Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

HİLAFET KURULABİLİR Mİ?

Ayasofya’nın camiye çevrilmesi sonrası Ayasofya çevresinde ve ilk namazın kılınacağı 24 Temmuz günü yapılan gösterilerde kimileri püsküllü, sırmalı Osmanlı askeri kıyafetlerini giydiler. Kimileri Atatürk’ü koruma kanunu olan 5816 sayılı yasanın iptal edilmesini ve hilafetin geri getirilmesini savundu. Hatta Gerçek Hayat dergisi ve Abdurrahman Dilipak gibi bazı isimler Hilafet çağrısında bulundu.

Ak Parti sözcüsü Ömer Çelik bunun üzerine “Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. Bu nitelikleriyle Cumhuriyetimiz hepimizin ortak çatısıdır” diyerek rejim tartışması yapılamayacağını ve Cumhuriyet’e olan bağlılıklarını ifade etse de bu, kamuoyunun kaygılarını yeterince önlemedi.

Gerçekten de yeterince kaygılanmalı mıyız? Hilafet gelebilir mi?

Bu soruya tarihe bakarak ve insanımızın sosyolojik yapısına bakarak yanıtlayalım.

17. yüzyıldan itibaren kapitalizmin gelişmesiyle köylünün işçileştirileceği, mal ve hizmetlerin satılabileceği alan tasarlandı ve buna vatan dendi. Önceden feodal sınırlar vardı ve bu topraklar feodal beyin veya hükümdarındı. Halk ise tebaaydı. Etnisiteler vardı ama bugünkü anlamda millet kavramı yoktu ve kapitalizmin vatan kavramıyla o vatanda yaşayanlara da millet denmeye başladı. Atatürk de “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” demişti. Siyasal bir tanımdı ve aynı Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan her inan ve etnisiteyi kapsıyordu.

Halife milli çıkarları bastırabilir mi?

İmparatorluklar, feodal beylikler değil milletler çağında yaşıyoruz. Ne demektir bu?

Her milletin kendi çıkarını en azami notaya taşımak istediği bir çağdayız. Millet kimliği, ümmete ve diğer kimliklere baskındır. Dolayısıyla çeşit çeşit milletlere hâkim olacak bir halifenin varlığının varlığı geride kaldı. Bu bakımdan “tüm Müslümanların biat edeceği halife olsaydı, Müslümanlar birlik olurdu” söylemi gerçekçi değildir. İslam devletleri örneğin Filistin, Esad’ın desteklenmesi, Kıbrıs, PYD/PKK gibi meselelerde farklı farklı düşünüyor. Halife bu çıkar farklılıklarını zorla ortadan mı kaldıracak?

Hristiyan dünyasının ağırlıkta olduğu NATO, milli çıkarları bastıramıyor.

Halife “PYD/PKK vatanını savunan bir örgüttür”, “Türkiye Kıbrıs’ta işgalcidir, boşaltsın”, “Akdeniz’de sondaj çalışması yapmayın” derse kabul mü edeceğiz?

Bu konular siyasi, halife sadece dini konulara bakacak dersek yüzyıllardır yaşananın siyasi olduğunu görürüz.

Diyelim halifemizi seçtik…

Ülkemizde hilafet, bunu isteyen % 15’e rağmen, diyelim ki oybirliğiyle olanaklı olsun. Hepimiz aramızdan birini halife seçelim. Hangi Müslüman devlet kabul edecek?

Çıkarlarımızın farklı olduğu devletler bunu kabul eder mi? Etse de yarın çıkarlarımız farklılaşırsa vazgeçmez mi?

Bu halife bizim değil de Müslüman dünyasının genel çıkarını savunacaksa halife, cumhurbaşkanı, bakanlar arasındaki uyum nasıl sağlanacak?

Bu uyumsuzluğu ortadan kaldırmak için halife başka ülkeden olacaksa milli çıkarlarımızı tamamen ona tabi kılmak mantıklı mı?

Halife seçimle mi gelecek yoksa Kureyş kabilesinden mi olacak?

Halifelik dini değil siyasi bir kavramdır

Hz peygamberin cenazesi halifenin belirlenmesi için ortada kalmıştı. Daha o dönemden başlayarak halifelik için Emevi-Abbasi, Memluk-Osmanlı çekişmesi oldu. Çeşit halifeler ortaya çıktı İslam dünyasında. Birinin halife kabul ettiğini diğeri kabul etmiyordu. Biz hilafeti ilan ettiğimizde başka devletlerden de hilafet ilanları olacaktır. Dahası 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı halifesinin cihat çağrısına Müslümanlar uymadı.

