AKP NEDEN ÇÖKÜYOR?

18 senelik bir sürecin içinde tek lider olarak ilerleyen AKP ve onun hükümetlerinin neden çöktüğünü anlayabilmek için önce nasıl iktidar olduğuna ve nasıl ilerlediğine bakmak gerekir. Bu açıdan hepimizin önce 2000 öncesi yılları şöyle bir hatırlamasında fayda var.

Bugünlerde çok daha net görüldüğü üzere, askeri bir darbe olarak kabul edilen 1980 ihtilalinin hedefi “ılımlı İslam” denilen Batı dayatmasıydı.Örneğin dinin ve dinci grupların güç kazanabilmesi için gerekli ve meşru zemini hazırlayacak olan türban yasakları 1980 ihtilali sonrasında ortaya çıkmış, ihtilal ile solcu ve entellektüel kesim çok fazla zarar görürken, din temelli sağcı kesim yükselmeye başlamıştır. Yine o dönemlerde, aynı sağcı kesim siyasal bilimler fakültesi, hukuk fakültesi, eğitim fakültesi gibi gelecekte ülkenin yapısında etkin olacak bölümlere bilinçlice yerleştirilmiştir. O dönemlerde vakıflar güçlenmeye başlamış, üniversite öğrencilerine verilen aylık desteklerle özellikle kadın öğrencilerin kapanması sağlanmıştır. Bu kadınlar daha sonraki yıllarda en mücadeleci kesim olacaktır. Bu yapılanma Türkiye ile de sınırlı kalmamış, örneğin Gülen’in çalışmaları Türk Cumhuriyetleri’ne Atatürk adı ve Türkçülük yapılanmasıyla ulaşmıştır.

Özal ile Türkiye’nin yepyeni bir pazar olması sağlanmış, ülkemizde tüketici toplumun temelleri onunla atılmıştır. Çiller’in zafer edasıyla sunduğu Gümrük Birliği, ülkemiz iş dünyasına faydadan çok zarar getirmiş ve henüz rekabete hazır olmayan pek çok üreticiyi ve sanayiciyi zorlamış veya ekonomik hayattan diskalifiye etmiştir. Elbette, siyasete, bir kültürün ürünü olarak değil de, dönem liderlerinin ataması veya liderlere yakınlıkla gelebilen sonraki liderler ülke menfaatleri gibi öncellemelerle de liderlik edememişlerdir.

Bu kadar hızla tüketici bir topluma dönüşünce ve liderlerin de hedefi ülke yönetiminden çok kendilerini ve yandaşlarını kayırmak olunca, ekonomik istikrarsızlıklar birbirini izlemiş ve nitekim 2002 öncesi koalisyonlardan ve ekonomik istikrarsızlıktan bıkmış, yapay yaratılmış dini baskıya karşı bilenmiş bir kesim yaratılmıştı. İşte Erdoğan o dönemde Ecevit gibi şiir okuyan, Erbakan gibi muhafazakâr, İsmail Cem gibi Avrupa Birliği diyen, Türkeş gibi milliliği dile getiren bir karma kişilik olarak, hitabıyla da öne çıkan ve çok farklı kesimlerden oy alabilecek bir lider konumuna getirildi.

Erdoğan’ın söylemleri neydi iktidara gelirken? Yön olarak Avrupa Birliği, ekonomik istikrar, kadına (dini) özgürlük ve ölene kadar değil, sayılı yıl liderlik. Bu sebeple de, çok farklı kesimlerden oy alabildi.

2002 yılı seçimlerinde bir başka çok önemli özellik daha vardı. Oy sayma ilk kez bir bilgisayar sistemiyle olacaktı ve program ABD’den ithal edilmişti! Nitekim seçim sonuçları şu an bile asla anlayamayacağımız şekilde 2-3 saat içinde açıklanmış, Erdoğan Siirt’teki seçimlerin yenilenmesi ile Abdullah Gül’den hemen sonra Başbakan koltuğuna oturmuştu.

