Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

1 Nisan 1955 günü emekli bir Yunan subayı olan Grivas liderliğinde adayı kan gölüne çevirmeye başlayan EOKA tedhiş örgütünün kanlı saldırıları sonrasında Kıbrıs adası kelimenin tam anlamıyla bir kan gölüne döner. Kıbrıs Türklerinin can, mal ve namus güvenliklerini korumak amacıyla başlattıkları mücadele 1959 yılında imzalanan Londra ve Zürih antlaşmalarının ardından 16 Ağustos 1960 günü kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti sürecinde de devam eder. Garantör devlet olarak Türkiye’nin Kur. Alb. Turgut Sunalp komutasında adaya gönderdiği 650 kişilik Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı yanında Yunanistan da 950 kişilik bir askeri gücü Kıbrıs’a sevk eder. Öte yandan Yunanların adada boş durmadıkları ve çeşitli şekillerde adadaki askeri güçlerini büyüttükleri ortaya çıkacaktır. Örneğin 1960’lı yıllarda Mağusa limanına matbaa makinesi olarak boşaltılan sandıklardan birinin kırılması sonucu içinden Rumlara teslim edilmek üzere gönderilmiş silahlar çıkacaktır. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni de Enosis için bir atlama tahtası olarak gören Rumlar ve Yunanların adayı Yunanlaştırma gayretleri 1974 yılına kadar aralıksız devam eder. Bütün dünya milletlerine ve onların haklarına saygılı olan Türk milletiYurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinden hareketle hiç bir zaman savaş taraftarı olmamış, başkasının bir karış toprağına da göz koymamıştır. Ancak Kıbrıs özellikle Yunanistan’ın devamlı kaşıması, Megali İdea ve Enosis saplantısı yüzünden hep kanayan yara olmuştur. Bu çalışma kapsamında Yunan askeri kaynaklarına bağlı olarak istihbarat çalışmaları, Yunanların muhtemel Türk çıkartması hakkındaki düşünceleri ve Rumların bile hakkını teslim ettikleri Türk subaylarının kahramanlıkları dile getirilecektir.

Bu dönemde Kıbrıs adasının Yunanistan için önemi Yunan askeri kaynaklarında şu şekilde ifade edilir;[1]

 “1- Avrupa’dan Ortadoğu memleketlerine giden bütün hava ve deniz trafiğini kontrol eder. Aynı şekilde Süveyş Kanalı’nın girişini tehdit veya muhafaza edebilecek bir mevkiye sahiptir.

2- Ortadoğu memleketlerine karşı girişilecek herhangi bir harekât teşebbüsünün yegâne çıkış noktasıdır ve ayrıca buralarının muhafazası için yegâne ön tahkimattır. Ortadoğu memleketlerine karşı yegâne çıkış noktası olduğu halde burasının Oniki Adalar ve Rodos tarafından desteklenmesi ve Ortadoğu’da bir müşterek alan meydana getirilmesi şarttır. Bunların desteği olmaksızın mevkii itibarıyla müdafaasız kalacaktır.

3- Yukarıda belirtilenler muvacehesinde ve arazisinin müsait olması nedeniyle Kıbrıs’ta kara, deniz ve hava kuvvetleri bulundurulması uygundur.”

 

1970’li yıllara girildiğinde Yunanistan’la Türkiye arasındaki problemler sadece Kıbrıs’la sınırlı kalmayacaktır. Bu dönemde Kıbrıs’ın pozisyonu ve Yunanistan’ın Kıbrıs adasını nasıl değerlendirdiği konusunda resmi kaynaklara yansıyan Yunan görüşü ise şu şekildedir;[2]

“1- Yunanistan’ın 1952 yılından bu yana Kıbrıs’ı kendine bağlamak için Birleşmiş Milletlere müracaat ettiği ve bu mücadelesinde Kıbrıslı Rumların da (buna) 1 Nisan 1955’de İngiltere’ye karşı başlattıkları EOKA mücadelesiyle katkıda bulundukları bilinmektedir.

