İlk badireyi el birliğiyle bertaraf ettik. TSK’nın vatansever kadrosunun refleksi, polisin verilen göreve katkısı, kalkışmanın içinde yer alan gafil ve bir bölümü de olan bitenden habersiz ast rütbeli ve rütbesiz grubun durumu anladıktan sonra faaliyetten düşmesi ve duyarlı vatandaşların sokakta gösterdiği direnç ilk raundu kazanmamızı sağladı.

     Kötümser olmak istemem ama bu başarı yetmez. Küresel düzenin emperyal oyun kurucuları bu yenilgiyi not ettiler. Dış kurumsal akıl ve her türlü ahlaksız projeyle yeni planlamaların yapıldığına eminim. Sömürünün devam etmesi için B,C planları hazırlanmıştır. Yakın gelecekte asimetrik saldırılara (Eş zamanlı terör saldırıları, kişi hedefli intihar saldırıları, siyasal otoritesizlik, suikastler/sabotajlar, siber saldırılar, üretilebilen doğal afetler, NBC (Nükleer,biyolojik,kimyasal) tehdidi, iç karışıklıklar, gerici/bölücü kalkışmalar ve sonrasında konvansiyonel saldırı, vb.) muhatap olabiliriz.

     Öte yandan FETÖ’ye yönelik operasyonlar derinleşerek ve yayılarak devam edecektir. Operasyonlara tüm vatanseverler destek vermelidir. Ancak temizlik çalışmaları sadece hücrelere kadar sızmış olan kötü ruhlu cadılara yöneltilmelidir. Tatlı cadıların yeteneklerine ülkenin ihtiyacı vardır. Düşünce diyalektiğinden (çatışmasından) üretim doğar.

     Biliyoruz ki önümüzdeki günler, aylar ve yıllar sıkı bir mücadeleye sahne olacak. Bu mücadelede devlet kadrolarında liyakat esasına göre konumlandırılacak yetişmiş kadrolara çok iş düşecek. Ancak özellikle kumpas davalardan sonra Devlet kurumları strateji üretecek aklının ve yeteneklerinin önemli bir kısmını kaybetti. Sonrasında doğan boşluktan faydalanarak konumlananların ve bugüne kadar görev yapanların neden olduğu durum ise ortada. Vücuda uygun kan verilmezse sonu bu olur.

     Dere geçerken at değiştirilmez güzel bir ifadedir. Ama atların dereyi geçme yeteneğine sahip olması gerekir. Üstelik güncel tehdit ortamını dere olarak tanımlamak hafife almak olur. Coğrafyamız değerlidir. Küresel saldırı olasılığı sürmektedir ve hep sürecektir. Bu sürekli tehdit ancak milli üst akıl, sağlam kadrolar ve derin ve sistematik işleyen bir devlet yapısıyla bertaraf edilebilir. Bugün kazanılan başarı taktik düzeydedir.

     Diğer taraftan taktik seviyede kazanılan bu başarı Devletin ve sivil toplum örgütlerinin aksayan yerlerinde yeniden yapılanma için uygun fırsatlar yaratmıştır. Öncelikle devlet tüm kurumlarıyla millileşmeli ve tabir uygunsa fabrika ayarlarına dönmelidir. Geçtiğimiz aylarda kaleme aldığımız ‘Üst Zekâ, Üst Akıl İhtiyacı’ başlıklı makaleleri boşuna yazmamıştık. (Okumak isteyenler için internet ulaşım adresleri sayfa sonunda verilmiştir.[1]) Mevcut yapının yarattığı kurguda reflekslerimiz kuvvetli ancak öngörümüz zayıf kalmaktadır. Milli üst akıl eksikliği, kurumların çatı hedefe yönlendirilememesi, ufuksuzluk, öngörüsüzlük, kurum kapasitelerinin ve yeteneklerinin uyumlu ve eş güdümlü kullanılamaması, milli olamama, görevlendirmelerde liyakate önem ve öncelik verilmemesi ve çıkar gruplarının art niyetli faaliyetleri sistemimizi çürütmektedir.

