BİR İSTİFANIN ARDINDAN

Koronavirüs ortaya çıktığından beri hükümet ve Erdoğan çok fazla eleştiri alıyor ve bu süreci hükümetin iyi yönetemediği, kendi seçmenleri de dâhil olmak üzere, çeşitli şekillerde dile getiriliyordu. Bu eleştirilerden en önemlisi, Koronavirüs ile mücadele sürecinin vatandaşa hizmet yerine, AKP’ye bir oy kazandırma aracına dönüştüğü ve paylaşılan verilerin de gerçek olmadığı üzerineydi. Koronavirüs ile mücadelede en başarılı kişinin Sağlık Bakanı olduğu da hemen her kesim tarafından ortak bir kabul idi.

10 Nisan gece yarısına saatler kala, önce Sağlık Bakanı TV’deydi; rutin bir bilgilendirme yaptı ve pek çoğuna göre, Bakan’ın konuşması da, kısa kesildi. Henüz bu tartışma sosyal medyaya yeni düşmüştü ki, İçişleri Bakanlığı hafta sonu sokağa çıkma yasağı olacağını duyurdu. Ardından inanılmaz bir izdiham ile sokaklara düşen, alış veriş yapan ve hatta sokağa çıkma yasağına rağmen benzin kuyruğuna girmiş vatandaşlarımızın, sosyal medya dâhil, tüm medya kanallarına fotoğraf ve videoları düştü.

Kıtlık bilinciyle gerçekleşen bu durum o denli trajik bir durumdu ki, o güne kadar CHP’lileri AKP’li seçmenlere hakaretle suçlayan bazı gazeteciler, sokağa çıkmış halka ayı kelimesi de dâhil, çok ağır hakaretler içeren yazılar yazdılar! Sosyal medya başarısızlıkla yönetilmiş sokağa çıkma yasağı duyurusu için Erdoğan ve Soylu’ya yüklendikçe yüklendi. Bu arada CHP’li belediyeler ile koordinasyon yapılmadığı, onların bilgilendirilmediği ama AKP’li belediyelere İçişleri Bakanlığı’ndan yazı gittiği söylenceleri ve iddiaları da, ayyuka çıktı. Koronavirüs ile mücadelede CHP’li belediyelerin hesaplarına konulan blokelerle haksızlık ihtiyacı zarar görmüş olan halk, bu iddialarla daha da şaşkına dönmüş ve kızgınlaşmıştı. Öyle ki, AKP’li seçmenler bile “bu kadar da olmaz, hedef halka hizmet mi, AKP’ye oy kazandırmak mı?” diye isyan etmekteydi. Bazıları, 12 Nisan’da Soylu’nun istifasını açıklamadan önce, “bir sonraki günah keçisi Soylu mu?” diye sorgulamaya bile başlamıştı!

Nitekim tıpkı sokağa çıkma yasağının gece yarısına 2 saat kala halka bildirilmesi gibi, 12 Nisan’da da benzer saatte Süleyman Soylu’nun istifası gündeme bomba gibi düştü. Kimileri bu davranışı “onurlu bir duruş” olarak görüyor, kimileri Soylu’nun istifa etmemesi gerektiğini dile getiriyordu. Bazıları bunu gündem değiştirme, diğerleri bunu bir tiyatro oyununa benzetti. Koronavirüs’ün götürdüğü ikinci Bakan diye yazanlar olduğu gibi, yerine kimin geleceği veya bu süreçte bir başka Bakan’ın daha istifa edip edemeyeceğini tartışanlar da oldu. Twitter’da Soylu istifa etmesin diye açılan tag, tüm dünyada bir numaraya yükselirken, Erdoğan bu istifayı kabul etmediğini duyuruyordu.

Bütün bu olaylar silsilesi içinde hepimizin kabul edeceği şey şudur: Alınan karantina kararı ve karantinanın ne zaman ve nasıl duyurulacağı, kesinlikle Erdoğan’ın bilgisi dışında yapılmamıştır. Bugüne kadar tanık olduğumuz AKP hükümetlerinde bu değişmez kuraldır. Fakat etkisinin Erdoğan’a zarar vermemesi veya en az hasarı vermesi veya bundan Erdoğan’ın daha da güçlü çıkması nasıl sağlanabilirdi?

İşte bu soruya, Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde Soylu’nun istifası ile Erdoğan’ın bilgisi dışında Soylu’nun istifası değerlendirilerek bir cevap aranabilir.