2- Bu mücadele neticesinde Yunanistan, Türkiye ve İngiltere’nin dâhil olduğu Londra ve Zürih Anlaşmaları (Şubat 1959) imzalandı ve neticede bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Mezkûr anlaşma mucibince İngiltere’ye Kıbrıs’ta üsler bulundurma yetkisi verildi.

3- Londra ve Zürih anlaşmalarını uygulama yönüne gidildiğinde bunun yeni kurulmuş cumhuriyetin ilerlemesine mani olduğu görüldü. 1963 yılında bu husus Kıbrıs Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios tarafından şikâyet edildi.

4- Bu şikâyetten memnun olmayan Türkiye, meclisten, Türk köyleri, üçlü karargâh ve eğitmen grubundan subaylarını çekmiş ve bazı bölgelerin Türk sakinlerini de Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelere çekerek bir de facto durumu yaratıp Kıbrıs hükümeti içerisinde sözde bir Türk yönetimi kurmuştur.

5- Yukarıda yazılı Türk planını akamete uğratmak için Başpiskopos Makarios, Türklere karşı silahlı müdahalede (Kaymaklı, Erenköy ve St. Hilarion’a karşı 1964 harekâtı) bulunmak mecburiyetinde kalmıştır. Fakat dış müdahale nedeniyle Türkler planlarını uygulayabilmişler ve neticede şimdiye kadar muhafaza ettikleri Ağırdağ-Lefkoşa, Mağusa, Lefke, Erenköy, Yeşilırmak gibi bölgeleri ve köprübaşı kurmuşlardır. Bu arada Türklerin çoğunlukta olduğu köylerde de Türkler askeri yönden teşkilatlanmışlardır. Ağırdağ-Lefkoşa kantonunu da Kıbrıs Türk Alay Komutanlığı kampından çıkarak yerleşmiştir.

6- Türkiye’nin devamlı olarak yaptığı müdahale tehditlerine karşı Yunanistan’ın Yunanlılar, Kıbrıs Yunanlılarına (Kıbrıslı Rumlar) mümkün olan her türlü personel ve teçhizat yardımında bulunmuşlardır. Adada bu şekilde meydana gelen Yunan birlikleri Aralık 1967’de Köfünye hadiselerinden (Kasım 1967 harekâtı) sonra adadan ayrılmışlardır. Harekât Köfünye’deki Kıbrıs Türk birliklerinin kesmiş oldukları Lefkoşa-Limasol yolunu açmak için yapılmıştır…”   

Rumlar ve Yunanlar adada bir yandan Türkiye’ye karşı mücadele derken bir yandan da kendi iç hesaplaşmalarına devam etmektedirler. Cumhurbaşkanı ve Başpiskopos Makarios bir yandan adanın Türklerden kurtarılması için mücadele derken bir yandan da Yunanistan’daki Albaylar Cuntası’nın taleplerine karşı mücadele etmektedir. 1960 sonrasında adayı yasadışı ve antlaşmalara aykırı olarak silahlandıran ve binlerce Yunan askeri personelini gizlice adaya çıkartan Yunanistan olası bir Türk harekâtına karşı her türlü tedbiri almaya çabalamaktadır. Dönem Makarios’la Grivas ve Makarios’la Atina yönetimi arasında yaşanan bir sinir harbine ve psikolojik savaşa sahne olmaktadır. Bu arada Grivas’ı destekleyen Patris gazetesi ise Barış Gücü’nün denetiminde olması gereken silahların Makarios’un özel doktoru olan Lyssarides’in partisine bağlı komünist gruplara dağıtıldığını ileri sürer.[3] Yunanistan’daki cunta hükümetiyle Makarios arasında bu çatışmalar yaşanırken Kıbrıs’ta askeri birlikler içindeki görüş ayrılıkları da had safhadadır ve askeri personel de Atina’ya bağlı olarak çatışmalar yaşamaktadır;[4]

 “1- Genel:

Bilindiği gibi askerlerimiz davranış, tutum ve kanunlara itaat yönlerinden sınıflandırılarak Milli Muhafız Ordusu’ndaki görevleri ayarlanmaktadır.

