AKP Hükümeti’nin ortaya attığı Varlık Fonu icraatına biraz daha yakından bakmak istiyorum. Varlık fonları daha da doğrusu tam adı ile Ulusal Varlı Fonları gelir fazlası olan ülkelerin bu fazla gelirlerini toplayıp işlettikleri Fonlara verilen isimdir.

Genellikle petrol doğalgaz gibi zengin kaynaklara sahip ülkeler bu kaynakların satışı ile elde ettikleri nakit paranın tamamını cari dönemde harcamaz ve gelecek nesillere de refah aktarabilmek için karlı yatırımlarda işletirler. Bu manası ile varlık fonları borç veren, yatırım yapan bir yapı arz eder…

Sayın Mahfi Eğilmez’in blogunda yer verdiği yazıya göre, bu tanıma uyan bir Varlık Fonu’nun geliri genellikle bütçe fazlalarından oluşuyor. Bir ülke eğer bütçe fazlası veriyorsa bu fazlayı 4 şekilde kullanabilir:

(1) Harcamalarını artırır.

(2) Mevcut vergi yükünü düşürür.

(3) Borçlarını erken ödemeye tabi tutabilir.

(4) Bir varlık fonu kurarak bütçe fazlalarını buraya aktarır ve bu fonla ulusal ya da yabancı bazı finansal varlıkları satın alıp gelirlerini artırmaya çalışarak gelecek kuşaklara refahı aktarma yoluna gidebilir.

AKP Hükümeti’nin icraatı ile kurulan Varlık Fonu ise ülkede oluşan gelir fazlasını işletme amacı taşıyamaz, çünkü Türkiye’nin işletilecek böyle bir gelir fazlası yoktur. Türkiye kronik olarak cari açık veren ve bu cari açığını da devamlı olarak yeni borç bularak çevirmeye çalışan bir ülkedir. Bu manada varlığı olmayan bir ülkenin varlık fonu kurması da mümkün değildir…..

O halde nedir bu varlık Fonu denilen şey; aslında bu tam manası ile bir Darlık Fonu’dur… Sadece hazine garantisi ile dış borç bulmakta zorlanan AKP hükümeti yeni borç bulabilmek için hem teminat, hemde gelir temliği vererek borç arayışına gitmiştir…

Ülkenin gelir getiren ve kıymete haiz şirketlerini bu Darlık fonuna koyarak hem teminat oluşturmayı ve hemde bu şirketlerin ilerideki gelirlerini temlik ederek yeni borç almayı hesaplamaktadır….

Bu amaçla Ziraat Bankası AŞ, Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ), Türkiye Petrolleri AO (TPAO), Posta ve Telgraf Teşkilatı AŞ (PTT), Borsa İstanbul AŞ, Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme AŞ’nin (TÜRKSAT) sermayelerinde bulunan Hazineye ait hisselerin tamamı, Türk Telekomünikasyon AŞ’nin yüzde 6,68 oranındaki Hazineye ait hissesi ile Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü ve Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (Çaykur) fona aktarıldı.

Aynı zamanda Türk Hava Yolları’nın (THY) yüzde 49,12 ve Halkbank’ın yüzde 51,11 oranındaki hisselerinin özelleştirme kapsam ve programından çıkarılarak Türkiye Varlık Fonu’na devrine karar verildi.

Ayrıca mülkiyeti Hazineye ait Antalya, Aydın, İstanbul, Isparta, İzmir, Kayseri ve Muğla’da bulunan bazı taşınmazların tahsisleri kaldırılarak Darlık Fonu’na devredildi.

AKP hükümeti tarafından oluşturulan bu Darlık Fonu ilk aşamada Uluslararası piyasadan kredi bulamayan bazı çılgın yatırımlara finansman bulmakta kullanılacak. Bu projeler hakikatten çılgın projeler çünkü gelen geçmez köprüsü yapmak akıllı işi değildir. Fizible olmayan bu projeler salt hazine garantisine dayanarak finansmana erişememektedir. Finansman bulabilmek için ek teminat bulunması gerekmekteydi bu Darlık Fonu’nun temel kuruluş amacı da budur netekim.

Yakın tarihte birçok ülke aldığı borçları ödeyememiş ve temmerrüde düşmüştür Yunanistan, Rusya ve Arjantin çok yakın tarihte yaşadığımız örneklerdir. Bir ülke temerrüde düşerse alacaklılar fazla bir şey yapamaz; oturup anlaşmak faizi ve borcun bir kısmını silmek, hatta yeni borç vererek borçlu ülkeyi ödeme yapabilir hale getirmek önlerindeki tek seçenektir. Sonuçta bir ülkeyi hiç kimse haczedemez, bu yüzden hazine garantisinin teminat vasfı sınırlıdır ama siz arazileri ve şirketlerinizi teminata koyduysanız alacaklılar gelir bunları çatır çatır üstlerine yapar sizde gık bile diyemezsiniz. Darlık Fonu işte bu teminatı oluşturma amacını taşımaktadır.

