EKONOMİ POLİTİK DARBE SÖYLEMİ

Son bir kaç gündür başta twitter olmak üzere sosyal medya üzerinde müthiş bir darbe söylemi ve Erdoğan’ın Menderes gibi yalnız olmadığına dair yazılar döndüğü gibi, Devlet Bahçeli de dün oldukça tehditkar bir açıklama yaparak şöyle söyledi:

“Her kim darbeyi aklından geçiriyorsa, sokaklardan, silahlardan ve zorbalıktan iktidar çıkarmayı hayal ediyorsa bunun en acıklı bedeline katlanmayı da göze almalıdır. Darbe sevdalıları, demokrasi katilleri her zaman karşılarında Milliyetçi Hareket Partisi’yle Cumhur İttifakı’nı bulacaklardır.”

Tabii insan bu kadar yoğun bir darbe söylencesinin döndüğü bugünlerde sorgulamaya başlıyor. İyi de, ülkede 1980’den beri, 40 sene önce, bir darbe olmuş, ondan sonra 15 Temmuz’da kalkışma adı altında 2016 yılında yaşadıklarımız var. Bu da bir darbe değil, FETÖ’nün oluşturduğu paralel yapılanma ve sonucundaki güç savaşı olarak açıklandı. Kaldı ki, yerel seçimlerin sonuçları düşünülürse ve AKP’nin kendi içindeki bölünme, ayrılma ve gruplaşmaları ve geniş anlamda oy kaybı dikkate alınırsa kim veya neden bir darbe planlasın ki? Yani, AKP ve MHP tarafından bu denli yoğun darbe söylemini herhangi mantıklı düşünceyle açıklayabilmek imkansız.

Bununla birlikte, bazen olayları daha net görmek için ondan biraz uzaklaşmak gerekir. Örneğin bir çam ağacının altındaysanız, aşağıdan yukarıya baktığınızda dalların üst üste gelmesini görürsünüz ancak onları birbirinden ayırarak, ağacın gerçek şeklini görmeniz imkansızdır. O ağaçtan başınıza bir kozalak düşse, hangi daldan olduğunu da anlamanız pek olası değildir. O ağacı gerçekten görmek isterseniz, altından yani içinden çıkıp karşı kaldırıma geçmeniz, ondan uzaklaşarak bir bütün olarak ağaca bakmanız gerekir. İşte darbe söylemlerine de, ağacın altı olarak gördüğüm sosyal medyadan ve taraflı haberlerden uzaklaşarak ve tüm söylemlere uzaktan bakarak ve ekonomi politik bakış açısıyla bir netlik kazandırmak mümkün olabilir.

Marx, ekonomi politik araştırmalarında, egemen sınıfın fikirlerinin her dönemde egemen fikir olduğu üzerinde durur ve konuyu şöyle özetler: “Maddi üretim araçlarını kendi tasarrufu altında tutan sınıf aynı zamanda zihinsel üretim araçları üzerinde de denetime sahiptir. Bu nedenle genel olarak konuşursak, zihinsel üretim araçlarından mahrum kalanların fikirleri, egemen sınıfın fikirlerinin etkisi altında kalır.” Bu ne anlama gelir? Medyanın rolü ve buna sosyal medyada dahildir, ona sahip olan ve onu denetleyen sınıfın çıkarlarını yanlış bilinç üretimi aracılığıyla meşrulaştırır.

Şimdi aşağıdaki üç soruyu sorabiliriz?

  • Darbe söylemleri doğru mudur? Varsa bunun kanıtları nedir?
  • Darbe söylemleri hükümete yakın basın organlarında ve sosyal medya aracılığıyla sürekli paylaşılırsa, olan nedir?
  • Darbe söylemlerinden kimler, ne tür menfaatler elde edebilirler?

Öncelikle ilk soruya cevap verelim: Darbe söylemlerinin bir kanıtı var mı? Hayır. Kanıt olup olmadığını sorgulayan var mı? Hayır. Peki neden sorgulamayız?

