Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

Akdeniz’in ortasında bir uçak gemisi, stratejik önemi haiz bir kara parçası, yavru vatan, milli davamız Kıbrıs. Tarih boyunca tüm ülkelerin hedefinde ve elde etmek istedikleri bir kara parçası olmuş yeşil ada Kıbrıs. 1571 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş. 1571 den 1878 yılına kadar Osmanlı egemenliğinde en huzurlu dönemini yaşamış ondan öncesi sürekli çatışma sürekli istikrarsızlık olarak görünüyor. 1878 yılında Rusların, Osmanlı Devleti’ni tehdit etmesi üzerine İngiltere kendisini Rus tehdidinden koruyacağını taahhüt ederek Kıbrıs’ı istiyor Osmanlı’dan. İkinci Abdülhamid de Kıbrıs’ı İngiliz yönetimine bırakıyor. O tarihten itibaren İngilizler adadan hiç çıkmış değiller.

1832 yılında Yunanistan’ın bağımsızlık kazanması ile birlikte Yunanistan tarih sahnesine çıkmış oluyor. Daha 1814 de Yunanlıların kurmuş olduğu FİLİKİ ETERİYA adlı gizli örgüt Megali İdea fikrini ortaya atıyor Megali İdea’nın 10 ilkesinden biri Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı. Bunu bir yere not edelim.

1943 yılında 2. Dünya Savaşı sırasında Sürgünde bulunan Yunan hükümeti Kıbrıs ve Ege’nin Yunan olması yönünde taleplerde bulundu Kıbrıs Rumları da bu süreçte Enosis çabalarını yoğunluk verdiler. Bu talepleri kabul görmeyen Kıbrıslı Rumlar hedeflerine ulaşmak için terör eylemleri başlattılar. EOKA gizli terör örgütü 1 Nisan 1955’te eylemlere başladı önce ilhaka karşı olan Rumları öldürmekle başladılar ardından İngilizlere saldırdılar kısa bir süre sonra da Türkleri öldürmeye başladılar. Bu terör eylemleri karşısında kendini koruma refleksi geliştiren Türkler de 1958 yılında Türk Mukavemet Teşkilatını kurdu.

Türkiye Cumhuriyet Hükümeti ve basının yoğun çabaları ile Birleşmiş Milletlerde Yunanistan’ın gerçek düşüncesinin Enosis olduğu dile getirildi ve Yunanistan desteksiz kaldı. Bunun üzerine Türkiye Yunanistan ve İngiltere arasında bir uzlaşmaya varılarak 1959 yılında Londra ve Zürih antlaşmaları imzalandı. Bu anlaşmaların başta gelen en önemli özelliklerinden biri Ada’nın herhangi bir biçimde başka bir ülke ile birleşmesine yani Enosise kapalı olmasıydı. Türkler bu anlaşmalara sonuna değin bağlı kaldılar ancak 1963 yılında Makarios 13 maddeden oluşan bir anayasa değişikliği paketi ile ortaya çıktı. Bu pakete göre Türkler tamamen Rumların boyunduruğu altına giriyordu, eğer değişiklik gerçekleşirse elbette. Türkler kabul etmediler ve bunun üzerine 12 Aralık 63 tarihinde Ada genelinde Rumlar, Kıbrıs Türklerine karşı saldırıya geçtiler. Bu saldırılar Yunanistan’da işbirliği içinde Akritas planı çerçevesinde gerçekleşmiştir. Süreç içerisinde Kıbrıs’taki bu terör eylemlerine Rumların saldırgan tavırlarına ve çözümsüz duruma duyarsız kalamayan Türkiye müdahale etme gereğini hissetmiş ve tüm diplomatik yolları denemesine rağmen sonuç alamadığı için 1974 yılında hepimizin bildiği Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştirmiştir.

O günden bugüne Kıbrıs’ta Rumlar ve Türkler arasında çeşitli görüşmeler yapılmış Kıbrıs’taki her iki toplumun uzlaşma içinde ve refah içerisinde yaşamasının yolları araştırılmış ancak ne yazık ki hala bir sonuca ulaşabilmiş değildir.

Burada Rumların hala aynı ideallerinde ve hedeflerinde ısrarcı olmaları en büyük etken olarak görülmektedir ki son gelişmeler de hepimizin bildiği gibi Ada’nın etrafında tamamen kendi çıkarları doğrultusunda ve Türk toplumunu ve Kıbrıslı Türkleri yok sayarak yaptıkları sondaj çalışmaları vardır.

KKTC bir bağımsız bir devlet olarak ilan edilmiş olmakla birlikte dünyada maalesef hiçbir ülke KKTC’ni tanımamıştır. En son uzlaşma görüşmeleri hepimizin hatırlayacağı gibi 2017’de Crans-Montana’da Anastasiadis ve Akıncı arasında gerçekleşmiştir ancak bir sonuç alınamamıştır. Son günlerde duyuyoruz ki yeni bir sürecinin başlatılması dillendirilmektedir. Ancak şunun altını özellikle çizmekte yarar görüyorum, Rumlar aynı talep ve aynı düşüncelerle herhangi bir zihniyet değişikliği olmadan uzlaşmaz tavırlarını sürdürerek masayı otururlarsa herhangi bir sonuç alınması gene mümkün görünmemektedir.

Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla, GKRY’de güçlenen ve güçlenmeye devam eden aşırı milliyetçi ve hatta zaman zaman SS amblemlerini bile kullanmaktan çekinmeyen ELAM partisi ve Avrupa’daki irtibatları Kıbrıs Türkleri ve Türkiye aleyhine ciddi bir çalışma yürütmekte ve kamuoyu oluşturmaktadır. Korkarım ki şiddete eğilimi olan bu parti mensuplarının Kıbrıs Türk toplumuna karşı terör eylemlerine başvurması halinde 1963 yılına geri dönülmüş olacaktır.

Ne yazık ki Rum tarafının müttefiklerini çoğaltıp Türkiye’yi bölgede yalnızlaştırma hamleleri, KKTC’yi yok sayan tavrı, bölge ülkelerinin AB, ABD ve Rusya dâhil birçok ülkenin Türkiye’nin bölgedeki faaliyetlerinden rahatsızlığını ifade etmesi durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirmektedir.

Son olarak KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın ortak komite kurma önerisini reddeden GKRY’nin, Dışişleri ve Enerji Bakanlarının aklımızla dalga geçercesine “Türkiye ile işbirliği tüm tarafların yararınadır” ve “Türkiye’yi rakip değil ortak olarak görmek isteriz” şeklindeki açıklamaları ve dünyaya karşı olumsuzlukların sorumluluğunu tamamen Türk tarafına yükleme çabaları göstermektedir ki Rumlar adanın tamamına hâkim olma nihai hedeflerinden vazgeçmemişlerdir ve uzlaşmaya yanaşmayacaklardır.

Türkiye bu manzara karşısında, en azından çok yakın ilişkide olduğu ülkelerden başlamak üzere, KKTC’nin tanınması için yoğun bir diplomasi yürütmeli, bu yolla bir sonuç elde edilemiyorsa Türkiye ve KKTC’nin entegrasyonu için gerekli adımlar atılmalıdır. Zaman Kıbrıs Türklerinin aleyhine işlemektedir.