Bu yaşananlar, halifeliğin hem birliği sağlamadığını hem de dini değil siyasi bir kavram olduğunu gösterir.

Çağımız millet ve milli egemenlik çağı

Peki neden?

Başta da belirttim. Çağımız ümmet değil millet, tek adam değil milli egemenlik çağı. Araplar kendilerinin ayrı bir millet olduğunu düşündükleri için cihat çağrısına kulaklarını tıkadılar. Hatta emperyalizmle işbirliği içinde Osmanlıdan koparak kendi devletlerini kurdular. Osmanlılık kavramı gibi ümmet kavramı da birleştiremedi ama Türk milleti Anadolu’ya dayanan bir milli mücadeleyi imkânsızlara rağmen başarıya ulaştırdı. Anadolu halkı millet gerçeğine yaslandı. Türk milleti olduğunun farkına vararak başka toprakları değil vatan bildiği toprakları savunma kararlığı gösterdi. Bu kararlık üstün silah teknolojisini ezdi geçti.

Hilafet neden kaldırıldı?

Cihat çağrısında görüldüğü gibi hiçbir işe yaramayan, Müslüman ülkeler arasında çekişmeye neden olan hilafet kaldırıldı. Dahası hilafet emperyalizm için kullanışlı bir kavramdı. Çeşitli krallara hilafet vaat ederek Müslümanları birbirine karşı kışkırtabiliyordu.

Bu sebeplerden anlaşılacağı üzere hilafet kimilerinin iddia ettiği gibi İslam’a karşı değil tersine İslam ülkelerinin birbirine karşı saldırısının, komplosunun önüne geçmek, emperyalizmin aracı olmaktan çıkarmak için kaldırıldı.

Hilafete değil milli politikalara yoğunlaşalım

Oybirliğiyle dahi seçsek, hem milletimizin hem halifemizin bu sorunlarla karşı karşıya kalmak isteyeceğini sanmam. Dahası ülkemiz rahat bir coğrafyada değil. Ekonomik kriz, salgın, PYD/PKK, FETÖ, Kıbrıs, Ege adaları ve silahlandırılması, patrikhanenin ekümeniklik iddiası, Libya ve bu sorunları yaratan emperyalizm ile uğraşıyor. Odaklanacağımız husus bu sorunlara milli çözümler getirilmesidir.

Halifelik gibi gereksiz, emperyalizmin Müslümanlar arsında kavga yaratacağı bir kavramı ele almayalım, emperyalizme karşı milli birliği sağlamaya çalışalım.

Araştırmalara göre en fazla % 15’lik kesimin talebi olan hilafet, şeriat çağrılarına bakarak kaygılanmak gereksiz. Dün de bu talepte bulunuyorlardı. Mücadelemizi verelim ama “şeriat geliyor” diyerek mücadele edenlerin sinmesine milletten vazgeçmesine neden olmayalım. Aksine Türk Tarih Kurumu başkanının istifası gibi mücadelenin başarıları üzerinde durarak mücadele edenlere moral verelim. Gözlerimizi gelişmelere kapamayacağız ama mücadelenin de olumlulukları öne alarak verileceğini bileceğiz.

Laiklik hassasiyeti yüksek olan kesimler de büyümek, oy almak için dinin araç olarak kullanılmasına razı olmayacak. İmamlı-dualı mitingler, açılışlar, Kuran öperek belediye başkanlığı görevine başlamalar, türban dağıtmalar, seccade üzerinde çekilen pozları basına servis etmeler olmamalıdır. Çünkü siz dini kullanırsanız bu işin asıl sahipleri daha fazlasını yapma kendilerinde cesaret bulur. Ona yanlışını söylediğinizde sizin yanlışınızı yüzünüze vurur. Laikliği amalı değil tutarlılıkla savunacağız.

Laik cumhuriyet hepimizin ortak çatısıdır ve bu çatıyı korursak Müslümanlığı, Müslümanların çıkarını da korumuş oluruz.

Not: Nasıl bir laiklik mücadelesinin verilmesi hususunda “Laikliği Doğru Anlamak” kitabımı inceleyebilirsiniz. Eleştiri ve önerilerinizi solak81@outlook.com adresime yollayabilirsiniz.