2- Sınıflar (Kategoriler):

a- Kategori  Y (Tehlikeli komünistler)

1) Tarifi: Tehlikeli komünistler bu kategoriye girer.

2) Unsurları (Kriterleri):

Bu kategoriye konacak şahıslarda şu unsurlar aranacaktır:

1- Komünistliğe inanmış, komünist birliklere üye olup bu uğurda canı gönülden çalışmış veya çalışmakta olan, asker oldukları sürece uslu görünseler bile Milli Muhafız Ordusu’nun güvenliğini sarsacak ve genel milli menfaatlerimize zararlı olacak şahıslar bu kategoride sayılacaklardır.

2- Komünistlik ideolojisi veya benzer fikirler taşıyan, faal olup isteyerek bu ideolojiye hizmet edecek davranışlarda bulunan, Rum Milli Muhafız Ordusu’nun güvenliğini sarsacak ve genel milli menfaatlerimize zararlı olacak askeri personel bu kategoride sayılacaktır.

b- Kategori Õ (Faaliyetleri mahdut, hakiki komünistler)

1) Tarifi: Kendileri veya aile fertleri komünist ideolojiye inanmış ve bunu yaymakta sakınca görmeyen fakat faaliyetleri mahdut kişiler bu kategoriye girer.       

2- Unsurları:

Bu kategoriye konacak şahıslarda şu unsurlar aranacaktır;

1- Oğlu ve kardeşleri komünist olanlar

2- Komünist Parti ve kurumlara üye olanlar

3- Komünist Parti veya kurumlarda üye olup da propaganda yapan veya üye olmaya çalışanlara yardımcı olan faal kişiler  

c- Kategori Z (Tehlikeli olmayan komünistler)

1) Tarifi: Kendilerinin veya aile fertlerinden birisinin davranış ve tutumu komünist ideolojisine uygun; komünistlerle teması olan; komünistliğe inandıklarını söyledikleri halde hiçbir komünist parti veya kurumuna üye olmayan gayri faal kişiler bu kategoriye girer.

2) Unsurları: Bu kategoriye konulacak şahıslarda şu unsurlar aranacaktır;

1- Oğlu veya kardeşleri faal komünist olanlar

2- askere çağrılmazdan önce komünistliğe meyyal görülen fakat koyu bir tutumu olmayan veya sadece komünist taraflısı görünüp de komünist partisi veya kurumlarına üye olmayan, sistemli propaganda yapmayan, üye toplamayan veya komünist broşürlerini okumayanlar

d-Kategori  D (Şüpheli şahıslar)

Aşağıda belirtilen sebeplerden ötürü kanunlara karşı davranışları şüphe uyandıran şahıslar bu kategoriye girer.

1- Bir yıllık raporlarda (lehte veya aleyhte) haklarında şüphe uyandıracak bilgi olan şahıslar

2- Aleyhinde rapor olanlar (Ancak bu bilgilerin kapalı, yetersiz olmaması veya ispatlanması gerekiyor.)

e- Kategori H (İlhak aleyhtarları)

1) Tarifi:  İlhak (Enosis) aleyhtarı parti veya kurumlara üye olanlar bu kategoriye girer.

2) Unsurları: Yunanistan ve ilhak aleyhinde aşağıdaki şekilde açıkça faaliyet gösterenler bu kategoriye girer:

1- Yunanistan ve ilhak aleyhinde söz söyleyip faaliyet gösteren, propaganda yapan, Yunanistan ve ilhak aleyhinde ‘Aydınlatma Kampanyası’ açanlar

2- Yunanistan ve ilhak aleyhtarı gösteriler tertipleyen ve bunlara katılanlar

3- Salon veya meydanlarda Yunanistan veya ilhak aleyhinde konuşanlar

4- Yunanistan ve ilhak aleyhinde yazı yazan, afiş yapıştıranlar

5- Halkın Yunanistan ve ilhak hakkındaki güzel düşüncelerini ve davranışlarını aleyhte değiştirmeye teşebbüs edenler

