ULUSAL EGEMENLİĞİMİZİ ELDE EDİŞİMİZİN YILDÖNÜMÜNDE; YÜZÜNCÜ KUTLU YILDAYIZ

Elbette çok mutlu, heyecanlı ve gururluyuz. Pandemi koşullarında Anıtkabir’imizde, tören alanlarımızda ve sokaklarımızda arzu ettiğimiz ziyaretleri ve şölenleri yapamasak da, bu yıl evlerimizi daha fazla bayrak ve görselle ve birkaç gün önceden başlayarak süsledik. Bütün bunlar aslında o büyük coşkunun sessiz dışavurumlarıdır.

Önce bu büyük bayramın asli nedenine bir bakalım.

Ulusal Egemenlik

Kuşkusuz insanın olmadığı yerde toplumdan ve milletten (ulustan)  bahsedilemez. Milletin olmadığı yerde de devletin anlamı olmaz. Devlet ise mutlaka millet için vardır. Milletin çıkarlarını gözetmeyen; sadece kişi, aile ve zümre çıkarlarını korumak için kurgulanan bir sistemin, devlet olarak adlandırılması ve varlığını sürdürmesi mümkün değildir.

Devlet yapısının oluşumunda ve devlet kurgusunda en üstün irade ise egemenliktir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenliğinin tapusu sadece ve sadece Türk Milletine aittir. Egemenliğimiz tektir, bölünemez ve kişilere devredilemez. Temsil yetkisini geçici ve koşullu olarak milletten alan görevliler emanete sahip çıkmak, saygı duymak ve aldığı gibi iade etmekle yükümlüdürler. 

Türk milletinin genetik kodlarındaki en önemli özelliklerden biri özgürlüğüne ve bağımsızlığına düşkünlüktür. Yüz yıl önce tarih sayfalarına işlenmeye başlayan Türk Bağımsızlık Savaşı kişi, aile ya da zümre çıkarlarını korumak için değil ulusun onurunu ve bağımsızlığını kurtarmak ve korumak için gerçekleştirilmiştir. Sömürgeci hedeflerini gerçekleştirmek ve bir milleti esir almak için gelen işgalciler ve onların yerli iş birlikçileri bertaraf edilmiş ve hayallerini ertelemek zorunda bırakılmışlardır.

Temelleri 23 Nisan 1920’de atılan ve kutlu savaşın sonunda zaferle ve akabinde 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti ile taçlandırılan egemenliğimiz şüphesiz ilelebet Türk Milletine ait kalacaktır.

Ancak sömürgeci zihniyetin ve güncel iş birlikçilerinin ertelenen hayallerini hiç unutmamalıyız. Bu arsız planlara karşı farkındalığımızı yüksek tutmak zorundayız. Yoksa egemenliğinden vazgeçebilen toplumlar durumuna düşeriz. Yüce önderimiz bu tehlikeye karşı defalarca ikazda bulunmuştur.

Çocuklarımız

Her savaşın kazananı ve kaybedeni vardır, ancak her savaşın acı çekmiş çocukları da vardır. Osmanlı’nın son dönemlerinde yapılan savaşlarda ve milli mücadele yıllarında sahipsiz, öksüz ve yetim kalan çok sayıda çocuk vardı. Bu çocuklara yardım edebilmek amacıyla kurulan teşkillerden en önemlisi Himaye-i Etfal’dir. 1917 yılında İstanbul’da kurulan ve cemiyetin kurucularının Milli Mücadele için Anadolu’ya geçmelerinden sonra faaliyetlerini Ankara merkezli olarak sürdüren Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin çalışmaları 1921 yılı Ağustos ayından itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin koruyuculuğuna alınmıştır.

Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının katıldıkları savaşların cephelerinde ve intikal yollarında gördüğü kimsesiz çocuk manzaraları daha milli mücadele devam ederken bu önemli soruna el atmalarına neden olmuştur.  Kurtuluş Savaşımızın sonrasında O’nun ve silah arkadaşlarının çok sayıda kimsesiz çocuğu evlatlık edindiklerini ve Himaye-i Etfal Cemiyeti koordinesinde tüm Anadolu’da askeri kışlalar da dâhil uygun olan her tesiste kimsesiz çocuklara sahip çıktıkları bilinmektedir. Konu asli bir vazife haline gelmiştir ve öyle olmalıdır. Bu vesileyle Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin ve devamında Çocuk Esirgeme Kurumu’nun yetiştirdiği yüzlerce, binlerce vatan evladının tüm zamanlarda Millet’e ve Devlet’e çok büyük katkıları olduğunu anımsatmakta fayda görüyorum.

Yüce Atatürk’ün ve dava arkadaşlarının 23 Nisan gibi önemli bir günün adını ve kutlama şenliklerini çocuklara da armağan etmesinin arkasında bu büyük vefa duygusu yatmaktaydı. Sonraki dönemlerde 23 Nisan kutlamalarının tüm Dünya çocuklarının da bayramı haline gelerek evrenselleşmesi ayrı bir mutluluk kaynağı olmuştur.

23 Nisan 2020’de; 100’üncü kutlu yılımızda öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanımız, ebedi ve tek önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ü ve yüksek ruhlu silah ve dava arkadaşlarını minnet ve saygıyla anıyor, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı kutluyorum.

Rafet ASLANTAŞ

ANKA Enstitüsü Başkanı