Çünkü biz duygusal bir milletiz; bu bizim analitik düşünme yetkinliğimizi gölgeleyen bir durum olduğu gibi, iletişim becerimizi de kısıtlar. Örneğin fikirleri tartışmak yerine, karşımızdakini suçlayan bir kişiselleştirmeye yeniliriz. Ülkemizin eğitim sistemi  eleştirel düşünceyi beslemediği için de, bireyler ve gruplar olarak kolaylıkla manüpülasyonlara açık hale geliriz. Öyle olmasa ülkemizde 6-7 Eylül olayları, Maraş ve Sivas Katliamları gerçekleşemezdi! Yani biz, bize verilen herhangi duygusal metin ile çoşarız, ağlarız, öfkeleniriz, güleriz fakat çok azımız, o metnin neden o içerikte, neden o zamanda ve hangi amaçla verildiğini sorgular. Bu tür önemli bir suçlama varsa, hepimizin çok derin derin nefes alarak, manüpülasyonlara kapılmamamamız gerekmektedir! Ülkemizin birlik ve beraberliği, esenliği için mantık şemsiyesi ile ilerleyelim ve soralım: Kanıt var mı?

Yukarıdaki ikinci soruyla sorgulamalarımıza devam edelim: Herhangi kanıta dayanmadan ve milletimizin oldukça hassas olduğu rahmetli Menderes’e atıfta bulunularak, belli bir kesimi duygusal hezeyana getirmek veya Bahçeli’nin “günlerini gösteririz” tehditi bize ne söyler? Bu soruya cevap vermeden önce başka sorular da soralım.

Neden darbe söylemleri hükümete karşı değil de, Erdoğan’ın şahsınaymış gibi adreslenmektedir? Bu söylemlerle ile kimler harekete geçirilmekte ve kimler hedef gösterilmektedir? Darbeci denilen kesim kimdir? Örneğin ülke içinde artan huzursuzluk, ekonomik istikrarsızlık, oluşan güvensizlik sonucu yükselen muhalefet mi darbeci olarak hedef alınmaktadır? Eğer öyle ise, hedef gösterilen kesimi Maraş veya Sivas katliamı gibi bir başka olası vahşetten veya olası bireysel saldırılardan nasıl koruyacağız? Darbeci denilen kesim FETÖ benzeri bir başka tarikat veya dini yapı mıdır? Öyle ise, nasıl oldu da yeniden bir paralel yapı oluştu? Darbeci denilen kesim bir dış güç müdür? Öyle ise, içerideki yapılanması nasıldır? Sorular çoğaltılabilir.

Darbe söylemleri, kanıta dayanmadan sürekli yazılı veya sosyal medyada ve özellikle acı ve korku duyguları beslenerek dile getirilirse, olası sonuçları nedir? Kanımca Erdoğan veya AKP bu söylemlerden, umdukları gibi güç kazanmaz, tam tersine 18 senedir hükümette olan bir parti ve yöneten bir lider olarak her ikisi de güven kaybederler. Tüm dünyanın ve ülkemizin geçtiği bu zor dönemlerde kanıta dayanmayan bir darbe söylemi, mağdur zihniyetinden yorulmuş halkımızı motive etmez; aksine halkımız mağdurdan yana olmak yerine bu kez sadece görevlerine ve ülkenin refahına odaklanmış bir lider görmek için adımlarını atar.

Son sorumuza gelirsek, bu söylemlerden kimler, ne menfaat elde ederler? Marx’a dönüp, egemen güç açısından bakalım: Hükümet, hükümete yakın iş dünyası, medya ve sosyal medya bu söylemlerden ne elde eder?  Aslında darbe söylemleri bize AKP-MHP ittifakının “ötekileyicilikten beslenmeye devam edeceğiz,” yaklaşımını gösterir. Ötekileyicilik ve yarattığı korkuya dayalı bir yönetim olmakla ne fayda elde edilir sorusunun cevabını okuyucu kendisi verebilir.

Son olarak, bu kadar akıllı sorular sormadan ve sorgulamadan sonra biraz sade düşünelim. Darbe söylemleri de, diğer bazı söylemler gibi basit bir gündem değiştirme olabilir. Öyle ise, bu gündem değişikliğinden kimler, ne menfaat elde edecekler? Bunu da hep birlikte yaşayarak göreceğiz.