DOĞU AKDENİZ’DE KRİTİK SÜREÇ

Doğu Akdeniz’deki egemenlik alanlarımızı koruma kararlılığı doğrultusunda Türk Kıta Sahanlığı içinde 21 Temmuz 2020 tarihinde duyurulan 977/20 sayılı Navtex (Navigational Telex-Denizcilere Duyuru) ilanımızın esasta Yunanistan talepli olacak şekilde Almanya’nın diplomatik arzusu yönünde ertelenmesinin diplomasi etiğine aykırı olumsuz sonuçlara yol açtığı değerlendirilmektedir. Ertelemenin hemen sonrasında Yunanistan ve Mısır arasında imzalanmış olan “Deniz Yetki Alanları” anlaşması Türkiye Cumhuriyeti’nin tezlerine aykırı bir görünüm arz etmekte ve bölgemizde tansiyonu artırmaktadır. Anlaşma kapsamında sınırları ifade edilen bölge Türkiye Cumhuriyeti tarafından ilan edilen Kıta Sahanlığı sınırlarını da ihlal etmektedir. Ertelemenin hemen ardından böyle bir anlaşmanın yapılması karşı tarafın Türkiye Cumhuriyeti’nin yürütmekte olduğu politikaya yönelik olumsuz niyet ve kararlılığını da göstermektedir. Öte yandan “Anlaşma” ile ironik olarak Mısır’ın da yetki alanı kaybına uğradığı görülmüştür.

Tarihsel süreçte ülkemizin de içinde yer aldığı coğrafyada netice her zaman doğru dış politikayla ve çoklu güç uygulamalarıyla, uygulama alanında güçle desteklenmiş diplomasiyle alınmıştır. Müteakip süreçte Doğu Akdeniz’de diplomasi kadar çeşitli fiili güç uygulamalarına da başvurulabileceği anlaşılmaktadır.

Kritik sürecin yüksek milli çıkarlarımız çerçevesinde yönetilebilmesi için:

  • Geleceğe yönelik planladığımız alanlarda sismik araştırmaların, sondaj çalışmalarının başlatılması ve sürdürülmesi,
  • Sismik araştırmalarımızın ve sondaj çalışmalarımızın güvenliğinin yeterli ve görkemli bir şekilde sağlanması,
  • Dış politikada radikal olumlu girişimler ile Lübnan, Suriye, İsrail ve dahi Mısır ile ilişkilerin iyileştirilerek çıkarsal kollektifler oluşturulması ve Yunanistan’ın aleyhimize direncini çökertecek şekilde ilgili ülkelerle karşılıklı Münhasır Ekonomik Bölgeler ilan edilmesi,
  • Silahlandırılması yasak olan Ege Adalarının silahlandırılmış durumunun, son dönemde Yunanistan tarafından büyük bir cürretkârlıkla ve oldu bittilerle işgal edilip adeta meydan okuma gösterilerine dönüştürülen ada/adacıklarımızın, Yunanistan’dan kaynaklanan diğer tüm Ege sorunlarımızın, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’deki tüm yetki alanlarımızın açıklıkla anlatılarak tezlerimizin üst politik argümanlardan teknik uzman seviyesindeki değerlendirmelere kadar aynı terminoloji, üslûp ve kararlılıkla takip edilmesi,

gerekmektedir.

Ülkemizin geleceğine büyük etki edecek, çocuklarımızın ve torunlarımızın da üzerinde hakkı olan tüm bu konuların;

  • Siyaset üstü devlet politikaları çerçevesinde süreklilik içinde yürütülmesinin,
  • Uluslararası hukuk alanında uzman insanlarımızın ve konuyla ilgili STÖ’ler dahil tüm oluşumların katkılarıyla sağlam temelli ve sıcak tutulmasının,
  • Enerji, güvenlik ve istihbarat, ekopolitik, sosyopolitik, eğitim-öğretim, medya ve algı kontrolü, bilgi kirliliğiyle mücadele alanlarındaki kısa, orta ve uzun vadeli yol haritaları ve eylem planlamalarıyla takip edilmesinin,
  • Türk Ulusu olarak Yunanistan vatandaşlarıyla bir sorunumuz olmadığının, ancak Yunan dış politikasının büyük oranda Türkiye aleyhine tutum ve davranışlara dayandığının sabit olduğunun ve içi boş kasıtlı argümanlarla iç politika yapıldığının farkında olunduğunun, bu durumun bugün ve gelecekte Türkiye tarafından asla kabul edilemeyeceğinin iç ve dış kamuoyuna sürekli ve uygun yöntemlerle anlatılmasının,

önem arz ettiği değerlendirilmektedir.

İlgililere ve kamuoyuna saygıyla sunarız.

ANKA ENSTİTÜSÜ