3) İşaretler

  1. a) Personel kimlik fişlerinde kategori H tek başına veya başka bir işaretle beraber gösterilmiş olabilir. Örneğin

H Enosis aleyhtarı

N (H) Millici/İlhak aleyhtarı

Z (H) Tehlikesiz komünist/İlhak aleyhtarı

Õ (H) Faaliyetleri mahdut komünist/İlhak aleyhtarı

Y (H) Tehlikeli komünist/İlhak aleyhtarı

L ve P kategorileriyle kategori H yan yana olamaz.

f- Kategori L (Samimi milliyetçi, Enosis taraftarı)

Kendileri ve aile fertleri tutum ve davranışlarında samimi olarak ve açıkça ilhak taraftarı olup milli birlik ve beraberliğe inanmış, Yunan ideolojisine herhangi bir şekilde hizmet etmiş ve etmekte olan, kendini bu yola adamış kişiler bu kategoriye girer. Bunlar ayrıca komünist aleyhtarı olup komünistlerle mücadele ederler. 

g- Kategori P /İlgisizler/Boş verenler)

Politika veya politik faaliyetlere hiçbir suretle ilgi göstermeyenler bu kategoriye girer. Bunlar gerek kendi şahsi görüşleri veya benzer motivasyonların etkisi ile ilgisiz kalmalarına rağmen menfaat göreceklerini umdukları politik akıma veya sınıfa uymayı tasarlarlar.

h- Kategori S (Tespit olunamayanlar)

Milli Muhafız Ordusu’na girdiği zamana kadar yapılan tahkikat raporlarında ne olduğu belirsizler veya haklarında hiçbir tahkikat yapılmayanlar bu kategoriye girer.

I- Pasif milliyetçiler N

Bu kategori gerek kendi şahıslarının gerekse ailelerinin tutum ve davranışları milliyetçi ve komünizme karşı olan fakat Enosis lehine faal hareketleri olmayan kimseleri kapsamaktadır.”

Bu kapsamda Rum Milli Muhafız Ordusu bünyesinde ideolojik durumları tespit edilen personel de sınıflara ayrılır ve ilk etapta incelenen 34 personel “2 tehlikeli komünist, 16 faaliyetleri mahdut komünist, 9 ebeveynlerinin komünistlik faaliyetlerini destekleyenler, 7 ilhak (Enosis) aleyhtarı milliyetçiler ve 4 ne olduğu tespit edilemeyenler” olarak belirlenir. Söz konusu personelle ilgili olarak yapılan araştırmalarda “Haralambos Haralambos; Kendisi de, ailesi de solcudur.”, “Tseriodis Stilianos; Komünist gösteri yürüyüşlerine katıldı.”, “Babası komünisttir, ailesi solcudur.” gibi ifadeler bulunmaktadır. Bu arada yapılan bir başka listeleme ve soruşturma sonrasında “Bölük emrine itaat etmeyecekler” ve “Fanatikler” olarak iki gruba ayrılan “Teşkilatlanmış Grivasçılar” ve “Enosis taraftarı Grivasçılar” ile ilgili olarak da listeler tutulur. Rütbesiz er ve erbaşlarla ilgili olarak yapılan fişleme faaliyetinin dışında yedek subaylar ve ihtiyat birlikleri de aynı şekilde bir fişlemeye tabii tutulurlar. Askerlik görevlerini tamamlayan askeri personelle ilgili olarak da ideolojik durumlarını belirten listelemeler söz konusudur. Personeli pratik olarak karakter ve siyasi düşüncelerine göre tespit etmek üzere P. Bnb. Tsinda Konstandinu başkanlığında, P. Yzb. Marku Dimitriu ve P. Ütğm. Küçükki Yoannu’nun oluşturduğu heyet personelle ilgili karar verirken personelin kategorileriyle ilgili olumlu veya olumsuz değişiklikler de yapar. Örneğin 32. Komando Taburu personeli olan Yangu Banayodu Yoannu askeri tutum ve davranışlarıyla milli karakterindeki özelliklerin “pekiyi” olması nedeniyle kategori Õ’den kategori N’ye geçirilir.