Darlık Fonu’nun AKP hükümeti için bir diğer faydası da bütçe, TBMM ve Sayıştay denetimi dışında adeta paralel bir hazine yaratmasıdır. Burada oluşacak nakdi idare dilediği şekilde kullanabilecektir buda Darlık Fonu’nun ikinci amacıdır.

Bir diğer bakış açısı ile bu kuruma bir çeşit Düyun-u Umumiye de denebilir.

Bilindiği üzere Düyun-u Umumiye (Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresi), 1881-1939 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun dış borçlarını denetleyen kurumdur. II. Abdülhamit döneminde kurulmuştur. Sözcük, “Genel Borçlar” anlamına gelir.

Osmanlı İmparatorluğu 1854 yılında dış borçlanmalara başlamış ve 1874 yılına kadar 15 ayrı dış borçlanma yapılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu, ilk dış borçlanmasını, Kırım Savaşı sırasında, savaş maliyetlerini karşılamak için gerçekleştirmiştir. Ancak mali durumu düzelmeyen devlet, savaştan sonra da borç almayı sürdürmek zorunda kalmıştır. Bundan sonra da borçlanmayı neredeyse alışkanlık haline getiren Osmanlı İmparatorluğu, yaşadığı her ekonomik sıkıntıda dış borç almaya başlamıştır. Bu borçların verimli kullanılamaması sonucu, kısa sürede, değil borçlar, faizleri bile ödenemez hale gelmiştir. 1874’te devlet mali iflasın eşiğine geldi ve bir kararname çıkardı. Bu kararnamede, Osmanlı İmparatorluğu vadesi gelen borç taksitinin ancak yarısını ödeyeceğini açıklıyordu. Ancak açıklanan bu söz de yerine getirilemedi. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Osmanlı yönetimi yeni bir mali bunalıma sürüklendi ve Osmanlı Bankası ile Galata Bankerleri’nden almış olduğu iç borçlarını da ödeyemeyeceğini açıkladı.

Hiçbir borç ödemesini yapamayan Osmanlı İmparatorluğu, sonunda alacaklılarla anlaşma yoluna gitti. Alacaklılarla masaya oturan imparatorluk, 1879’da damga, alkollü içki, balık avı, tuz ve tütünden alınan vergi gelirlerini 10 yıl boyunca iç borçlar karşılığı olarak alacaklılara bıraktı. Ancak alacaklı Avrupa devletleri buna tepki gösterdi ve 1881’de damga, alkollü içki, balık avı, tuz, tütün ve ipekten alınan vergilerin tüm geliri iç ve dış borçlara ayrıldı. Bu vergileri toplama ve alacaklılara ödeme görevi de yeni kurulan Düyun-u Umumiye İdaresi’ne verildi.

Görüldüğü üzere Osmanlı’nın Düyun-u Umumiye uygulamasında dahi iç ve dış borçlar karşılığında sadece gelecekteki belirli bir gelirin belirli bir süre zarfında temliki söz konusudur; tapu devri, hisse devri, arazi devri yada bunlara ipotek konulması ve bunların teminat olarak kullanılması söz konusu dahi değildir….

Sonra’dan çıkan boynuz kulağı geçmiş Varlık Fonu Abdülhamit’in Düyun-u Umumiye İdaresini bile geride bırakmıştır.

Hazine garantili yap işlet devret projeleri sayesinde Kapütülasyonlar’ı bile mumla aratan bu başarısı, Düyun-u Umumiye idaresini de geride bırakan bir Darlık Fonu kurmak sureti ile tekrarlamıştır netekim…

Hayranı oldukları Osmanlı gibi AKP hükümetleri de aldıkları borçları üretim ve de özellikle döviz getirici, ihracat arttırıcı yatırımlara yöneltmek yerine betona ve asfalta gömmektedir. Bu yatırımların dış borç ödeme kapasitesi yoktur ve en nihayetinde bu borçlar döndürülemeyecektir işte o zaman bu fona borç veren finansörler kendilerine teminat olarak verilmiş bu ülkenin kıymetlerine çökeceklerdir.

Bizden uyarması yol yakınken bu işten vazgeçin derim…

 

 

Yazarlarımızın makale içeriklerindeki görüşleri yazarlarımıza aittir. ANKA Enstitüsü’nün kurumsal düşüncelerini yansıtmayabilir.