Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

KORONAVİRÜS SÜRECİNDE ÖĞRENDİKLERİMİZ VE ŞİRKETLERE MÜZAKERECİ TAVSİYELER

Hepimizin bildiği gibi bir süredir dünya, bugüne kadar görmediğimiz çok değişik bir süreç yaşamaktadır. Bu durumu dünyanın koronavirüs ile savaşına benzetseydik, her savaşta olduğu gibi, hayatlarımızda savaş sırasında ve sonrasında olmak üzere, kökten değişikliklerin olacağını kabul ederdik. Örneğin Birinci Dünya Savaşı imparatorlukları yıkarak ulus devletlerin kurulmasını sağlamış ama stabil olmayan yeniden yapılanma ve yaşanan ekonomik krizler İkinci Dünya Savaşı’nı başlatmıştır. Bu ikinci küresel savaş ise, tam bir yıkımla ve sonrasında, dünyayı iki kutuplu bir yapıya dönüştürmüştür.

Kabul etsek de etmesek de, koronavirüs bizleri yepyeni bir dünyaya hazırlıyor. Fütüristlerin veya komplocuların doğruya yakın manüpülasyonlarını veya olasıymış gibi görünen spekülasyonlarını bir kenara bırakarak, ayakları yere basacak adımlar atmamız gerekirken, korku tünelindeymiş gibi ilerlemekten de vaz geçmeliyiz. Elimizde bu süreci ve sonrasını yönetebileceğimiz araçlarımızın olmasını diliyorsak, olaylara gerçekçi ve uygulanabilir fikir ve çözüm önerileriyle yaklaşmamız yerinde olur.

Bundan bir kaç gün önce stratejik yönetim danışmanı Rıfat Nedim Kabakçı ile konuşurken, son 2-3 ayda neler öğrendiğimizi de sorguladık. Bazı sektörler kaybederken ve çok hızlıca dönüşmeleri gerekiyorken, bazı sektörler yepyeni fırsatlar yakaladılar. Son 2-3 aydır kaybedenler arasında turizm, otomotiv, inşaat ve emlak, özellikle perakende için üretim, finans, eğitim, petrol şirketleri varken, tarım, e-ticaret, sağlık, gıda perakendeciliği alanında çalışan şirketler de kazançlı çıktılar.

Peki bu süreçte kısa kısa maddeleseydik, neler öğrendik?

  1. Her ülkenin kendi kendine yetebilirliğinin çok önem kazanacağını fark ettik. Tarım, sürüdürülebilir enerji, sağlık, teknoloji, bilim gibi alanlarda her ülke mutlaka kendi kendine yetebilmenin yolunu bulmak zorunda. Türkiye bu konuda çok şanlı bir ülke; ihtiyacımız olan doğru politikalar.
  2. Tarım alanında mümkün olduğunca uluslararası borsası veya değeri olan ürünleri; pamuk, kenevir, çay, fındık, zeytin, ceviz, şeker pancarı gibi, üretmek kazançlı olacak.
  3. Gelecekte su ve gıdanın artacak önemini dikkate alarak dikey tarım gibi daha az su harcayacak tarımcılığa yönelmek doğru olacak.
  4. Kesinlikle mikro kerdiler önem kazanacak. Bu hem yerel üreticiyi desteklemek için gerekli, hem de bu dönemde işsiz kalanlar veya evden çalışma koşullarına uyum sağlamak isteyenler için gerekecek.
  5. Teknolojik okur-yazarlık zorunlu. Sadece şirketler için değil, toplumsal bir eylem olarak da tersine mentorluk mutlaka önem kazanacak. Bu konuda çalışacak okullar, STK’lar desteklenmeli.
  6. KOBİ’lerin online (çevrimiçi) programları öğrenmeleri ve çevrimiçi işlemlere geçişleri için destek ve hibe sağlamak kaçınılmaz olacak.
  7. Okullarda temel sağlık, tarım, teknoloji eğitimleri ilkokul itibariyle verilmek zorunda.
  8. Devletlerin daha sosyal veya yarı-devletçi politikalara dönmesinin gerekliliğini gördük.
  9. Daha adaletli bir gelir dağılımının, örneğin orta sınıfın çokluğunun, bu tür küresel krizi aşmada anahtar olacağını keşfettik.
  10. Rekabet değil, işbirliğinin kazandırdığını her birimiz derinden deneyimledik.

Elbette öğrendiklerimiz yukarıda yazdığımız maddelerle sınırlı değildir. Bu maddelerin bir kısmına ise,  Cumhuriyetin kuruluş yıllarından aşinayız zaten! Yani yepyeni bir dünya keşfetmek yerine, ne kadar önemli olduklarını fark ettiğimiz bazı adımlara ülkece geri dönmemiz gerekecek.

Bu çok genel girişten sonra  4 K dediğimiz bir formülle, önümüzdeki bir kaç sene zorlanacağına inandığımız  iş dünyasına bazı öneriler sunmak isteriz.