Kıbrıs’ta görev yapan Yunan Alayı tarafından Kıbrıslı Rumlar hakkında yapılan değerlendirmelerde ise “…Genel olarak milli inançlara ve buna inandırmak için uyarma icap etmektedir. Genel olarak iktidardaki şahıslara itimat eden, kolayca ikna edilebilen ve siyasette pişkin olmayan bir topluluktur. Bu husus bir taraftan milli davaya yardımcı gibi görünüyorsa da diğer taraftan ani bir dönüşe gitme düşüncesine tecelli vericidir. Başpiskopos Makarios her ne kadar da komünistlere paralel bir hat takip ediyorsa da halkın çoğunluğu bunu desteklemektedir. Kıbrıslı Rumlar hiç şüphesiz adanın hâkimidirler. Diğerleri ise azınlıktadırlar. Dürüst, hassas ve kolay ikna edilirler. Genel olarak kolay ikna edilebilen siyasi bilgiden yoksun, iktidardaki şahıslara itimat eden bir topluluktur. Kıbrıslı Rumların biz Yunan askerlerine karşı tutumları hiç de memnuniyet verici değildir. Aleyhimize yapılan beyanatlar ve hareketler olumlu değildir. Bu durumu düzeltmek için hareketlerimize dikkat etmemiz lazımdır.  Aksi hareket ettiğimiz takdirde bu komünistlerin ve fırsatçıların işine yarayacaktır. Bunlar yerlerini muhafaza etmek için ve dinsizlik hastalığından dolayı herhangi bir kimseyle işbirliği yapabilirler. Yunan birliklerinin Kıbrıs’a ilk geldiği günlerde Kıbrıslılar Yunan birliklerini sevgi gösterileriyle karşılamışlardı. 8 sene içerisinde bu değişikliğin ne sebeple meydana geldiğini düşünmemiz lazımdır. Bu çalışmanın maksadı Kıbrıs halkının ta ezelden beri yaptığı mücadelelerle hürriyeti tatmadığını ve hiçbir zaman anavatanın kucağında hissetmediğini göstermek içindir. Böyle olmakla beraber asırlar boyu Yunanlıklarını hiçbir zaman kaybetmemişlerdir. Bu arada İkinci Dünya Savaşı esnasında verilen sözler de harp sonrası Eden’in ağzından çıkan bir ‘asla’ kelimesiyle son bulmuştur. Kıbrıslılar mücadeleden vazgeçmediler ve EOKA’nın mücadeleleriyle Kıbrıs adası İngiltere’nin elinden çıkmıştır. Son olaylar malumdur. Kıbrıs Türk azınlığı hiçbir hakkı olmadığı halde Kıbrıs’ta hak iddia etmektedir. Bu belki İngilizlerin işine gelmekte çünkü bir müddet evvel kaybettikleri müstemlekelerine tekrar kavuşmayı arzu etmektedirler. Kıbrıslı Rumlar uzun zamandan beri yabancı boyunduruk altında yaşadıkları halde Yunanlılıklarını kaybetmemişler, her zaman ve daima Yunan anane ve geleneklerine uymuşlar ve Yunan medeniyetini takviye etmişlerdir. Bu Yunan milletinin ölümsüzlüğünü, bozulmayan şöhretini ispat etmektedir.”[5] denilir.

Bütün bu gerilimli günlerin ardından Atina’ya bağlı Nikos Sampson tarafından 15 Temmuz 1974 günü bir darbe gerçekleştirilmesi ve Kıbrıs Türkleri aleyhindeki girişimlerin durdurulması yönünde Türkiye’nin diplomatik faaliyetlerinin bir sonuç vermemesi üzerine Barış Harekâtı için bütün hazırlıklar tamamlanır ve harekât 20 temmuz 1974 günü Girne’nin Pladini Plajı’nda başlatılır;[6]

