BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY VE ASALA’NIN AVUKATI PATRİK DEVECİYAN: 10 NİSAN VE 29 MART

ASALA terör örgütünün bir dönem avukatlığını da yapan Ermeni asıllı Patrik Deveciyan COVID-19 sebebiyle 26 Mart 2020 tarihindeki paylaşımından 3 gün sonra 29 Mart’ta 75 yaşında vefat etmiştir. Deveciyan’a 25 Mart Çarşamba günü Korona virüs teşhisi konulmuş ve hastanede tedavi altına alınmıştı. Deveciyan, 1981 yılında Türkiye’nin Paris Başkonsolosluğu’nu basıp güvenlik görevlisi Cemal Özen‘i öldüren ve Muavin konsolos Kaya İnal‘ı yaralayan Ermeni terör örgütü ASALA’nın avukatlığını üstlenmişti.

1Deveciyan’ın sözde Ermeni soykırımının tanınması için yaptığı girişimlerden önce 10 Nisan’ı ve Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i hatırlamakta yarar vardır.

Birinci Dünya Savaşı’nda Ermeniler, Anadolu’yu işgal etmeyi planlamakta olan Ruslarla işbirliği yapmışlardır.  Kemal Bey’in Yozgat ve Boğazlıyan’da göreve başladığı sıralar ve görevini sürdürdüğü dönemde Anadolu’nun birçok yerinde eş zamanlı Ermeni isyanları çıkmıştır. Osmanlı Devleti o dönemde olağanüstü savaş şartlarında bölgelerde asayişi sağlamak için  “tehcir” kararı almıştır.

2Bunun üzerine Kemal Bey’in görev yaptığı Yozgat ve Boğazlıyan çevresinde Ermeni tedhiş faaliyetleri artmış, Kemal Bey bu tedhiş faaliyetlerine engel olmuştur. Mehmet Kemal Bey devletin güvenliği adına sorumluluk almış ve Ermenilerin Müslümanlara karşı planlamakta oldukları katliamlara engel olmak adına İstanbul’dan kendisine verilen emirleri yerine getirmiştir.

Ermenileri Tehcir Edenlerin Yargılanması ve Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in Hakkında Verilen İdam Kararı, Mondros Mütarekesinden sonra ittihatçıların izlerini silmek amacıyla Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın baskısı sonucu alınmıştır.  Bu kapsamda “ülkeyi savaşa sokanlarla Ermenileri tehcir edenlerin yargılanması” istenmiş ve bu yönde ilk adım Tevfik Paşa Hükümeti’nin 1 Mart 1919’da Padişaha sundukları kararname ile atılmıştı.

Padişah, olağanüstü yetkilere sahip Dîvân-ı Harb-i Örfî”  mahkemesinin bakanları yargılamasına Kanun-i Esasi’nin izin vermediğini ve suçluların cezalandırılması için yeni mahkemelere ihtiyaç olmadığını belirterek kararnameyi geri çevirmişti. Fakat Ermenilerin ve İngilizlerin isteklerini gerçekleştirmek için göreve gelen Damat Ferit Hükümeti, ilk iş olarak Ermeni tehciri ile ilgili yargılamaları gündeme getirmiş ve bu mahkemelerin devreye sokulması için sarayı ikna etmişti.

Damat Ferit, yakın ilişki içinde bulunduğu İngiltere Büyükelçiliği’nin taleplerini yerine getirerek “tehcir ve harp mesulleri bahanesi ile birçok namuslu, vatanperver ricalin tevkifini” istemişti. Damat Ferit, hiç olmazsa birkaç “Türk idarecinin kanı dökülmeliydi ki, Ermeni Komitecilerinin iştahı tatmin edilebilsin” düşüncesindeydi.

Çok geçmeden Ermenilerin beklentileri, Damat Ferit’in çabalarında karşılık bulacak bu işbirliği sonucunda mahkemelerde Türk bürokratlar yargılanmaya başlayacaktı.  Masum Türk idarecileri, Beyazıt Meydanı’ndaki darağaçlarında can vererek görevlerini yerine getirmenin bedelini ağır bir şekilde ödemişlerdir.

Kemal Bey devletin aleyhinde savunma yapmamış aksine düşmanlarla işbirliği yaparak ihanet içinde olan Ermenilere devletin hiçbir zaman “zalim” ve “adaletsiz” davranmadığını açıklamıştır.  Kemal Bey asılacağını öğrendiğinde bile ölmekten değil,  çocuklarını ve ailesini geride yalnız bırakmaktan korkmuştur.

Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in hakkında verilen infaz kararının 10 Nisan 1919 Perşembe günü Beyazıt Meydanı’nda yerine getirileceği ilan edildikten sonra yüzlerce kişi Beyazıt Meydanı’nda toplanmaya başlamıştı. Herkes nefeslerini tutmuş bir noktaya odaklanmıştı. Bu nokta üstünde “Dâire-i Umûr-ı Askeriye” yazılı Harbiye Nezareti kapısıydı.

Bu kapıdan çıkan bir müfreze askerin ortasında Kemal Bey yürüyordu. Usulen son sözü soruldu. Kemal Bey, “Sevgili vatandaşlarım! Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet” dedikten sonra idam edilmiştir.

Patrik Deveciyan, Fransa’da ve Batı dünyasında tanınan bir siyasetçi idi.  Milletvekilliğinin yanında eski Cumhurbaşkanları Jacques Chirac ve Nicolas Sarkozy dönemlerinde bakanlık yapmıştı. Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını tanıması için çok çaba harcamıştı.

Sivaslı  Ermeni baba ile Fransız annenin çocuğu olarak 29 Ağustos 1944 tarihinde Fransa’da doğmuştur.   Rober Koptaş’ın yönettiği Aras Yayıncılık tarafından yeniden yayımlanan, ilk basımı 1915’te yapılmış “Türkiye’de Balık ve Balıkçılık” adlı kaynak kitabın yazarı eski İstanbul Balıkhane Müdürü Karekin Deveciyan dedesidir. Karekin Deveciyan (1868, Harput – 8 Ocak 1964, İstanbul), Zoolog ve yazardır. Düyûn-ı Umûmiye’de uzun yıllar görev almış,   Balık ve Balıkçılık adlı 1915 tarihli kitabıyla tanınmıştır.

3

(Makbule Sarıkaya. “Karekin Deveciyan’ın 1915 Tarihli Balık ve Balıkçılık Eseri”  Acta Turcica. 12 Şubat 2017 tarihinde kaynağından  arşivlendi.  8 Ekim 2017)

Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti üzerinde jeopolitik ve jeostratejik konumlarından dolayı geçmişte çeşitli ülke ve grupların çıkarları olmuştur. Bu çıkarlar zaman zaman örtüşmüş, zaman zaman çatışmıştır.

Ermeni terör örgütü ASALA 1973 yılında ortaya çıkarak, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra yurt dışındaki temsilciliklerimize ve diplomatlarımıza yönelik sabotaj ve suikastlar gerçekleştirmiştir. 1984 yılına kadar eylemlerini sürdürmüş, bu yıldan sonra yerini PKK terör örgütüne bırakmıştır. 15 Ağustos 1984 tarihinde  PKK Eruh’ta ilk eylemini gerçekleştirmiştir.

PKK, 21-28 Nisan 1980 tarihini Kızıl Hafta ve 24 Nisan’ı da Ermenilerin soykırım günü ilan etmiştir. 8 Nisan 1980 tarihinde Lübnan’ın Sidon kentinde PKK ve ASALA ortak basın toplantısı düzenlemiştir. Abdullah Öcalan Ermeni Yazarlar Birliği tarafından büyük Ermenistan fikrine katkılarından dolayı onur üyeliğine seçilmiştir.

Ermeni Hınçak Partisi, ASALA ve PKK terör örgütleri mensupları 4 Haziran 1993’de batı Beyrut’ta bulunan PKK merkezinde toplantı yapmıştır.  Bunlar, “düşmanımın düşmanı benim dostumdur” görüşünün çok ötesinde PKK ve ASALA bilinçli işbirliğinin göstergeleridir. ASALA ve PKK terör örgütlerinin arkasında, bu örgütleri kullanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlenmesini istemeyen güçler vardır.

1985-1990 yılları arasında Paris’te görev yaptığım için önce ASALA daha sonra PKK terör örgütünün Türk diplomatlarına yönelik tehditlerine tanık oldum. Devletin verdiği korunma aracını 5 yıl taşımak zorunda kaldım.

Osmanlı devletini parçalamak amacıyla Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan Ermenileri kullanmış, onları kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmişlerdir. Osmanlı devletinde Ermeniler askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulmuş, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve yönetimde önemli yerlere gelmişlerdir. Devlete bağlı, Türklerle kaynaşmış olduklarından Ermeniler “millet-i sadıka” olarak kabul edilmiştir.

