Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

Yaklaşık 1 yıldır Rusya’dan alınacak S-400 füze sistemleri Patriot füzeleri ve F-35 uçakları ile bunların öznesinde Rusya ve ABD ile Türkiye’nin ilişkileri, bağlı olarak da NATO – Türkiye ilişkileri gündemimizi meşgul ediyor.

Bu konular ülkelerin dış politika ve ekonomi konuları elbette.

Adı geçen 3 ülkenin iç politikalarına da bir bakalım.

ABD’de 2020 Kasım’ında başkanlık seçimi var.

Rusya, Mart 2018 de seçim yaptı ve Eylül 2019’da bir yerel seçim söz konusu.

Türkiye 2019 yılı içinde bir yerel seçim süreci geçirdi.

Medyaya yansıyan kulis bilgilerine bakılırsa, iktidarı elinde tutan AKP kongre sürecini erkenden başlatıyor ve iç siyasetteki gelişmeleri de önlemek adına bir erken seçim hazırlığı yapıyor. Böyle bir erken seçim kararının yeni sisteme göre, hem Cumhurbaşkanlığı hem Türkiye Büyük Millet Meclisi için olacağı göz önüne alınırsa, mevcut milletvekillerinin 2 yılını doldurup emeklilik haklarını da garantiye almış olacakları tarihten daha sonraki bir tarihte gerçekleştirilmesi, örneğin Mart 2021’de yapılması ihtimal dâhilinde görünüyor.

Son seçimde oyların % 76’sını alarak görev süresini uzatan Putin açısından iç siyasette şimdilik herhangi bir sorun görünmüyor. Kaldı ki S-400 satışı, Doğu Akdeniz’deki hamleleri, Suriye’de elde ettiği kazanımlar (üsler ve limanlar) ile diğer uluslararası ilişkilerinde de dengeyi koruması ve çıkarlarını genişletmesi düşünüldüğünde dış politikada da başarılı görülebilir Putin.

Trump açısından ise seçim sürecinde durum çok da iç açıcı görünmüyor. Karşısına Joe Biden, Bernie Sanders gibi çok güçlü adayların çıkması bir tarafa öngörülemez kişiliği ile yaptığı gaflar ve aykırı politikalarıyla da kendi seçmeninden olumsuz tepkiler alıyor. Ayrıca; son seçimlerde kendisine destek veren Evanjelikleri kaybetmemek adına uluslararası politikalarında İsrail yanlısı ve İsrail’in güvenliğini önceleyen adımlar atıyor. Önceki seçim kampanyasında “America first” sloganı ile kazanan Trump, bu sloganın devamı anlamında Çin Halk Cumhuriyeti ile giriştiği Ticaret Savaşı’nda beklentileri karşılayamadığı gibi bir kazanç da elde edememiş görünüyor.

Kuzey Kore ile restleşmeye varan malum füze krizi sonrası “Kim iyi adam” noktasına geldi ve Kuzey Kore hala füze denemelerine devam ediyor.

Bütün baskı ve yaptırımlara rağmen İran’a diz çöktüremedi Afganistan’da Taliban’la dolaylı barış görüşmeleri yürütüyor ki burada da bir şey elde edemediği anlaşılıyor. Geriye bu kampanya sürecinde köpürtebileceği Suriye konusu ki bu konu doğrudan İsrail’in güvenliği ile ilgilidir, Türkiye ile S-400 ve F-35 konusu kalıyor.

Türkiye’nin gerek Cumhurbaşkanı ve gerekse yetkililer tarafından açıklandığı şekli ile S-400’leri Nisan 2020’den önce aktive etmeyeceği görünüyor. Bu tarihe kadar örneğin ABD Türkiye’ye Patriot füzeleri satarsa, Suriye’nin kuzeyinde İsrail’in de istediği PYD/PKK ya bir alan açarsa ve hatta Cenevre’de yapılacak Anayasa Görüşmelerine PYD/PKK’nın temsilcilerinin katılmasını sağlayıp, bir de federal bir yapıyı kabul ettirirse ki bu durumda Suriye’nin üniter yapısı da bozulmamış olacaktır, ayrıca; Filistin’lileri de Kudüs’ten uzaklaştırıp Golan Tepelerini İsrail toprağı haline getirirse, bunları seçim kampanyasında oldukça güzel pazarlayıp büyük başarılar olarak sunabilir.

Böylesi bir durumda İran, Kuzey Kore, Çin Halk Cumhuriyeti ile ilgili olan konular gündemden düşer ve belki de Trump’a seçimi kazanma fırsatı doğar.

Türkiye açısından bakarsak Nisan 2020’ye kadar aktive edilmeyecek S-400’ler ABD yaptırımlarından belli bir süre ülkeyi korur. Bu arada Patriot alımı, STAMP-T alımı gibi hamleler ABD ve AB ile ilişkileri yumuşatır.

Belki bu yumuşamalar bazı dış kredi finansman imkânları da yaratabilir. Suriye’nin kuzeyinde, şartlarının nasıl olacağını şu anda kestiremediğimiz, bir güvenli bölge oluşturulması, iki  seneyi aşan bir süredir hiçbir ilerleme kaydedilemeyen Menbiç’in güvenliği ve ABD ile ortak devriye konusunda sağlanacak ilerleme ve bunlara bağlı olarak ekonomide elde edilecek konjonktürel genişleme ve rahatlama iktidar partisinin ve Cumhurbaşkanı’nın olası bir erken seçim için elini oldukça kuvvetlendirir ve kampanya için yararlanabileceği malzeme yaratır.

Hele bir de oluşturulacak “Güvenli Bölge”ye ülkemizdeki sığınmacı Suriyeliler gönderilirse iktidar açısından olay ‘kaymaklı ekmek kadayıfı’ kıvamına gelir.

Şimdi uzun süredir gündemimizi meşgul eden S-400, Patriot ve F-35 olaylarına bir de böyle bakalım.

Yoksa Türkiye – ABD, Türkiye – Rusya ilişkileri, milli menfaatlerimizin gerekleri ve savunma ihtiyaçlarımız ile ilgili atılan adımlara ve satın almalara desteğimiz saklı kalmak kaydıyla, ülkelerin iç politikaları açısından kazan-kazan anlamına mı geliyor acaba?