 “…Bizim ani olarak Pladini plajından Ayayorgi ve Girne’ye doğru taarruza başlayacağımızı düşman ummamıştı. Çünkü Pladini plajına 20 Temmuz günü çıkan birliklerimiz düşman mukavemeti karşısında 22 Temmuz öğleye kadar çıktıkları bölgelerde kalmışlardı. Düşman bizim ikinci ve asıl çıkarma grubumuzun muhtemelen Girne’ye daha yakın olan bir kıyıya çıkacağını hesap ederek tuttuğu kıyı mevzilerini terk etmeye ve kuvvetlerini toplayarak kıyı başındaki birliklerimize taarruz etmeye cesaret edememişti. Fakat bu ince hesap kendisini aldatmıştı. Şimdi düşman ummadığı istikamete ve batıya karşı savunmaya geçmeye mecbur olmuştu. Fakat savaş birçok faktörleriyle onun lehineydi. Sağımızdaki hâkim arazi düşmanın elinde bulunuyordu. Araziyi, meskûn bölgeyi ve bizim kuvvetlerimizin cins ve miktarlarını çok iyi biliyordu. Hâlbuki bizim için arazi ve düşman birer meçhuldü. Düşman bir ila iki saat önce, bizi gemilerimiz içinde teker teker saymıştı. Gemilerde kıyı boyunca sanki önünden geçit resmi yapmıştık. Düşman baskın için yaklaşmamızı beklemiş, pusuya girmiş ve önceden ateş açmamıştı…”  

 

Adadaki Yunan askeri gücünün Kıbrıs’ın farklı noktalarıyla ilgili istihbarat ve değerlendirmeleri ise son derece ilginçtir ve Yunanlıların muhtemel bir harekâtla ilgili düşüncelerini de yansıtmaktadır;[7]

 “Girne: Askeri bakımdan bu kasabanın hiçbir önemi yoktur.

Lefkoşa-Girne: Askeri öneme haizdir. Lapta ve Lapta Geçidi ile Panağra’ya bağlanır. Savunma tarafın karşı taarruza girişeceği istikamette olduğu için bu yol önemlidir.

Elverişlilik derecesine göre çıkarma yerleri:

  • Mağusa körfezinde Boğaz, Karakol, Derinya
  • Larnaka körfezinde Voroklini ve Mazotos
  • Omorfo körfezinde Ayirini ve Ksero
  • Kuzey sahillerinde (Girne) Vavilla, Ayyorgi, Ayepiktito
  • Baf sahillerinde Kasaba ve Hirsofu körfezleri”

Görüldüğü üzere Yunan istihbaratı adaya yapılacak muhtemel bir çıkartma harekâtında Girne bölgesini asla düşünmemektedir ve bu harekatın muhtemelen Gazi Mağusa tarafında yapılacağını tahmin etmektedirler. Adadaki Yunan istihbaratının asla Pladini plajı bölgesine olamayacağını düşündüğü harekât böylece 20 Temmuz 1974 sabahı başlatılır. Yunan gazeteleri ise daha sonraki dönemlerde Kıbrıs Barış Harekâtı’na geniş yer vermeye devam ederler. Örneğin Etniki gazetesi, 18 Ocak 1975 tarihli sayısında Kıbrıs Barış Harekâtı ve Türk askeri için şunları yazar;[8]

 “Atinalı Diyanisos Kadriyanos, Türklerin bilhassa son yıllarda bol casusluk ve istihbarat faaliyetlerinde bulunduğunu, buna mukabil Kıbrıs Rum güvenlik sorumlularının istihbarattan başka her şeyle meşgul olduklarını açıkladı. Bir Türk Binbaşının uzun süre Kıbrıs sahillerinin haritasını hazırladığı meydana çıktı. Çıkarma gemileri 20 Temmuz sabahı Girne yakınlarındaki Glikiyotissa (Yılanlıada) sahillerine yaklaştıklarında, donanma adanın her tarafını çevirdiğinde, uçaklar hedefleri dövmeye başladığında Türkler her şeyi biliyorlardı. Talihsiz büyük adamızda, Türk askeri harekâtı için Elen tarafından yazılan bütün yazılarda Türk ordusunun büyük harekâtının açık bir değerlendirilmesi vardır.