Aralarında Dışişleri, Maliye, Bahriye, Bayındırlık, Hazine, Posta-Telgraf, Darphane Bakanlıkları yapanlar olmuştur. Osmanlı devletinin zayıflamaya başladığı dönemlerde  Avrupa devletleri ve Rusya’nın kışkırtması sonucunda Türk-Ermeni ilişkileri bozulmuş, Batılı misyoner din adamlarının faaliyetleriyle Ermeniler dini, kültürel, ticari, sosyal ve siyasi açılardan Türk toplumundan uzaklaşmıştır.

Patrik Deveciyan, Fransa’da ve Batı dünyasında tanınan bir siyasetçi idi.  Milletvekilliğinin yanında eski Cumhurbaşkanları Jacques Chirac ve Nicolas Sarkozy dönemlerinde bakanlık yapmıştı. Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını tanıması için çok çaba harcamıştı.  Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine karşıydı.  1992 yılında dönemin sosyalist hükümetinin Maastrich Anlaşması’nın halkoyuna götürmesi sürecinde partisinin aksine anlaşmanın kabulü için çalışmıştı. Anlaşma kıl payı yüzde 51,04 oyla kabul edilmişti.

Sözde Ermeni soykırımının inkârını suç sayan tasarıyı destekleyen Deveciyan, Sarkozy’nin Başbakan Erdoğan’a yaptığı tekliflerin arkasındaki isimdi.  Sarkozy Erdoğan’a üç şart öne sürmüştü.  İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy’nin, telefonla görüştüğü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a  “Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesini iptal edin bizde yasayı bloke edelim” dediği iddia edilmiştir. Fransız kaynaklarınca ortaya atılan iddiaya göre, Sarkozy görüşmede, “Türkiye-Ermenistan sınırının açılması”, “Türkiye tarafından, Türk ve Ermenistanlı tarihçilerden oluşması savunulan ortak komisyonun politik ağırlıklı bir komisyona dönüştürülmesi” taleplerinde bulunmuştu.

Erdoğan’ın Sarkozy’den yasaya destek vermemesini istediği buna karşılık Sarkozy’nin de Ankara’nın bu önerilere sıcak bakması durumunda yasa teklifinin meclisten geçmesini frenleyebileceğini ima ettiği açıklanmıştır.

Deveciyan, Fransa’da 29 Ocak 2001 tarihinde çıkan yasadan sonra sözde Ermeni soykırımını destekleyen en aktif kişilerden biri olmuştur. Sözde soykırım yasasında  “Fransa Ermenilerin 1915 yılında maruz kaldığı soykırımı tanır” ifadesi yer almıştır. O dönemde Bakan Jean Jacques Queyranne, kabul edilen yasanın Türkiye’ye yönelik bir yaptırım olmadığını söylemiştir. (S. Rıdvan Karluk, Avrupa Birliği, 11 Baskı, İstanbul, 2014, s. 586)

Fransa, Türkiye’yi  tarihte yapılmayan sözde Ermeni soykırımı ile suçlayan  yasa çıkaran dünyadaki ilk ülkedir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac yasayı onaylamıştır ama Türkiye’ye zaman zaman karşı çıkmasına rağmen bir gerçeği de kabul etmiştir: ”Avrupa’nın temel şartlarına uymuş olan Türkiye güçlü bir Avrupa için olağanüstü bir şanstır.”  Türkiye’nin Avrupalı olduğunu vurgulamak için de  “Hepimiz Bizans’ın çocuklarıyız” demiştir. (S. Rıdvan Karluk, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak,  İstanbul, 2013, s. 570)

Paris’te görev yaptığım dönemde Chirac Paris Belediye Başkanı idi. Türkiye’nin bir etkinliğine katılmıştı. Benim de çok kısa da olsa kendisiyle tanışma ve soru sorma imkânım olmuştu.

Fransa, Osmanlı İmparatorluğunu tarihe gömen Sevr  (Sevres) Anlaşması’nın imzalandığı Paris’in Sevr banliyösündeki seramik müzesinin önüne Ermeniler tarafından  8 Mart 2001 tarihinde Ermeni soykırım  anıtı açılmasına izin vermiştir. Anıtın üzerinde “1915’te Jön Türk Hükümeti tarafından Birinci Dünya Savaşı’nda soykırıma uğratılan 1,5 milyon Ermenin anısınayazılıdır.

                                                     54

Bu ifade yukarıda görülebileceği gibi Nazi Auschwitz toplama kampının önünde de vardır. Bir farkla. “1,5 milyon Yahudi”  “1,5 milyon Ermeni” olarak değiştirilmiştir.