İlk dönem AKP hükümetinin yaptığı ilk icraatlerden biri kredi ile ev ve araba alımının yolunu açmak, asla halktan %50 oy almadığı halde, seçim sistemi sebebiyle TBMM’nde elde ettiği sandalye sayısıyla sürekli %50 vurgusu yapmak ve sonrasında daha rahat hareket etmek ve her üç ayda bir rapor vermemek adına İMF borcunu kapatmak oldu. Böylece iki büyük yanılgı oluştu:

  • Erdoğan çoğunluğa sahipmiş gibi, istediği adımları atar ve muhalefeti susturur oldu.
  • Ekonomik rahatlık varmış gibi bir algıyla, giderek şeffaflıktan ve hesap verebilirlikten uzaklaşacak bir AKP yönetimi başladı.

Erdoğan liderliğinin belli başlı özellikleri de var:

  1. Her zaman söylemlerinde “diğeri” yaratarak ilerledi. Hiç bir zaman ülkemizi bir bütün olarak göremedi ve bu “diğeri” hemen her seçimde daha da ezici bir nefret söylemine maruz kaldı.
  2. Kendisinden önce sanki Türkiye Cumhuriyeti’nde hiç bir şey yapılmamış gibi söylemlerle, başta Atatürk isimli yapılar olmak üzere, eskileri yıkıp yenileri yaptı. Bu ihalelerle yepyeni bir zengin kesim oluşurken sermaye el değiştirdi ve ihaleler giderek daha usülsüz gerçekleşti.
  3. Eskinin tüm değerlerini; şeker fabrikaları, SEKA, vb özelleştirirken yarı devletçilik politikasından çıkarak bağımlı bir ülke olma yolunda ilerledi.
  4. Her seçim şaibelerle anılsa da, seçim sonuçları 2-3 saat içinde bilgisayar sistemiyle açıklanır oldu. Bunun aksi durumu 2019 yerel seçimlerinde deneyimledik ve şaibesiz sonuçlarla CHP’nin aldığı oyları fark ettik.
  5. AKP, suçlanacağını bildiği her konuyu, suçlanmadan önce CHP yapmış gibi göstererek kendi seçmeni üzerinde müthiş bir algı yarattı. Örneğin bir yolsuzluk varsa, o ortaya çıkmadan önce veya çıktığı anda hemen bir CHP yolsuzluğu varmış gibi lanse edildi. Böylece gerçekler birbirine bulandı ve ayırt edilemez oldu.
  6. Erdoğan içte ve dışta farklı söylemler geliştirdi. İçteki seçmenine kahraman gibi görünürken, dışta ödün veren bir yaklaşımda oldu. Her durumda içte veya dışta, söylemleri bir diğeri veya düşman yaratma üzerine oldu.
  7. Ülke içinde kendisine veya AKP’lilere bir suikast, bir darbe vb tehditi sürekli canlı tuttu. Bunu da “yedirmeyiz” gibi kendi yandaşlarına farklı, seçmenine farklı algılanacak sembolik sözlerle güçlendirdi.
  8. Gündemi sıklıkla farklı kesimlerin farklı değerlerine saldırmakla değiştirdi. İnsanlarımız herhangi değeri savunmaya başladıkları anda ülke menfaatlerine olmayan bir karar Meclis’ten geçmiş oluyordu.
  9. Kadın hakları üzerinden yönetime gelen AKP, tam tersi olacak şekilde kadını giderek daha değersiz, daha zayıf, daha bağımlı ve daha mağdur hale getirdi.
  10. Ülkenin hemen her değerinin içi boşaldı.
  11. Siyaset dili ve vatandaşın birbiriyle iletişim şekli eskinin saygı ve sevgi dilinden haraket ve nefret diline dönüştü.
  12. Basını tamamen yönetir oldu.
  13. Torba yasalarla gece yarısı kanunları geçirerek ülkenin tüm yapısını hukuksuzluğa doğru değiştirdi.
  14. Köşeye sıkıştığında kandırıldığını söylerken, köşeye sıkışmamak için atacağı veya atmayı düşündüğü radikal adımları bazı akademisyen, gazeteci, AKP’li herhangi siyasetçi veya bakana söyletti.
  15. Yandaş basında Atatürk’ten sonraki en büyük lidermiş gibi lanse edildi. Sıklıkla Atatürk pozları vererek onunla kıyaslanma yolunu açtı. Dünya lideri söylemi, Gazi ünvanına takıntı, 15 Temmuz sonrası yapılan heykeller ve parklar, okullardaki 15 Temmuz köşeleri, asker kıyafetiyle verdiği bir iki resim bu çabanın bir sonucuydu ve taklitten öte olamadı.
  16. Din sanki AKP öncesi yaşanmıyor gibi anlatıldı.
  17. Yandaşlık ülkedeki tüm kurumlardaki kurumsallaşmış ve sistemleşmiş yapıyı ve devletçiliği yok etti. Öyle ki, tarafsız olması gereken ve devleti temsil eden valiler bile, partili hale geldi. Akademik dünya bilim ve bilimsel olma vasfını yitirdi ve devlet kurumlarının yönetimeleri ehilsiz ellerde tamamen yozlaştı.