Buna paralel olarak Kıbrıs Rum güvenlik kuvvetlerinin büyük hata ve eksiklerini ortaya koymak için çabalar oldu. Fakat bütün bunlar için askeri uzmanlar konuşacak ve şüphesiz belirli yıllar gizli tutulan faaliyetler açıklandığı zaman tarih fikrini söyleyecektir. Türklerin her zaman onlar için söylediğimiz gibi o kadar budala olmadıklarını ve Kıbrıs’ta başarılar için hudutsuz mukavemet, kabiliyet ve emek ile inat gösterdiklerini kamuoyuna açıklama zamanı gelmiştir. Askeri harekâtlarını hazırlamak için on yıldır aralıksız olarak gece gündüz çalıştılar. Subay ve astsubaylarında harekât yapacakları sahanın bütün hedef ve arazi detayları işlenmiş haritaları vardı. En küçük kaya, en küçük patika, en önemsiz arazi yükselişi açıkça belirlenmişti. Bunlar sadece araziyi ilgilendiren hususlar, aynı şekilde Rum kuvvetleri, sivil halkın gücü, adetleri, siyasal düşünceleri vb. hakkındaki bilgiler de ellerinde vardı…

Lefkoşa’daki Kıbrıs İstihbarat Başkanlığı (KİP) Başkanı’nın Geçitkale köyünü Rum köyü zannetmesi, Türk kahvesine kahve içmek için girmesi ve tevkif edilmesi ve bütün Yunan istihbarat servislerini rezil olma tehlikesine sokmak cehaletini göstermesinden sonra ne söyleyebiliriz? Türklerin elinde esir kaldıktan sonra serbest bırakılan bir Rum şunları söylüyordu: ‘200 kadar Rum, Lefkoşa Türk semtinde Pavlidis garajında ağıldaki koyunlar gibi kalıyordu. İçinde pirinç taneleri olan sıcak sudan ibaret çorbalarını içerken yanlarına bir Türk subay geldi, çelik başlıklı idi ve komando işaretleri vardı. Bir esire yaklaşarak Rumca ‘Ne yapıyorsun, nasılsın?’ diye sordu. Bu hareket şüpheyle izlenince subay ‘Beni tanıdın mı?’ diye sordu ve çelik başlığını çıkardı. Türk subayını tanıdığı için hayretler içinde kalan Rum ‘Seni hatırladım, ne yapıyorsun?’ dedi.

Girne’nin tanınmış tiplerindendi. Son dört yıldan beri Kıbrıs’ın kuzeyindeki bu güzel şehirde avare bir Kıbrıslı Türk gibi dolaşıyordu. Gezilerinde bisiklet kullanıyordu. Daima mayo ile dolaşıyordu. Güneşte yanmış sağlam yapısı ile yaşlı İngiliz kadınları arasında çok başarıları vardı. Bunlar onun için ‘hayat adamı’ diyorlardı. Geziler için sandal kiralamakla meşgulken bir defa uyuşturucu maddelerle ilgili olarak tutuklandı. Fakat bu avare adam Kıbrıs Türk’ü değildi. Türk Komando Binbaşısı idi. 4 yıl Girne sahillerinde ve Beşparmak Dağları’nda faaliyet gösterdi. Beşparmak Dağları Türklerin Lefkoşa bölgesine bağlı idi ve bilindiği gibi 14 Ağustos’taki harekâtta Türk birliklerini desteklemekte kullanıldı. Daha sonraki değerlendirmeler sonucu Türk subayının çıkarma gemileri için geçiş yollarını tespit etmekle görevli olduğu ve bu görevini deniz altında balık avlama örtüsü altında başardığı anlaşıldı. Aynı zamanda sahil bölgelerini ve Kıbrıs hükümetinin terk etmesi ile kullanılmaz hale gelen sahil mevzilerini de haritasına işlemişti…”

 