     Atilla’nın bir liderlik prensibi vardır: “Sisteminizden taviz vermeyin, sisteminiz çürür” der. Çürümeyecek, çürümeye terk edilemeyecek bir yapı kurmalıyız. Devletin yeniden kurgulanma ihtiyacı kesindir. Binlerce yıllık Türk töresinin özünün, Türk devlet kurgusunun ve bu kurguda kadının öneminin ve yönetsel niteliğinin, Yüce Atatürk’ün tehditlere karşı aldığı tedbirlerin ve yaptığı uyarıların yeniden titizlikle incelenmesi zamanı gelmiştir.

     Doğru insanlar ancak doğru işleyen mekanizmalarda etkin ve verimli olabilirler. Şu anda var olan sistemin kurgusal yetersizliği, eş güdüm/uyum ve koordinasyon boşlukları bizi güçsüz kılmaktadır. Her kurumda göze çarpan en bariz sorun günü birlik koşuşturmalarda harcanan zaman ve enerjidir. Sığ, faydasız ve ufuksuz rutine binmiş çalışmalardır. Her konuda mış gibi, miş gibi sahte çalışmalarla ve görüntülerle kurumlar adeta felç edilmektedir. Zaman ve emek boşuna harcanmaktadır. Sistemin bu hale gelmesinde gaflet ve dalaletin yanı sıra dış kaynaklı beşinci kolun yönlendirmeleri ve etkisi de bulunmaktadır. Bürokrasi ve evrak sayısı arttıkça üretim artmaz. Amaca odaklanmayan boş işlerle uğraşırsanız çevrenizde olup bitenden de, gelişmelerden de bihaber olursunuz. Tehdidi algılayamaz ve strateji üretemezsiniz.

     Şu anda asıl özne olan TSK açısından bakıldığında geçtiğimiz askeri şura sonrasında kumpas davaların mağdurlarının tüm kuvvetlerde kritik yerlere atanması önemli bir gelişmedir. Bu insanlar iyi yetişmiş ve sağlam karakterlidir. Umarız bu atamalar göstermelik ve gelip geçici değildir. Yargıdan, eğitime, polis teşkilatımızdan sağlık birimlerine, maliyeden medyaya kadar her kurumda liyakat esasına dayalı objektif atamalar ve görevlendirmeler yapılmalıdır. İktidar ve muhalefet kim olursa olsun en az elli yıldır süren siyasi kadrolaşma alışkanlığının faydası/zararı ortadadır. Umarız ders alınmıştır.

     Bu arada şunu da ısrarla söylüyoruz; düzenleme yapma fırsatını siyasi saplantılarla heba etmek akıllıca olmayacaktır. Ancak dış tehdit unsurlarının ve  onların maşalarının yapmak isteyeceği yapısal düzenlemelere yol açacak düzenlemeleri kanun hükmünde kararnamelerle oldu bittiye getirmek son derece yanlış olacaktır. TSK’nın kodlarıyla oynamak ve binlerce yıllık geleneklerini aşındırmaya çalışmak, milli bayramlarla ilgili duyarsız ifadeler ve uygulamalarda bulunmak, şehircilikle ilgili ve yaşamsal konularda ötekileştirmeye neden olacak kararlar almak yeni şüphelere yol açmaktadır.  Dış tehdit beklentilerinin yüksek olduğu dönemlerde dikkatsiz ya da kasıtlı söylemlerle yaratılan yapay ayrımlar iç cephede kırılmalara ve milli güç unsurlarının zafiyete uğramasına neden olur. Bu durum tedbir almayı zorunlu hale getirebilir.

     Toplumsal farkındalık açısından bakıldığında Türklük bilinci, Cumhuriyet değerleri ve Atatürk sevgisi merkezli belli bir sinerjinin yaratıldığı söylenebilir. Etnik ayrımcılık söylemlerini, devlete vurmayı, halay çekerek teori yazmayı aydın olma kriteri sanan sol merkezli söylemler son 15 yılda doğruya ve merkeze yaklaşmıştır. Şimdi de Atatürk’e saldırmayı, Türklüğü reddetmeyi, dinsel ve mezhepsel ayrışmayı matah bir yol olarak algılamaya alışmış sağ zihniyet merkeze yaklaşmakta, bayrağı ve Atatürk’ü keşfetmektedir. Olması gereken budur. Ayrım bilenle bilmeyen arasında olmalıdır. Devletin buradaki görevi de bilmeyenleri yetiştirmektir. Bu coğrafyada birlikte yaşadığımız ve yaşayacağımız başka bir halk yoktur. Onun için başlangıçta negatif görünen bu tip büyük etkili olaylar aynı zamanda eğitim süreçleri olarak kullanılmalıdır. Solun da sağın da yaratıcısı dış kaynaklı üst akıl yaklaşık bir yüzyıldır tüm Dünya’da insanlığı birbirine kırdırmaktadır. Siyasi partilerin teori sığlıkları ve sınırlamaları kurulan bu sanal düzenin olmazsa olmaz gibi algılanmasına neden olmuştur. Artık işler değişmekte, bilgi çağı gelmektedir. Bu eski kavramlar tarihin çöplüğüne atılacaktır. Esas olan çağdaş yaşam kriterlerine, üst seviyede eğitime, niteliğe ve donanıma sahip gelişmiş bireyler üretmektir.