Eğer Soylu’nun istifası Erdoğan ile düşünülerek ve planlı atılmış bir adım idiyse;

  1. Bilinçli bir hamledir.
  2. Koronavirüs ile mücadelede hükümetin başarısızlığını örtmek için bir araç olarak düşünülmüştür.
  3. CHP’li belediyelere sokağa çıkma yasağı ile ilgili haber gitmediği ortaya çıkmasın diye yapılmıştır.
  4. CHP’li belediyelere yapılan engellemeler, hesap blokeleri vb. daha fazla dile getirilmesi, hatta meşrulaşsın diye atılan bir adımdır.
  5. Koronavirüs ile ilgili hükümetin yaptıklarının sorgulanmaması, meşrulaşması için yapılmıştır.
  6. Berat Albayrak’ın güçlenmesini engellemek veya onu kontrol etmek için yapılmıştır.
  7. Erdoğan’ın bir türlü sağlayamadığı birlik ve beraberliğin, ek bir kriz ile sağlanabilmesi düşünülmüştür. Çünkü Soylu, terör ile mücadelede, AKPli olmayan seçmenlerce de kabul edilmiş bir Bakan’dır.

Eğer Soylu’nun istifası Erdoğan’ın haberi olmadan bir kişisel adım olarak gerçekleştiyse;

  1. Bu tek adam baskısına bir itiraz olarak yapılmıştır ve ardından yeni itirazlar da yükselecektir.
  2. Soylu gücünü tüm Türkiye’ye göstermek istemiştir.
  3. AKP içinde bölünen gruplar arasında Süleyman Soylu’ya muhalif olanları; Berat Albayrak- Binali Yıldırım- Bilal Erdoğan, susturmak ve onlar karşısında ve AKP içinde güç kazanmak için yapılmıştır.
  4. Bir sonraki seçimlerde AKP Başkanlığına ve Cumhurbaşkanlığı adaylığına halktan gelecek cevabı test etmek ve bunu da AKP’ye ve Erdoğan’a göstermek için yapılmıştır.

Bu süreç bizlere şunu göstermiştir:

  1. Koronavirüs ile ilgili başarısızlıklar bir şekilde gölgelenecek, sorumlu olanlar her zamanki gibi bu isten sıyıracaklar ve halka cevap vermeyeceklerdir.
  2. Halkımız duygusal bir halktır; her zaman istenildiği yönde manipüle edilebilecek bir halktır.
  3. Doğru duyurulamamış sokağa çıkma yasağı sonucunda hasta olma riski taşıyan binlerce insanımız bu başarısızlığın mazlumlarıyken, bu sorumsuzluğun sahipleri bir anda mazlum rolüne bürünerek halkın “şikâyet etme hakkını” elinden almıştır.
  4. Erdoğan gelecekte ortaya çıkabilecek sıkıntılara karşın “halk istediği için Soylu’nun istifasını kabul etmedim,” diyecek şekilde bir kez daha kendisini garantiye almıştır.
  5. Soylu, halkın desteği ile gelecekte olabilecek Koronavirüslü hasta sayısındaki artışlara karşı sorgulanmaktan kurtulmuştur.
  6. Başta İstanbul olmak üzere Koronavirüslü hasta sayısındaki artış, bu süreci yönetmedeki başarısızlık ve ölümlerden hükümet yerine CHP’li yerel belediyeler suçlanabilecektir.
  7. Halk duygusal olsa da, pek çoğu bu sabah itibariyle “bu işte bir terslik var,” diye düşünmeye başlamıştır.

Erdoğan açısından bu hamle tam anlamıyla bir başarısızlıktır. Çünkü Soylu’nun bir kahraman gibi dönmesi kendisini zayıflatmış, Soylu’ya gebe veya Soylu’ya karşı seçeneği yok imajı vermiştir. Öte yanda bu durum Berat Albayrak’ı aile içinde ve Erdoğan’a çok bağlı küçük bir grup içinde Soylu’ya karşı güçlendirmiştir. Soylu açısından üç durum söz konusudur: İlki istifaya rağmen geri dönen olmasıyla zayıflığı ortaya çıkmıştır, ikincisi geri dönüşündeki halk desteği ile Erdoğan’ın varisi olduğu netleşmiştir ve son olarak bunun bir tiyatro olduğundan hareketle bugüne kadar halk arasında sahip olduğu güveni kaybetmiştir.

Bundan sonra ne olacağını hep birlikte göreceğiz. Benim tahminim AKP içinde giderek daha sertleşen bir iç dinamik ve bunun da farklı manipülasyonlarla halka yansımasına tanık olacağız.