İNSAN, MÜKEMMEL OLMADIĞI İÇİN MÜKEMMELDİR

Doğal zekâ ile yapay zekâ ayırımının olmadığı fikrini paylaşan Prof. Dr. Türker Kılıç’ın bir sunusunu izledikten sonra, bir insan ile robotun zihinsel açıdan bir ayrımı olamayabileceği düşüncesiyle hayrete düştüm. Çünkü bizler “makineyi” işimizi kolaylaştıracak bir araç olmaktan öte görmemiş bir nesil olarak, tüm teknolojik gelişmelere rağmen, hala da hayatımızı kolaylaştırıcı bir araç olarak algılamaktayız. Ancak yapay zekâ dediğimiz şey, sadece işimizi kolaylaştıran bir “makine” değil; yapay zekâ, insanın ürettiği ve ama insanın kendisine rakip yarattığı çok ilginç bir “makine.” Artık 140 sene öncenin sanayi devriminde olduğu gibi insandan daha hızlı ve seri üreten makineye dayalı bir devrimden söz etmiyoruz; fizikselliğin ötesine geçmiş yepyeni bir makineleşme sürecindeyiz.

Sayın Kılıç’ın sunusunu sosyal medyada paylaşırken, sevgili Rıfat Nedim Kabakçı ile de üzerinde konuştuk. Bana ilk sorduğu soru şu oldu: “Robotların duyguları da olacak mı?”

Duygular, her ne kadar insana has biyokimyasal süreçler sayesinde oluşuyor olsalar da, zihnin bir parçası olduklarına göre, yapay zekâ açısından duygu yaşamak mümkün olacaktır varsayımı, daha da hayret verici oldu. Elbette duyguları yaşaması ihtimalinden çok daha öncesinde, yapay zekânın algoritmalar sayesinde duygularımızı tanıyacağı oldukça kesin görünüyor! İşte buradan hareketle, bizim duygularımızı tanıdıkça, bir yapay zekâ kendi içinde bir duygular bütünü yaşayabilir mi ya da biyolojik bazı geliştirmeler onun duygu yaşamasına sebep olabilir mi gibi soruların cevaplarını,  gelecekte biz olmasak da, çocuklarımızın alacağı kesindir.

Daha da ilginç olan soru şuydu: Zihnin içinde bulunduğu bağlantılar bütününden beslendiği ve geliştiği dikkate alındığında, insan zihni, yapay zekâyla bir arada kalarak etkileşimde bulundukça mükemmelleşecek miydi?

Ve gerçekten de, biz insanın mükemmel olmasını ister miydik?

Önce ilk soruya cevap aramak isterim. İnsan zihni, yapay zekâyla bir arada kalarak etkileştikçe, mükemmeleşecek mi?

