FAALİYET SONU İNCELEMESİ 

İngiltere Yine Sahnede

İngiltere hep olduğu gibi yeniden oyun kurucu olmaya soyundu. Yüksek çıkarlarını öne çıkararak yeniden inisiyati ele alma sinyalleri veriyor. Brexit ile Avrupa havzasını ve Balkanları belirsizliğe itti. Orta Doğu sorun sarmalında yeni açılımlar peşinde. Olası Rusya-ABD yakınlaşmasını sarsmaya gayret ediyor. 100 yıl önce çizilmesini sağladığı Orta Doğu haritasında güncelleme çalışmalarına başladı. Bunları tek başına yapabilir mi? Elbette hayır. ABD olmadan asla.

ABD’de yeni yönetimin oluşturulma sürecinde öne çıkan ulusallaşma odaklı rota arayışları yeni hamlelerin yapılmasını gerektiriyor. Eğer Trump ve ekibinin öncelikli hedefi küreselleşmeye ayar vermek ise savaşın hedefi uluslararası sermaye odakları olacak. Kolay mı? Çok zor. Sanayi devriminden bu yana ABD ve İngiltere yönetimleri sermayenin asıl sahipleriyle çalıştı. Devletler ve büyük aileler içinde düğümlerin bulunduğu yün yumağı oldular. Eğer amaç küreselleşmenin bertaraf edilmesi ise bu çok mümkün görünmüyor. Hem emperyal sistemin devlet tarafı olacaksınız hem de bu devleti veya devletleri yönlendiren sermaye sahiplerini sistemden uzaklaştıracaksınız. Pek olası değil. Eninde sonunda sermaye odaklarıyla asgari müştereklerin bulunması gerekecek. Herkes alanlarına çekilecek ya da güncellenmiş ortak yol haritaları üretilecek.

ABD’de Anglosakson ve Yahudi Etkileri

ABD yönetiminde yer alanların görev tanım formu bellidir. Bu formun misyonu ‘Dünya hakimiyetini sağlamak ya da hakimiyet gerçekleşinceye kadar tüm alanları kontrol edebilmektir’. Trump ekibinin de önceliği bu olacaktır. Bu önceliği gerçekleştirirken hem Anglosakson hem Yahudi etki ve desteği sağlanacaktır. Bu nedenle Trump’ın birbiriyle çelişen farklı söylemlerde bulunduğunu görebiliriz.

Küreselleşmeye karşı adı konmamış sanal savaş sürerken İngiltere Başbakanı Theresa MAY’in diplomasi trafiği dikkat çekiyor. Trump’ın seçilmesinin ardından süratle ABD’ye gidişi ve hatta Trump’ın parti toplantısına katılması, ardından Türkiye’ye gelişi ve kısa süre önce de Ürdün’e gerçekleştirdiği ziyaret spor olsun diye yapılmadı. İngilizlerin her teması dikkatle incelenmeli ve sonuçları gözlenmelidir.

İçinde yer aldığımız bölge Dünya’nın kalpgâhı ve kalpgâha hâkim olan Dünya’ya hâkim olur kuralı halâ geçerliliğini koruyorsa bu ziyaretler ve ardından yaşananlar önem kazanıyor. İngiltere’yi ve hamlelerini iyi okumak gerek. İngiltere’nin önümüzdeki dönem yapmak istedikleri için Mısır, Ürdün ve Türkiye coğrafyaları önemli ve önceliklidir. Suudi Arabistan ve Katar ise etki alanlarıdır..

ABD ise her daim bu çabaların destekleyicisi olmuştur. Trump’ın Mısır’a ve Ürdün’e dikkat çeken ilgisi de tesadüf değildir. Suudi Devleti ve Katar ise para kasalarıdır ve silah sistemlerinin devamlı müşterileridir. Öncelikleri vardır. Türkiye’ye bile verilmeyen savaş uçakları onlara verilebilmektedir.

ABD-Rusya Flörtü

Öte yandan ABD Çin’i daha etkin kontrol edebilmek için Rusya’yla ortak projeler üretmeye çalışabilir. ABD-Rusya yakınlaşması İngilizler için istenen bir durum değildir. Bunu sabote etmek için var güçleriyle çalışacaklardır. ABD’nin Rusya ile proje tabanlı flörtü bile onları çıldırtır. Rusların ise ABD’nin kendisine karşı olası ilgi artışına olumlu karşılık vereceğini ancak kontrolü kaybetmeyeceklerini öngörebiliriz. Ruslar için Şanghay İş Birliği Örgütü eski ve kalıcı aşktır. Üstelik Suriye’ye yönelik Tomahawk saldırısı Trump Yönetimi’nin güvenilirliğini sorgulatmıştır.

Medeniyetler Çatışması ve BOP Yeniden mi?

Son dönemde Avrupa ülkeleri başta olmak üzere artan terör saldırılarının arkasından çoğunlukla IŞİD’in ve radikal İslamın çıkması milletler arasında yaratılan din tabanlı kutuplaşmaların kaşındığını göstermektedir. Buradan hareketle Samuel HUNTİNGTON’un ünlü ‘Medeniyetler Çatışması’ teorisinin yeniden servis edilmeye başlandığını söyleyebiliriz.

Orta Doğu’da sinyalleri alınan İngiltere ve ABD merkezli güncel hamlelerde ilk hedefler hangi ülkeler olacak? Tabi ki Suriye ve İran. Bölgedeki mezhep tabanlı İngiliz-ABD muhiplerinin de istediği budur. Tesadüf o ki Büyük Orta Doğu Projesi’nin zamanlı hedefleri de Suriye ve İran’dır. Öncelikle Suriye yeniden saldırı hedefi olacaksa Suriye’de yeniden 2012-2013 politikalara dönülmeye mi çalışılacak? Türkiye yine işin içine mi çekilecek? Aynı taşeron role mi soyunulacak? Yazık değil mi? Ya sonra: İran’la çatışmaya mı zorlanacağız? Hesapsız ve dipsiz senaryolar. Oyunun sonunda BOP’ta sıramızın gelmesini mi bekleyeceğiz? Bu deli soruları tekrar sormak zorunda olmamız bile üzücü ve düşündürücüdür.  