     Bir söz de medyaya. Yazılı basının büyük bölümü halkın nezdinde güven tazelemek zorundadır. Manşet-içerik uyumsuzlukları, tutarsızlıklar bir yana komediye dönen dönemsel bukelemunluklar işin tadını kaçırmıştır. Özellikle televizyon kanalları toplumsal, siyasal, güvenlik, ekonomi vb. konularda ve özellikle halkın doğru bilgilendirilmesi gerektiği ortamlarda sivil toplum temsilcilerine kotalar uygulamaktadır. Belli kanalların program sunucuları iktidar erkinden çekinerek ve bir kısmı da dış ülke kaynaklı patron yönlendirmeleriyle hep aynı eksende konuşan konuklarla programlar üretmekte, adeta gafil etki ajanlığı yapmaktadır. Söz konusu kanallar ve dolgun maaşlı moderatörleri ortam değiştiğinde ise alelacele konuyu sahiplenme çabasına girmektedir. Ama çaba samimi olmadığından yalınlığıyla sırıtmaktadır. Bütün bu olup biteni gülümseyerek izlemekteyiz. Az sayıda kanalın ise hakkını teslim etmeliyiz. Farklı siyasi yönelimlerine rağmen sürekli bir fedakârlıkla ve cesaretle halkın doğru bilgilendirilmesi için bıkmadan usanmadan çalışmaktadır. Onlara sivil toplumun bir temsilcisi olarak teşekkür ediyorum.

     Dış cephede ise önemli gelişmeler kapıdadır. Yaşadığımız ve yaşabileceğimiz kötü olaylar dostumuzu ve düşmanımızı yeniden tespit etmeyi zorunlu hale getirmiştir. Türkiye 2.Dünya Savaşı’ndan sonra dönemsel saiklerle Atlantik ittifakı tarafını seçmiştir. Ancak bu ittifak içinde yer aldığı dönemde ekonomik zayıflığın ve milli teknolojiye sahip olamamanın acısını çok ağır ödemiştir. Özellikle savunma sanayiinde yıllarca süren dışa bağımlılık stratejik milli düşünce yetimizin  azalmasına neden olmuştur. Bunun ötesinde son dönemde Atlantik kurgulu bölgesel siyasi, sosyal ve askeri politikaların belirlenmesi ve uygulanmasında ulusal çıkarlarımız yok sayılmış ve hatta bu politikalar ülkemizin bağımsızlığına ve bütünlüğüne tehdit haline gelmiştir. Tüm çabalarına rağmen son örnekte kırk yıldır kanaviçe gibi işledikleri FETÖ projesi ellerinde patlamıştır. ABD Gnkur. Başkanı bile ziyareti sırasında kendisine izletilen kalkışma görüntüleri ve Atatürk’lü mesajdan sonra “Bunu ancak sizin gibi büyük bir millet başarabilir.” demiştir. Haklısınız ama bu başarı bize yetmez. Hedefimiz daha büyüktür. Dış teşvikli FETÖ kalkışması neticesinde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

          Rafet ASLANTAŞ

  ANKA Enstitüsü Başkanı

 

 

[1] http://ankaenstitusu.com/ust-zeka-ust-akil-ihtiyaci2016-1/,

http://ankaenstitusu.com/ust-zeka-ust-akil-ihtiyaci-2016-2/

http://ankaenstitusu.com/ust-zeka-ust-akil-ihtiyaci-2016-3/