Aslında bu süreç insanoğlunu oldukça zorlayacak gibi görünüyor. Çünkü teknolojik gelişim bu hızıyla devam edip, insan kendisine kendisinden daha iyi bir rekabeti kendi eliyle icat ettikçe, sıradan veya vasıfsız insanın iş bularak yaşaması neredeyse imkânsız hale gelecek. Yani önümüzde herhangi uzmanlığı olmayan kişiler için oldukça zor bir yaşam döngüsü var. Hatta filmlerde izlediğimiz gibi yer altında yaşamaya zorlanmış, fakir ve niteliksiz fakat çoğunluğun içinde yer aldığı bir insan grubuna karşı, küçük bir azınlığın kendisini duvarlarla çevirerek ultra lüks yaşadığı bir yaşam modeli çok da ütopik olmayabilir. Örneğin, ülkemizde son 18 senede olduğu gibi, devletin sosyal destekten uzaklaşarak, eğitimden sağlığa hemen her şeyi özelleştirdiği ve bu sebeple de sosyal eşitliği ortadan kaldırdığı bir sistemde çoğunluğun geleceğin “niteliksiz ve köle” toplumu içinde yer alması oldukça olası görünmekte. Dünyanın, bir kaç sayılı refah devleti dışında, örneğin Yeni Zelanda, Kanada, İskandinav ülkeleri gibi, orta sınıf hemen hiç kalmadı. Sınıf ayrılığı, devletin sosyal desteği de çektiği ve eşitsizliği neredeyse devlet eliyle meşrulaştırdığı bir düzende, nitelikli ve uzmanlardan oluşan bir toplumun geliştirilmesi, kalkınmanın sürekli ve adil olması düşünülemez. Yine sevgili Rıfat Nedim Kabakçı’nın dediği gibi, ülkemizde devlet vatandaşları için bir sosyal destek ve adalet dağıtıcı olmanın ötesinde, gittikçe artan fakirliğin içinde bir kesim fakirin hayatta kalmasını sağlayan bir yapıya dönüşmüş durumda. O halde ilk farkındalığımız, daha sosyal adaletli bir devlet yapısına dönüşmedikçe, gelecekte ve çok küçük bir azınlık hariç, yapay zekânın gelişimiyle baş edemeyecek bir topluma dönüşeceğimiz olmalı ve bu grup için, sorunun konusu olan “mükemmellik” pek mümkün görünmemekte.

Yapay zekâ ile etkileşimi yüksek olacak grup için kesinlikle bu soruya evet diyebiliriz. Çünkü etkileşimi bir işbirliği olarak düşünürsek, tıpkı bilgisayar oyunlarıyla veya simülasyonlarla kendisini geliştiren bireyler gibi, yapay zekâ da bizi, onunla etkileştikçe, geliştirecek. Tabii burada bir başka sorumuz var. Yapay zekâ nasıl mükemmeleşecek? Bunun sırrı yazılacak algoritmalarda gizli. Yazılacak algoritmaların mükemmelliği çok iyi bir gözlem ve analiz gerektiriyor. İroni gibi görünse de, belki de insan, sadece bu algoritmaları yazmak için kendi kendisini daha iyi tanıyor olacak! İnsan tabii, bizim bildiğimiz insan olarak binlerce senelik geçmişine rağmen, hala ilkel bir varlık. İnsan hala yaşamın bütünselliğinden uzak, ön korteksi yerine amigdalasının onu sürüklediği korku veya acı gibi duygular arasında gelgitleri olan bir varlık. Bir başka açıdan insan uygarlık adı altında doğadan ve doğasından koptukça bütünselliğinden de uzaklaşmış. Koku duyumuzu, duyma yetkinliğimizi uygarlık dediğimiz modern hapishanemizin içinde yaşarken yavaş yavaş kaybetmişiz örneğin. Bununla birlikte, bilmediğinden korkarak onu Tanrılaştırmış ve uygarlaşmamış dediğimiz duygusal insandan o kadar da uzak değiliz; hatta bu açıdan bir arpa boyu ancak gelişmişiz!

O halde sorumuza dönelim. Mükemmel olmayan insanın gözlem ve analizleriyle yazılan algoritmalarla oluşan yapay zekâ mükemmel olacak mı? Mükemmelden ne anladığımıza bağlı olarak ve örneğin mükemmellik hatasızlıksa veya çözüm üretmekse, evet, yapay zekâ bizden daha hızlı, daha çözüm üretici ve daha hatasız olacak. Hatta kendi içlerinde oluşturacakları zekâ ile insandan çok daha güçlü olabilecekleri, hemen her alanda insanı alt edebilecekleri de, kesindir.

