünde Şanghay İşbirliği Örgütü ( ŞİÖ ) kurulmuş ve bu kuruluş Hindistan ve Pakistan’ın da katılımıyla iyice güçlenmiş durumdadır. Bu gelişim aslında 21. yüzyılın artık Ortadoğu’da değil “Pasifik ekseni üzerinde” amansız mücadele sonrası hatta günün birinde ortaya çıkması olası bir savaş sonrası şekilleneciğinin habercisidir.

ABD ile Çin arasında 2018 yılı içerisinde ortaya çıkan ticaret savaşı aslında pasifik ve dünya üzerinde vuku bulan amansız mücadelenin negatif bir yansımasıdır. Bu yansıma Çin ekonomisini olumsuz etkilemiş, Çin’de ekonomik büyüme azalma trendine girmiştir. Bu da küresel ekonomi için kötü haber olmakla birlikte petrolün 50 dolar seviyelerinde kalma tahmini ve FED’in 2019 yılı içerisinde faiz artırmama eğiliminde olması sıcak para girişine muhtaç Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkeler için iyi haberdir.

Stratejik derinlik adına Türkiye’nin Suriye’de oyuna gelip stratejik bataklığa saplanmış olduğu gerçeği pek dillendirilmese de kamuoyunda artık mutabık kalınmış bir konudur. Bu hata sonucu Türkiye ciddi ölçülerde terör, güvenlik ve mülteci sorunuyla karşı karşıya kalmıştır. Esad’sız çözüm olmayacağı anlaşılan Suriye’de Rusya lideri Putin’in önerileri doğrultusunda gerçekçi işbirliği sürecine girilmesi belki de somut çözüm yollarından birisi olacaktır.

Görünen odur ki Keynes iktisadı doğrultusunda Türkiye iç pazarında düşen toplam talebi dolayısıyla üretim ve büyümeyi teşvik amacıyla bireysel ve reel borçların kamu bankaları aracılığı ile yeniden yapılandırılması dahil kamu harcamalarının arttırılması yoluna gidilmiştir. Dolayısıyla kamu borcu ve bütçe açığının artması göze alınmış durumdadır. Ancak bu girişim reel sektördeki yapısal sıkıntılar giderilmediği sürece uzun vadeli etki yaratmayacaktır. 2001 krizi finans krizi olmasına karşın 2018 krizi reel sektör borç krizidir. Reel sektörde de yapısal reformları zorunlu hale getirmiştir.