Sözde Ermeni soykırım anıtının Sevr Anlaşması’nın imzalandığı binanın önüne dikilmesinin sebebi şudur: “Biz Ermeniler Türkiye Cumhuriyetini kuran Lozan Anlaşmasını tanımıyoruz. Bizler Sevr Anlaşması’nın halen yürürlükte olduğunu kabul ediyoruz. Çünkü Sevr’de büyük Ermenistan vardır.” 

Ermenistan, Türkiye’nin doğu sınırlarını tanımamakta ve Ağrı dağını kendi toprağı olarak görmektedir. Fransa, 24 Nisan 2003 tarihinde Paris’te Kanada meydanına Komitas Sogomonyan adına  bir sözde Ermeni  kin anıtı dikilmesini de onaylamıştır.

Deveciyan bu süreçte Sabah’ın Paris temsilcisi Belkıs Kılıçkaya’ya büyük sokak gösterileri, sloganlar, afişler, yani inkârın propagandasına yönelik şeyler olacağını söylemişti:  “Pek tabii hayır bu soykırım değildir diye tartışmak üzere yayınlanan bir Osmanlı vesikasını izah eden yazılar değil mesela. Bu elbette bir inkâr diye yorumlanamaz.”  

Avrupa Toplulukları nezdindeki Daimi Temsilciliğimize Büyükelçi Pulat Tacar’ın tayini 1984 yılı Kasım ayında çıkınca, DPT’de beni ziyarete gelmiş ve genel bir görüş alış verişinde bulunmuştuk. O dönemde ben Devlet Planlama’da AET Dairesi Başkanı idim. Ankara’daki görüşmemizden 7 ay sonra benim 1985 Haziran’ında Paris’e OECD Daimi Temsilciliğine, yakın arkadaşım İlhan Kesici’nin ise Brüksel’e Avrupa Toplulukları nezdindeki Daimi Temsilciliğimize tayini çıkmıştı.

İlhan Kesici ile Sayın Büyükelçi bir süre çalışmış, daha sonra Ankara’ya süresinden önce dönmüştü. Sanırım görev tanımlarından kaynaklanan bir anlaşmazlık vardı aralarında.

Sayın Büyükelçi Tacar’ın Deveciyan ile ilgili tespitleri şöyledir: “ASALA ile Fransız hükümeti arasındaki teması ve uzlaşmayı sağlayan, bunun koordinasyonunu yapan kişilerden biri Patrik Deveciyan idi. Deveciyan, AP’de çıkarılması vaat edilen karar öncesinde, Ermeni sorununa siyasal çözüm konusunda bir rapor hazırlamakla görevlendirilen Belçikalı Jak Vandemeulebroucke’a  ‘sekreter’ adı altında bir kişinin -koruma sağlamak ve onu denetim altında tutmak için- gönderilmesine aracılık etti. Bir önceki AP Raportörü olan Yahudi kökenli Fransız uyruklu Bay M. Israel, Deveciyan zihniyetindeki Ermeni lobicilerin istediği biçimde bir rapor yazmayı reddetmişti.”

Avrupa Parlamentosu’nda 18 Haziran 1987 tarihinde Ermeni sorununa siyasi çözüm bulunması konusundaki yapılan oylamada tasarı aleyhine oy verecek olan parlamenterler salona sokulmamıştır. 650 kişilik Parlamento’da yaklaşık 50 kişi vardı. Bu organizasyonu yapanların başında Patrik Deveciyan’ın olduğunu Pulat Tacar’e AP üyesi bir Fransız söylemiştir. Bu kararın Avrupa Parlamentosu’nda kabul edilmesinden sonra buna benzer kararların Parlamento’dan çıkmasının önü açılmış, bu karar bir yol olmuştur.

Yolu açan Patrik Deveciyan 75 yaşında 26 Mart 2020’deki paylaşımından 3 gün sonra 29 Mart 2020 tarihinde Paris’te ölmüştür. Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey 10 Nisan 1919 Perşembe günü “Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet!..” dedikten sonra Beyazıt Meydanı’nda idam edilmiştir. Aradan bir asır geçmiştir.  29 Mart ile 10 Nisan arasında sadece 11 gün vardır. Bu bir ilahi tesadüf müdür? Bilinmez.

Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’i ben dâhil ülkesini sevenler unutmadı.  Bundan sonra da unutmayacaklar ve de unutturmayacaklar. Sen rahat uyu. Ruhun şad, mekânın cennet olsun.