GKRY  07 Nisan 2017 günü yaptığı Meclis oturumunda, 10 Şubat 2017 tarihinde ENOSİS’in okullarda kutlanmasına ilişkin olarak aldığı kararı görüşerek 30’a 20 oyla kararın kaldırılmasını ve bu konudaki yetkinin Milli Eğitim bakanlığına verilmesini onayladı. Hatırlanacağı gibi kutlama kararı Türk tarafınca tepkiyle karşılanmış ve “Müzakere Süreci”ni de olumsuz etkilemişti.

Yapılan açıklamalardan anlıyoruz ki, karar KKTC tarafından olumlu karşılanmış olup; Anastasiadis’in masayı terk etmesiyle kesintiye uğrayan müzakere süreci 11 Nisan 2017 de yeniden başlatılacaktır.

Her ne kadar KKTC Cumhurbaşkanlığı kaynaklarının Rum Milli Eğitim Bakanının daha önce kendilerine ENOSİS’i okullarda kutlamama yönünde karar alacağını belirtmiş olduğunu ifade ediyor olsalar da, uygulama kararının Bakana bırakılmış olması tamamen geri adım atıldığı anlamına gelmiyor ve görüşmelerin yeniden başlamasına günler kala alınan bu karar taktik bir hamle olarak görünüyor.

Aynı gün, GKRY Meclisinde sözde Ermeni soykırımının uluslararası toplum tarafından kabul edilmesi çağrısı yapılması da bu düşüncemizi destekler nitelikte olup; Rum tarafının samimiyetinin tartışılır olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Yunanistan’ın Ege Denizinde bulunan 18 ada ve kayalığı fiili olarak işgali, ülkemizin gerek içerde referandum sürecine yoğunlaşmış olması ve gerekse Suriye ve terör konularının gündemi işgal ediyor olduğu, ayrıca AB ile ilişkilerimizin pürüzlü ve gergin olduğu bu süreçte, GKRY’nin konuyu AB sorunu haline getirmek istediği de göz önünde tutularak, alınmış olan bu kararı bir kazanım olarak görüp dikkatimizi dağıtmamalı ve rehavete kapılmamalıyız.

Unutulmamalıdır ki; GKRY lideri çeşitli açıklamalarında Kıbrıs Türk halkını azınlık olarak gördüğünü ifade etmiştir. Müzakerelere bir taraf devlet ve diğer taraf toplum statüsünde oturursa daha baştan eşitsiz başlanıyor demektir. Bu çerçevede 2004 referandumu sonrası BM genel Sekreteri Kofi Annan’ın yayınladığı rapor da hatırlanmalıdır.

BM Gn. Skr. raporunda “şayet Rumlar Kıbrıs sorununun iki toplumlu, iki kesimli federasyon yoluyla çözülmesini hâlâ istiyorlarsa bunu göstermelidirler… Şayet Rumlar SİYASİ EŞITLIĞE dayalı bir federal yapı içinde Kıbrıslı Türklerle GÜCÜ VE REFAHI PAYLAŞMAYA hazırlarsa, bunu sadece sözle değil, hareketleriyle de ortaya koymalıdırlar” demektedir.

Bu ifadeler, müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için Kıbrıs Rum tarafına bir anlamda “siyasi eşitliğe dayalı bir federal yapı içinde Kıbrıslı Türklerle gücü ve refahı paylaşmağa hazır olduklarını” gösterme zorunluluğu getirirken, Türk tarafına da böyle bir talepte bulunma imkanı sağlıyordu.

Gelinen noktada; 1950 yılında alınan Yunanistan’a ilhak kararının 67 yıl sonra yeniden gündeme getirilip kutlama kararı alınması ve sonra da sözde geri adım atılmış gibi yapılması, GKRY’nin aslında beklenti ve taleplerinden hiç vazgeçmediğini, ancak taktik adımlarla diplomasi alanında ve uluslar arası platformlarda kendilerinin iyi niyetli ve uzlaşmacı Türk tarafınınsa uzlaşılmaz olduğu algısı yaratılarak müzakere sürecinde durum üstünlüğü sağlamaya dönük bir hamle olarak değerlendirilebilir.

KKTC’nin 43 yıllık tarihi, bu tarih boyunca sayısı artık unutulan çözüm görüşmeleri, Rum tarafının bitmez tükenmez talepleri ile adeta uzlaşmamak için üretilen bahaneler bıkkınlık vermekle birlikte Türk tarafı olarak müzakere masasına onurlu ve adil bir çözüm için şans tanınmalı ancak aynı zamanda belki de artık KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak tanınması için de gerekli adımlar atılmalı ve diplomatik girişimlerde bulunulmalıdır.

KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak tanınmasının gerek ülkemize ve gerekse KKTC’ne enerjiden güvenliğe, turizmden denizciliğe bir çok alanda sağlayacağı stratejik avantajlar da unutulmamalıdır.