KORONA SONRASI GLOBAL EKONOMİDE TSUNAMİ TEHLİKESİ VE TÜRKİYE

Çin’in Wuhan şehrinde Aralık 2019 itibariyle ortaya çıkan koronavirüs (covid-19) vakası kibirli Batı ülkelerince önce Çin vakası olarak tribünlerde izlenip sosyal medya da alaya alınırken Mart başı Avrupa’yı vurduğunda özellikle sağlık sistemi tartışmalı İtalya ve İspanya hazırlıksız yakalanmış durumdadır. Bu vakayı sert ve acil önlemler sonucu kontrol altına almayı başardığı görülen Çin’den gelen verilere göre ACE-2 proteinine tutunan virüsün nüfusun genç yaşlardaki %80’inde hafif , %15’inde orta düzey ,%5’inde ise daha ağır düzeyde seyrettiği çoğu yaşlı %1-2’lik nüfusta ise ölümlere yol açtığı sonucuna varılmıştır. Ancak nüfusun %66’sının bu virüs ile karşılaşacağı tahmini altında 100 milyonluk bir nüfusta bu oranın dahi 1-2 milyonluk ölüme yol açacağı düşünülürse durumun vahameti ortaya çıkmaktadır.

Kıtalararası uçuşların dahi durmasına yol açan bu vaka 11 eylül sonrası küresel , tarihsel ve ekonomik yeni bir dönüm noktası olmaya aday olup, ülkemiz ve dünyanın ağır bir ekonomik fatura ile karşı karşıya kalması söz konusudur.

Tekrar hatırlatmak gerekirse dünyada bilgisayar üzerinde kaldıraçlı türev ürünler dahil tüm finans ürünlerinin online işlemleri neticesi ortaya çıkan ve  para piyasası fonları, aracı kurumlar, bankalar, Rating şirketleri, CDO , CDS ‘ler, piyasa yatırımcıları, diğer şirketler, bireysel yatırımcılar, Borsalar vs…kısacası zincirleme tüm piyasaları “çekim gücü” kapsamına alan yıllık 900 Trilyon dolarlık finans kapitalin hakimiyetine geçmiş bulunan , henüz akademik formatlanamamış ve karşı koymaya hiçbir gücün yetmeyeceği “Sanal Ekonomi” ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Teorik olarak dünya da 900 Trilyon dolarlık Sanal Ekonominin 80 trilyon dolarlık reel karşılığı vardır ve bilanço 820 Trilyon dolarlık dolarlık çok tehlikeli “sanal batak” vermektedir. Yine teorik olarak 900 trilyon dolarlık online işlem hacmini kapsayan “sanal para”nın %1’i dahi nakde çevrilmek istense ortaya 9 trilyon dolarlık devasa likit para ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.  Dolayısıyla bu batağın karşılanması hiçbir şekilde mümkün görünmemektedir. Bir türlü doymak bilmeyen piyasalara “parasal genişleme paketleri adı altında” başta FED ve Avrupa merkez bankası olmak üzere karşılıksız basılarak piyasaya sürülen trilyonlarda dolarlık paralar ( QE ‘ler )  sorunu habire ertelelemekten öteye gidememiş ve küresel piyasalar adım adım çöküş sürecine doğru yol almaktadır.

Kononavirüs vakası  2008 mega krizi sonrası zaten tam toparlanmamış piyasalarda toplam talepte ciddi düşüşe yol açacak bu da tüketim , yatırım , üretim , turizm, ulaşım , GSYH , özellikle işsizliği ve dolayısıyla toplumsal refahı çok olumsuz etkileyecektir. FED ve ECB dahil merkez bankaları  trilyonlarca dolar likit paraları piyasalara sunmak üzere “son çare” olarak tekrar harekete geçirmiş durumdadır. 2008 mega krizinde piyasalarda fırtınanın yol açtığı dalgalanmalar olurken bugün “koronavirüs depremi” sonrası piyasalar tsunami tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Türkiye’de de kamunun 100 milyarlık bir bütçe ile duruma müdahalesi öngörülmüştür. Dolayısıyla ;

  • TCMB ihtiyat akçesinin (kefen parası) kamu harcamalarında artık harcandığı varsayımı altında paranın kaynağının ya bir trilyon dolarlık kaynak ayıran IMF üzerinden, ya talepte olan düşüşün enflasyonu dengeleyeceği düşüncesi ile para basılarak ya da her iki yoldan sağlanması söz konusu olmaktadır.
  • 2013 yılından bu yana faiz takıntısı içerisine giren TCMB’nın faiz indirim kararlarının göbekten bağımlı olduğumuz doların yükselmesine yol açtığı ve dolayısıyla dolara endeksli olan enflasyonun da yükselmesine yol açtığını hatırlatmakta yarar vardır. QE adı altında tekrar global piyasalara sürülecek trilyonlarca doların “sıcak para altında” Türkiye’ye döviz kaynağı olarak girişi isteniyorsa bu aşamadan sonra en azından politika faizinin daha fazla indirilmemesinde fayda vardır.
  • Borçların ertelenme stratejisi bu kez alacaklılarda ciddi sorunlara yol açacağı için ertelenme değil somut borç yapılandırmasının gündemde tutulması zincirleme olumsuz etkileşimin önüne geçilmesi açısından önem arz etmektedir.

Sonuç :

İlk aşamada ABD’de başlayan ikinci aşamada AB’ye bulaşıp Yunanistan’ın iflasıyla zirve yapan 2008 mega krizi üçüncü aşama olarak gelişmekte olan ülkelerde baş göstermiştir. Koronavirüs vakası sonrası dördüncü aşama olarak kabul edilebilecek finansal krizin bu kez dünyayı durma noktasına getirdiği ve tusunami misali ülkeleri vuracağı öngörülmektedir. Belkide bu çöküş süreci dünya da yeni bir çağın yeni devrim sancılarının habercisidir.

Önceki yazılarımızda ele aldığımız üzere dünya yönetiminde söz sahibi olan küresel-oligarşik sistemin Thomas Robert Malthus’un tartışmalı görülen teorisi kapsamında dünya nüfusunu 21.yüzyıl sonunda yarıya indirgemeye yönelik açığa çıkmış olan planları hala güncelliğini korumaktadır. Kuş gribi ile başlayıp domuz gribi ve sonrasında piyasalara servis edilen aşılama kampanyalarıyla devam eden süreçte Finlandiya’lı ünlü doktor Rauni Kilde’nin ortaya konulan bu senaryolar ve tatbikatçılarına ilişkin çarpıcı açıklamaları unutulmuş değildir.  Ray Kurzweil’e göre gelecekte insanlık ; insan1.0 versiyonundan genetik, nonoteknolojik ve robot teknolojilerinin yol açacağı yeni tip dijital devrimler sonrası insan2.0 kodu altında çiplerle donatılmış , zihni kontrol altına alınmış ve yarı robotumsu yeni versiyonuna geçirilme sürecine sokulacaktır.

Dolayısıyla çok daha geniş kapsamlı , daha karmaşık, 11 eylül sonrası küresel , tarihsel ve ekonomik yeni bir dönüm noktası olmaya aday Koronavirüs (covid-19) vakasının da bu çerçevelerde değerlendirilmesi ve özellikle ABD dahil ulusal yapılarını hala korumaya kararlı olan devletlerin tedbirli olması konusunda akil otoriteler görüş birliği içerisindedir.