TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN AÇILIŞININ 100. YILINDA
MİLLİ EGEMENLİK İÇİN
MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİK

 

Geride bıraktığımız 2019 yılı, Milli Mücadele’nin başlangıcının 100. Yıldönümü olması açısından hem ülkemiz hem de Milletimiz için çok önemli bir zaman dilimiydi. Türk Milli Mücadelesinin başladığı 1919’dan bu yana geçen 100 yılı idrak etmeye çalıştığımız ve hala varlığımıza yönelen tehdit ve saldırılarla uğraştığımız günümüzde dünya çok kırılgan bir süreç yaşamakta; ilk olarak Çin Halk Cumhuriyeti’nde etkisini göstermiş olan ve sonrasında başta İtalya, İran, İspanya, Fransa ve ABD olmak üzere dünyanın pek çok ülkesine yayılmış bulunan koronavirüs salgın hastalığı; hem ulusal hem de uluslararası kamuoyunun en önemli gündem maddesi haline gelmiş bulunmaktadır. Salgınla mücadelede sağlığa ilişkin hususların dışında en çok konuşulan ve siyasi liderlerce dile getirilen husus; bundan sonra dünyada hiçbir şeyin aynı olmayacağıdır. Ne kadar süreceği belli olmayan ve şimdiden başta sağlık sistemleri ve ekonomi olmak üzere pek çok faaliyet ve hizmet alanını etkileyen bu salgın hastalık; dünyada bireyden topluma, toplumdan halklara, ekonomiden siyasete, psikolojiden sosyolojiye, inanç ve ibadet tarzlarından mimariye dek çok geniş bir alanda insanlığı etkileyeceği kanısı oluşturmuştur.

Sevindirici olarak ilk göze çarpan husus ise, demokratik kültür gelişimi açısından insanlardaki kamusallaşma bilincinin arttığı, kamu hizmetlerinin önemi konusunda farkındalığın yükseldiği ve bunun halk nezdinde kamuoyu oluşturma ve kamusal işlemlere ilgi, bilgi, tepki – katkı olarak nitelendirilebilecek siyasal katılmayı hem nicelik hem de nitelik yönünden artırdığı – artırmaya da devam edeceği yönündedir. Bu artış da ulus devletlerin ayırıcı özelliği olan halk egemenliği; ülkemizde ise milli egemenlik olarak tarihsel gelişim seyreden devletin egemenlik unsuru bakımından olumlu kabul edilebilecek bir devinimdir.

Tüm dünya salgın hastalığın sebep olduğu sorunlarla başa çıkmaya ve hastalığın pençesinden kurtulmaya çalışırken, Türk Milleti de bugün hem salgın hastalığın yol açtığı zorluklarla mücadele etmekte, hem de halkının farkındalık ve bağışıklık direnciyle sınanmaktadır. 2020 yılı da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 100. yıl dönümü olması açısından olağanüstü dikkat ve değer atfederek vatanseverliğimizi, yurttaşlık bilincimizi ve sorumluluğumuzu göstereceğimiz tarihi bir eşiktir.

Hatırlayalım;

Dört yıldan fazla süren 1. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu parçalanmış, zaten ekonomik açıdan çökmüş olan İmparatorluk, savaşın galipleri tarafından paylaşım kavgasına konu olmuştu. Dünya ölçeğinde en büyük kaybı Anadolu’nun verdiği bu savaştan Çanakkale müdafaasına rağmen mağlup çıkılmış, 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanmıştı. Bu mütarekeyle birlikte fiilen ortadan kalkan Osmanlı İmparatorluğu’nu nasıl paylaşacakları konusunda anlaşamamaları nedeniyle,  emperyalist batılı devletlerin galip devletler olarak mağlup Almanya, Avusturya ve Bulgaristan’la ağır şartlar içeren barış antlaşmalarını bir yıl zarfında imzalamalarına rağmen, İngiliz Lord Curzon’un Sevr taslağını ortaya çıkarması Ağustos 1920’yi bulmuştu. (Tarihçiler tarafından da başarısız bulunan bu taslak 10 Ağustos 1920’de imzalanmış olsa da hukuken yok hükmündedir. 16 Mart 1920’de İstanbul işgal edilip Meclis-i Mebusan dağıtıldıktan sonra TBMM 7 Haziran’da aldığı bir kararla 16 Mart 1920’den itibaren İstanbul Hükümetince yapılan bütün uluslararası antlaşmaları, sözleşmeleri, her türlü belgeyi geçersiz saymıştır.)