Bu durumda insanlar mükemmel olan yapay zekâ ile etkileşimde kaldıkça mükemmelleşecekler mi? İşte bu soruya cevap vermek için insanı insan yapan şeyin ne olduğunu kavramamızda yarar var. Kanımca insan, mükemmel olmadığı için mükemmel bir varlıktır. Bu onu, tamamen kendi olarak, milyarlarca diğer insandan ayıran bir biricikliktir. İnsanı ne denli biliyor olursak olalım, ne denli hesaplayabileceğimizi düşünürsek düşünelim, insan mükemmel olmadığı için her zaman şaşırtıcıdır. Bir insanın âşıkken neler yapabileceğini, hiç bir yapay zekâ hesaplayamaz. Elbette yapay zekâya algoritma verildiğinde, milyonlarca olasılık hesap ederek, örneğin en romantik yemeği planlayabilir ama insan, planlarken yarattığı duygu yoğunluktan, yaşarken deneyimlediğine varana kadar oluşturduğu duygu dünyasında, bir yapay zekâya göre daima daha şaşırtıcı olacaktır. İnsanın, türünü devam ettirmek için yapabileceklerini, bir yapay zekânın kavrayabilmesi, en mükemmel algoritmayla bile mümkün olmayacaktır. Bununla birlikte, yapay zekâ ile etkileşim sayesinde insanın bütün içindeki varlığını kavrayabilmesi, etrafındaki her şeyden daha anlamlı bir sonuç çıkarması ve sebep sonuçları daha hızlı kavraması mümkün olacaktır.

O halde belki de şöyle demek daha doğru olur: Mükemmel olmayan ve olmasını da isteyip istemeyeceğimizden emin olmadığımız insan açısından mükemmele erişmenin ne olacağı sorgulanabileceği gibi, yapay zekânın da mükemmel olması ne anlam ifade eder, bu tartışmaya açıktır.

Şu anda yapay zekâ ile insan arasındaki en temel fark duyu ve duygularken, gelecekte bunun değişmeyeceğini varsayamayız. Bununla birlikte şu anda her ikisi arasındaki en temel farklılık da budur. Duyu ve duygular insanı güçlü yapan şeyler midir? Kesinlikle insanı farklı ve biricik yapan şeylerdir ve insan hayatı açısından kimi zaman bir güç, kimi zaman bir zaaf da olabilirler. Ancak insanın sonsuz yaratıcılığının motivasyonu duygulardır. İnsana sebep sonuç dünyası dışında yaşam alanı yaratan ve onun tüm varoluşla bağlantıda kalmasını sağlayan şey duyular ve duygulardır. İnsanın binlerce sene ayakta kalmasını sağlayan şey, sadece onun zekâsı değildir; insanın inşa ettiği her şeyde, geliştirdiği her adımda duyguları yer alır. Örneğin bir yapay zekâ müthiş bir gözlemci olabilir ve mükemmel bir gözlemle herhangi manzara karşısında size o manzaranın tablosunu yapabilir. Ama bir insan o manzaranın içinde var olmaktadır; çimenlere oturduğunda ve gözlerini kapadığında bir yapay zekâya göre, duyuları ve duyguları aracılığıyla, salt gözlemci olmanın ötesinde o anda ve o yerde var olur. Bu durumda insan gözlemci olmaktan çıkar ve artık bütünle birlik halindedir. Bu var oluş, tekrarlanamaz bir var oluştur.

Belki de mükemmellik bu tekrar edilememezliktir?

Ve belki de, insan ile yapay zekâ arasındaki işbirliği, birbirleriyle rekabet etmeden, birbirlerini tamamlama şeklinde gelişebilir? Bu çok ütopik midir? Yoksa bu insanı bağlantısallıkla daha zeki yaparken, yapay zekâyı da daha duygu-yaşar yapar mı? Kanımca insan ile yapay zekâ arasındaki işbirliği, her ikisini de bugün olduğundan daha iyi bir yere taşıyabilir. Fakat ulaşılan yer karşılıklı gelişimle mükemmelliğe giden yolun basamakları da olabilir, uyumsuzluğa atılacak dev adımlar da olabilir. Her durumda insanoğlu için dönülemez ve değişik bir sürecin başındayız ve mutlaka bu süreçle nasıl başa çıkacağımıza dair sorgulamalar yapmalı ve kişisel, ülkesel ve küresel çözümler üretmeliyiz.