1. Kayıp minimizasyonu

Bu süreçten, her savaşta olduğu gibi bazı fırsatçılar karla çıkacaktır. Ancak toplumların büyük kesimleri maddi ve manevi kayıpları için en iyimser şekliyle süreç bitiminden sonraki 2-3 sene daha fazla çalışmak ve üretmek zorundadırlar. Bu aşamada yapılabilecek en iyi şey, kayıpların minimizasyonunu sağlamaktır. Bu çalışmamak veya üretmemek anlamında düşünülmemeldir: Tam tersine çalışma veya üretme koşullarının daha verimli hale gelmesi, kayıbın kaçınılmazlığının kabulü, kayıplar karşısında kurnaz bir kısa dönem karı düşünmeden, uzun döneme yayılacak bir yavaş büyüme planlanmalıdır. Bunun için elimizdeki tüm kaynakların listesini çıkarmak, en büyük kayıpların olabileceğni varsaydığımızı kaynaklardan başlamak üzere, yeniden yapılanma gerçekleşmelidir.

2. Kazancın farklılaştırılması

Bugüne kadar teknoloji ne kadar bangır bangır gelişmeye ve geldim demeye çalışmışsa da, toplumların büyük kesimleri, nispeten ağır kalmakta ve bu hızlı değişime direnmekteydi. Perakendecilikten, eğitime, bankacılıktan, satın alma veya üretime kadar pek çok alanda farklılaşmadan ilerleyebilmemizin mümkün olamadığı bir geleceğe adım atmaktayız. Örneğin adım başı bir AVM’nin olduğu yaşam modellerimiz değişmek zorunda ve belki de AVM’ler dikey tarım alanlarına ya da tam anlamıyla kendi kendine yeten birer yaşam merkezlerine dönüşecekler? Kocaman eğitim kampüsleri yerine daha ufak ve ama online eğitimleri güçlendirilmiş eğitim dünyasına adım atmaktayız. Şehirlerin kendine yeterlilik temelli olması bir zorunluluk olmuşken Atatürk’ün Cumhuriyet Köyü ideal yaşam alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Online yaşamlar bize yerelden öte, herkesin tüm dünyaya açılabileceği çok geniş ve bir o kadar da rekabetçi bir dünyayı getirmektedir. Bu süreçte en yaratıcı olanlar, genç girişimcilerle en verimli işbirliğini yakalayanlar ve en hızlı değişime kucak açanlar başarıyı yakalayacaklar.

3. Karşılıklı kabulle tüm anlaşmaların revizesi

Koronavirüslü günler iş yaşamı açısından hemen herkesin kaybettiği bir süreci ifade etmektedir. Bu sebeple iş dünyası kendi kaybını minimize etmeye çalışırken, “kayıp benden çıkmasın da” yaklaşımında olursa tüm ekonomik hayat sekteye uğrar. Onun yerine her sektörde  hemen her ticari anlaşma yeniden müzakere edilmelidir. Bu müzakereler günü kurtarma sözleşmeleri değil, sürdürülebilir kalkınmayı sağlayacak akıllı işbirlikleri olarak tasarlanmalıdırlar. Yukarıdaki örnekten yola çıkarak, bir AVM’nin kapalı kalmasından doğan tüm maliyetlerin, o AVM içinde yer alan tüm mülk sahipleri, kiracılar ve işletmeci şirket tarafından ortak bir yolla karşılanması bir seçenek olabilir. Daha büyük ve güçlü firmaların taşeron veya tedarikçilerini ezdiği veya büyük banka, enerji, gsm operatörleri gibi kuruluşların tüketiciyi tükettiği ve devletin ağır vergilerle halkı ezdiği değil, birlikte var olunabileceği bilinciyle bugünkünden daha farklı ve nispeten daha az kar odaklı ve daha sosyal bir yapıya adım atılması da, zorunludur.

4. Kendini ve karşındakini rakip değil, ortak görme

İnsan elbette içgüdüsel olarak önce kendi varlığını koruyarak ve öncelleyerek yaşamaktadır. Benzer şekilde bir şirket veya ülke de önce kendi varlığını korumak ve mümkünse, kendi varlığını daha da büyütmek isteyecektir. Bununla birlikte bu içgüdüsel yaklaşım bizleri birbirimizi rakip görmekten öteye taşıyamamaktadır. Oysa bu sürecin bize öğreteceği en büyük derslerden biri, hepimizin birbirimizle yaşam içinde rakip değil, ortak olduğumuzun farkındalığıdır. Bilinçsizce veya bilinçlice karşımızdakini ezmeye çalışacağımız her adım, kendimizi de ezdiğimiz bir adım olarak bize geri dönecektir. Öyle ya da böyle, Koronavirüsün bizlere ayırım gözetmeden bulaşabildiği bu küresel dünyada, ilerleyebileceğimiz en iyi düşünce şekli hepimizin birbirimize muhtaç, birbirimizden beslenen, birbirimizi geliştiren bireyler, şirketler ve ülkeler olduğumuzun kabulüdür.

image002