Güya ateşkes anlaşması olan Mondros’tan beş gün sonra İngilizlerin Musul’u işgalini ve Fransa ile İtalya’nın da peşinden Güneydoğu Anadolu’yla Akdeniz’i işgal etmelerini unutmayalım. 15 Mayıs 1919’da da İzmir’de Yunan işgali başlamış, Ankara yakınlarına kadar yayılmıştı. 19 Mayıs 1919’da Samsun’dan başlayan, kongreler ve olağanüstü yetkileri haiz Meclis’in açılmasıyla kurumsallaşan Milli Mücadele bütün emperyalist hesapları alt üst etmişti.

Türk varlığının ve kültürünün önce Balkanlar’dan sonra da Anadolu’dan kanlı savaşlarla yok edilmeye ve silinmeye çalışıldığı on yılların sonunda Mustafa Kemal Paşa önderliğinde verilen Milli Mücadele; emperyalist hesapların tutmadığını, Balkanlar’dan tüm kültürel zenginliğini dünya durdukça çalınıp söylenecek bir ezgi olarak koyup gitse de Anadolu’ya nasıl kök saldığını, bu köklerin asla sökülüp atılamayacağını gösteren bir tarihi derstir.

23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasına kadar geçen zamanda önemli gelişmeler olmuştur. Büyük fedakârlıklarla toplanan son Meclis-i Mebusan’da Mustafa Kemal Paşa’nın yönlendirmeleriyle,  28 Ocak 1920’deki oturumda genel hatları Erzurum ve Sivas Kongrelerinde çizilmiş Misak-ı Milli kabul edilmiş, 17 Şubat 1920’de de ilan edilmiştir. Milli Mücadelenin güç kazanması, İstanbul Hükümeti üzerindeki gücünü artırması, Mustafa Kemal Paşa’nın 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelerek karargâhını buraya taşıması, Misak-ı Milli’nin ilanı gibi gelişmeler üzerine 16 Mart 1920’de İstanbul işgal edilmiş, 19 Mart 1920’de de Mustafa Kemal Paşa yayınladığı bildiride ‘olağanüstü yetkileri haiz bir Meclis açılması’ için tüm yurda çağrıda bulunarak seçimlerin yapılmasını istemiş ve yapılacak seçimlerin esasını belirlemiştir.

23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi büyük bir inanç ve coşkuyla açılmış, Meclis’in açılışı İstanbul’un işgalinin amaç ve değerini sıfırlamış, Müttefikler için kaçınılmaz sona doğru giden sürecin en önemli eşiği aşılmış, Milli Mücadele kurumsallaşmıştır. Bugün, Türk Milleti’nin, elinde kalan Anadolu topraklarında yeni devletini kurduğu kutlu gündür. Bugün, egemenliğin kayıtsız şartsız Milletin olduğunun tescil edildiği gündür. 29 Ekim 1923’de ilan edilen Cumhuriyet’in en temel ilkesi milli egemenliktir. O nedenle esasen Cumhuriyet’in izhari (görünür) olacağı güne kadar izlenecek yolun temel taşlarının örüldüğü ihdasi (kurucu) nitelikte değerli ve vazgeçilmez tarihi bir gündür.

Dünyanın merkezi coğrafyası olarak da kabul edilen bölgede üniter devlet yapısıyla varlığını ve bağımsızlığını sürdürmeye çalışan Türkiye Cumhuriyeti bugün tüm ontolojik unsurları ile tehdit altındadır. Dünya barışı ve insan haklarının korunması açısından ayrı bir önemi bulunan bu sürecin hukuk devleti, anayasal devlet, demokrasi gibi insanlık birikimini de tehdit ettiği görülmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Devlet’in varlığının korunmasında ve demokrasisinin gelişmesindeki rolü ise en üst seviyededir. O nedenle; 23 Nisan 2020’de başta başkentimiz Ankara’da olmak üzere tüm yurtta, 1920’de Anadolu’nun her yerinden gelerek TBMM’ni açan fedakâr vatanseverleri anmak her bir Türk vatandaşının tarihi sorumluluğu, boynunun borcudur. Mustafa Kemal Atatürk’ün ve arkadaşlarının izlediği yolu izlemek, onlardan devraldığımız vatanımızı korumak ve Cumhuriyetin tüm kazanımlarını gelecek nesillere taşımak kararlılığı ve inancıyla 23 Nisan 2020, Devletimizin kuruluşunun 100. Yılı kutlu, Cumhuriyetimiz daim, Milli egemenliğimiz kaim olsun.