Buraya kadar 18 senenin çok kısa bir özetine değindim; elbette başka maddeler de eklenebilir.

O halde yazımızın başlığına dönersek, AKP neden çöküyor?

Basında bir dönem dile geldiği üzere metal ağırlığı gibi sözleri gereksiz ve yetersiz bulmaktayım. AKP, iktidara gelirken yaptığı söylemlerle ülkeyi getirdiği durum arasında uçurumlarca fark olan bir partidir. Hangi söylemlerle iktidar olmuştu?  Yön olarak Avrupa Birliği, ekonomik istikrar, kadına (dini) özgürlük ve ölene kadar değil, sayılı yıl liderlik. Hangisini uygulayabildi Erdoğan? Hiçbiri… Belki bu maddeler içinde kadının türbanlı olarak aldığı haklardan söz edilebilir ancak kadının 18 senede geldiği noktaya baktığımızda, Erdoğan liderliği kesinlikle kadın hakları ve kadının yaşam koşulları konusunda sınıfta kalmıştır.

18 sene boyunca yönetmeyi seçtiği siyasi yaklaşım açısından bakarsak, halkın ekonomik sıkıntıdan bunaldığı, nefret söylemi ve ötekileştirmekten bıktığı, yalanı fark ettiği ve artık affetmediği, kadının giderek ses yükselttiği, adaletsizliğe ve baskıya isyanın arttığı dönemlerdeyiz. 18 sene ülke yönetmiş bir partinin ve liderin hala darbe söylencesine sığınması, içteki başarısızlıkları dış güçlere bağlaması ve hele hele son günlerde dile gelen “haberleri sunacak kişilerin yorum yapmasının engellenmesi” gibi son derece anti-demokratik yaklaşımlar Erdoğan’ı iyice güçsüzleştirdi. Her başarısızlıkta CHP’yi suçlaması başlı başına mizah konusu olmuşken, Atatürk’ün mirasının Hazine’ye aktarılması talimatıyla en büyük acziyeti yaşamaktadır. Kendi seçmeni dahi dinin istismarını ve dinin bu kadar ticarileşmesini kabul edemez olmuş, siyasette sergilenen ahlaki olmayan söylem ve eylemleri de din ile bağdaştıramaz hale gelmiştir. Ekonomik kriz artık saklanamaz durumdadır ve rahmetli Demirel’in tabiriyle, “boş tencerenin yıkamadığı hükümet yoktur.” Buna Covid 19 sürecindeki başarısızlıkları ve Suriye’deki durumumuzu da eklersek büyük resim daha da net görülür.

Sözün özü, bugüne kadar hep bana ve ben-benim diyen bir siyasi söylem artık sona ermektedir. AKP hem kendi içinde bölünmektedir, hem de ülke içinde çok fazla oy kaybetmektedir. Benim şahsi düşüncem, Atamızın hitap ettiği şekliyle Aziz Türk Milleti, her zaman olduğu gibi, birlik ve beraberliği ve sorunlarla başa çıkmayı seçecektir.

Bununla birlikte yazıma son verirken mutlaka dikkate almamız gereken bir örneğe de değinmek isterim: Eski Yugoslavya ve orada çıkan iç savaş. Yaratılan bir lider ve nefret söylemi, halk içindeki suni dini ayrışmalar ve kutuplaştırılma ve buna eklenen ekonomik krizle komşunun komşuyu katlettiği ve ülkenin birçok ülkeye bölündüğü bu süreç bizce de mutlaka dikkate alınmalı ve aynı durumu ülkemizin yaşamaması için bilinç oluşturulmalı, gerçekler sade ve net anlatılmalı ve her yerde birlik ve beraberlik teşvik edilmelidir. Kanımca bu çok elzemdir ve ülkece önceliğimiz olmalıdır.