Yunan istihbarat kaynaklarının da hakkını teslim ettiği üzere Kıbrıs’ta görev yapan Türk askeri personeli kendilerine verilen son derece sıkıntılı, zor ve tehlikeli görevi en iyi şekilde icra etmişler, istihbarat ve özellikle istihbarata karşı koyma bağlamında son derece titiz görev yapmışlar ve düşünülenin aksine Kıbrıs Barış Harekâtı’nın Girne yakınlarında bugün Yavuz Çıkarma Plajı olarak bilinen Pladini Plajı’ndan başlatılması yönünde altyapıyı oluşturmuşlardır. Bu noktada öncelikle bahsedilmesi ve hatırlanması gerekenler 1974 Temmuz ayına kadar Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT)’nda başarıyla görev yapan Türk askeri personeli ve ayrıca 650 kişilik Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı (KTKA) bünyesinde 1960 Ağustos ayından bugüne kadar adada mevcudiyetini sürdüren askeri personelin özverili, fedakâr ve cansiperane çabalarıdır. Çıkartma ve indirme harekâtlarının müştereken yapıldığı bir amfibi harekâtı olarak zorluk derecesi çok yüksek olan ve savaş tarihindeki yerini alan Kıbrıs Barış Harekâtı ayrıca Kıbrıs Türkleriyle Rumların karma yaşadıkları yerleşim bölgeleri bağlamında da son derece zor bir görev olmuştur. Bu faaliyetlere harekâtın KTKA, TMT ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin müşterek harekâtı olduğu gerçeği de eklenince Kıbrıs’ta yaşanılanların güçlüğü ve başarının önemi ve değeri de kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Bu harekâtta görev alan bütün Türk subayları yanında özellikle adanın muhtelif yerlerinde çıkartma için elverişli noktaların tespit edilmesi, Rum sualtı savunma ve engellerinin bulunması ve çıkartma için en uygun yerin öğrenilebilmesi için Türk askeri personeli yanında cansiperane faaliyette bulunan TMT’nin önemli isimlerinden Nevzat Uzunoğlu ve Kemal (Abdullah) Sahilboylu gibi Kıbrıs Türklerinin de rahmetle anılması gerekmektedir.

[1] Kıbrıs Yunan Kuvvetleri Alay Komutanlığı (KYKAK), S-3, D-No.290/3/95, Kraliyet As. Pos.902, 10 Haziran 1969 tarihli resmi yazı.

[2] A. g. a.

[3] Yunan askeri gücü ise Barış Gücü’nün görev yaparken bazı aksaklıklara neden olduklarını, bu durumun Barış Gücü’nün zafiyetinden veya mensuplarının hissi hareketlerinden kaynaklanabileceğini veya rüşvet yemelerinden kaynaklandığını, Barış Gücü’nün Kıbrıslı Türkleri desteklediğini belirtir. KYKAK, S-3, D-No.290/3/95, Kraliyet As. Pos.902, 10 Haziran 1969 tarihli resmi yazı. Ayrıca bkz. Kıbrıs Bülteni, Mayıs 1973, s. 35-42.

[4] Yunanistan’ın Kıbrıs’ta bulunan 6. Taktik Grup Komutanlığı 2. Şube tarafından 32. Komando Taburu ile ilgili hazırladığı “askeri personelin karakter ve ideolojik tutumlarına göre sınıflandırılması” başlıklı rapor. KYKAK, Dosya No. 123/2/26530, Plan 23, Lefkoşa / 7 Haziran 1973.

[5] KYKAK, S-3, D-No.290/3/95, Kraliyet As. Pos.902, 10 Haziran 1969 tarihli resmi yazı.

[6] Bedrettin Demirel, “Bir Savaş Hatırası”, Kara Kuvvetleri Dergisi, Sayı 44, Ankara, Aralık 1974,s. 18.

[7] KYKAK, S-3, D-No.290/3/95, Kraliyet As. Pos.902, 10 Haziran 1969 tarihli resmi yazı.

[8] EDOK, Geçmişten Geleceğe Kıbrıs, Ankara, Şubat 2000, s. 41.