Bir süredir gerek KKTC Dışişleri Bakanı Kudret Özersay ve gerekse Başbakan Ersin Tatar tarafından yapılan açıklamalar ve söylemler, Kıbrıs meselesinde Rum tarafının oyalama taktiğinin sonucu olan uzlaşmaya ulaşmayan müzakere sürecinde ve bir anlamda nafile görüşme turlarında artık edilgen politikalardan uzaklaşılıp proaktif bir politika uygulanacağının sinyallerini veriyordu.

Son olarak Dışişleri Bakanı Özersay, ağustos ayında yapılan 11. Büyükelçiler Konferansında yaptığı konuşmada, Kıbrıs’ta federal ortaklığın şartlarının mevcut olmadığını ve çözüm için paradigma değişikliğinin gerekli olduğunu ifade etti.

Başbakan Tatar da zaman zaman kendisini ziyaret eden basın mensupları ve diğer heyetlerle yaptığı görüşmelerde ayrıca çeşitli vesilelerle benzer ifadelere konuşmalarında yer vermiştir.

Bu politika değişikliğinin bir sonucudur ki Kapalı Maraş bölgesinin açılması ile ilgili adımlar atılmış, envanter çalışmaları yapılmış olup, farklı senaryolara ilişkin fizibilite çalışmaları da sürdürülmektedir.

Bu gün, (19 Eylül 2019)  Ankara Gazeteciler Cemiyeti tarafından gerçekleştirilen ve kısıtlı sayıda davetlinin katıldığı, Başbakan Ersin Tatar ile sohbet toplantısında da gördük ki proaktif politikalar uygulanması KKTC Hükümeti tarafından benimsenmiş ve kararlılıkla sürdürülecek.

Başbakan Tatar, sohbet süresince gerek Maraş konusu, gerek hidrokarbon araştırmaları konusu ve gerekse müzakere süreci konusunda proaktif politikalar izleneceği konusunda net bir tavır içerisinde olduğu izlenimi verdi. O kadar ki, Rum tarafının müzakerelerdeki yaklaşımından rahatsızlığını kararlı bir şekilde dile getirdiği “…görüşmelerde sadece siyasi eşitlik yetmez. Egemen eşitlik isterim ben” sözleriyle vurguladı.

Sayın Tatar, sohbet sırasında, KKTC’ne yurt dışından direk uçuşların yapılmamasının Kıbrıs Türk halkı için bir tecrit niteliğinde olduğunu düşündüğünü ve bizlerle toplantıya gelmeden önce TBB Başkanı Metin Feyzioğlu ile görüştüğünü ve bunun bir insan hakları ihlali olarak değerlendirilerek uluslararası mahkemelerde dava konusu yapılması için detaylı bir çalışma ve gerekli adımların atılmasını rica ettiğini de dile getirdi.

Sadece bu yaklaşım bile paradigma değişikliği ve proaktif politikaya geçişin göstergesi.

Anlaşılıyor ki, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de attığı adımlar ve KKTC hükümetinin uyguladığı politikalara uluslararası alandaki desteği, Sayın Tatar ve kabinesinin özgüvenini de artırmış.

Öncelikli konu olarak enerji ve turizmi gündemine aldığı görülen KKTC hükümeti, bu iki konunun Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik olarak büyük bir refaha kavuşmasını sağlayacağına inanıyor. Bu alanlarda atılacak adımların uluslararası tanınırlığı da artıracağı, direk uçuşlar ile KKTC’ne gelecek turist sayısının ve Türkiye’den çekilecek bir hat ile sağlanacak enerjinin yaratacağı durum üstünlüğünün tanınırlığın sağlanmasında büyük etken olacağı düşünülüyor. Biz buraya güneş ve diger yenilenebilir enerji santralları yapımının çok uluslu firmalarda yaratabileceği iştahı da ekleyebiliriz sanıyorum. Kendi enerjisini üreten ve fazlasına sahip olan bir KKTC’nin GKRY’ne üstünlüğünü konuşmaya bile gerek yok elbette.

KKTC hükümetinin bu doğrultudaki çalışmaları sürerken anlaşılıyor ki Cumhurbaşkanı Akıncı, önümüzdeki dönemde yapılacak seçimler için kendisine bir avantaj sağlamak üzere müzakere sürecine devam edecek ve bir şeyler elde etmeye çabalayacak. Ancak edindiğim izlenim Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın halkın da desteğini alacak güçlü bir aday olarak Akıncı’nın karşısına çıkabileceği.

Sonuç olarak anlaşılıyor ki bizim de, uzun zamandır çeşitli vesilelerle çeşitli mecralarda dile getirdiğimiz İKİ AYRI EGEMEN DEVLET artık açıkça dillendirilmektedir.