Küreselleşmeden Nasiplenenler

Küresel projeksiyonda ise ABD bir yandan Çin’i en büyük tehdit olarak görürken arka planda Çin’den faydalanma ve hatta ortak çalışma alanları oluşturmanın yollarını aramaktadır. Xi Chiping’in ABD ziyareti ve sonrasında Trump’la telefonla sürdürülen iletişim bu kapının kapatılmamasına yönelik önemli bir işarettir. Telefon görüşmesinin konusu K.Kore olsa bile. Gerçi Suriye’ye yapılan saldırı, Xi Chiping’in Florida’da ağırlandığı zamana denk getirilerek tüm Dünya’ya göz dağı verilmek istense de 5000 yıllık Çin devlet birikiminin bu Hollywood senaryosunun etkisinde kalacağını söylemek saflık olur. Neticede Çin açısından da ABD ile iyi iletişimde bulunmak değeli ve zaman kazandırıcıdır. Çin’in Dünya üzerindeki etki ve ilgi alanları günden güne artmaktadır. Özelleştirme kapsamında Akdeniz’deki bazı limanların işletme haklarını satın almaya başlamıştır. Kuzey ve Güney Amerika arasında Nikragua’da Panama Kanalı’na alternatif bir kanalın yapılmasına öncülük etmektedir. Küreselleşmenin tüm nimetlerinden faydalanan Çin Dünya ticaretinde de kazan-kazan ilkesini başarıyla uygulamakta ve emperyal rakiplerine göre daha fazla sempati toplamaktadır. Ancak Çin de fırsatını yakaladığında emperyal bir canavara dönüşebilir mi?  Olasıdır.

Almanya ve Fransa küreselleşmeden faydalanan diğer güçlerdir. Son dönemde Rusya’ya yakın durmakta ve iş birliklerini geliştirmektedir. Devasa sanayilerinin işleyebilmesi için enerji akışına ihtiyaçları vardır. Akış büyük oranda Rusya’dan sağlanmakta ve Rusya’ya doğalgaz bağımlılıkları artmaktadır. Bu durum ABD-İngiltere açısından istenmeyen ve tehlikeli bir yakınlaşmadır. Son yıllarda Avrupa ülkelerinde artan terör faaliyetlerine bu açıdan da bakmak gerek. Avrupa Birliği, ABD-İngiltere’nin tehdidi altındadır. Türkiye de bu tehdidin şantaj unsuru olarak kullanılmak istenmektedir. Göçmen kozu fazlasıyla tehdit yaratmaktadır. İşin ironisi ise AB ülkelerinin yıllarca kapıda beklettikleri Türkiye’nin böyle bir role aday gösterilmesidir.

 

Faaliyet Sonu İncelemesi

Ya biz, biz neredeyiz?

Şimdi duru akla başvuralım. Gelin gündelik yaşamımıza askeri terminolojiye ait bir terimi daha sokalım. Adı: ‘Faaliyet Sonu İncelemesi’ (FSİ). FSİ’de şu üç sorunun yanıtı aranır: Ne oldu? Nasıl oldu? Nasıl olmalıydı? Bir askeri faaliyetten (toplantı, tatbikat,  operasyon, harekât vb.) sonra faaliyete katılan lider kadro bir araya gelir ve öz eleştiri yaparlar. Çalışmanın doğruları ve eğrileri ifade edilir. En küçük birimden en büyük birime kadar her seviyede katılımcı tartışmalara katkı yapar. İlginç ve güzel değil mi?

Askeri çalışma platformu aslında bilimin, teknolojinin göbeğindedir. Kullanılan silah sistemlerinden başlayın, harp prensiplerine kadar, muhakeme yapma sistematiğinden, karar alma süreçlerine kadar tüm birikimler yönetim sistemlerine yol gösterebilir. O yüzden tarihe altın harflerle geçen liderlerin ve kadroların kayda değer bir askeri aklı vardır. Buna bir de istihbarat aklını eklerseniz başarı kaçınılmaz olur. İngiltere ve ABD politikaları üst seviyede askeri, istihbari ve ekonomik aklı içerir. Son dönemde Rusya’da da bunu çok etkin olarak izlemekteyiz. Çin’in yönetim modelinin doğasında da bu vardır. Uluslararası şirketlerin fark yaratan başarıları da buna dayanır. Siyasi partiler ve liderler açısından da durum böyledir. Kazananlar kulübüne üye olmak için bu birikime sahip olmanız lazım.

Ülke olarak son dönemlerde içine düştüğümüz durumlar milli güç unsurlarımızı önemli ölçüde zayıflattı. Sonuç ortada. Şimdi herkes için faaliyet sonu incelemesi yapma zamanı gelmiştir. Gelin düşünelim. Ne oldu? Nasıl Oldu? Nasıl Olmalıydı?

Siyasette Görev Zamanı

Türkiye’nin geleceği açısından kalitesi ve birikimi yüksek enerjik, yeni ve temiz yüzlerin ve sıra dışı birey/kadroların siyasette görev alma zamanı gelmektedir. Türkiye’nin devlet aklına, devlet aklının ise akıllı siyasete, genç ve temiz siyasetçilere ihtiyacı vardır.

Sevgi ve saygılarımla.

 

Rafet ASLANTAŞ

ANKA Enstitüsü Başkanı