Zorlu koşullar altında içsel ve dışsal uyumun dengesi…

 

Yaşamın akışı içinde ortaya çıkan olumsuzluklar karşısında bireyin, mevcut risk unsurları ile kendisini koruyucu faktörler arasında beliren dinamizmi bir diğer ifade ile gelişimsel değişimi etkin şekilde karşılama becerisini açıklayan psikolojik sağlamlık, üstesinden gelebilme davranışı olma yönüyle  bir başarım süreci olarak da düşünülebilir.

 

Ramirez’in tanımladığı şekli ile değerlendirildiğinde psikolojik sağlamlık; hastalıktan, depresyondan, değişimlerden ya da kötü durumlardan çabucak iyileşme yeteneğini; kendini toparlayabilmeyi; bireyin incindikten, gerildikten sonra eski haline kolayca dönebilmesini; elastikiyetini ifade etmektedir.

 

Ani, gelişigüzel ve beklenmedik bir zamanda ortaya çıkan istem dışı ve hatta kimi zaman travmatik içerik kazanan yaşamsal olaylar karşısında insanlar, Heffereon ve Boniwell’in de vurguladıkları üzere stres kaynaklarına yenik düşme, psikolojik sağlamlık ya da travma sonrası stres bozukluğu sergileme ve travma sonrası gelişim gösterme olmak üzere farklı tepki türlerini açığa çıkarmaktadırlar.

 

Kuşkusuz ki, bireyin içine doğduğu  ailedeki uyum, onun gerek içsel gerekse dışsal tesirlerin altında en yüksek ahengi yaratma becerilerini doğrudan etkilemektedir. Bununla birlikte, öne çıkan kavramlar olarak sosyal yeterlilik, sorun çözme becerileri, özerklik ve yanı sıra bir amaç ve gelecek duygusunun varlığı psikolojik sağlamlıkla ilişkili olarak üzerinde en fazla düşünülen temalar olarak öne çıkmaktadır. Yine, zeka ve zihinsel kapasite bu sorguda vurgulanan temel donanımlar olarak görülürken, yapılan araştırmalar, psikolojik sağlamlığın üst düzeyde gözlemlendiği zeka türlerinin daha çok sosyal ve duygusal zeka olduğunu, bilişsel zekanın ise ortalama ve üzerinde yeterlilik düzeyini gerektirdiğini ortaya koymaktadır.

 

Bu noktadan hareketle, psikolojik sağlamlığın incelenmesinde bireye özgü diğer niteliklerden, umut, duygusal düzenleme, iyimserlik, öz saygı ve iç denetim odağı unsurlarının önemli derecede belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. Seçim, öncelikle, kişisel temel gerekliliklerin irdelenmesi ile yol alınması yönünde yapılandırıldığında, gün boyu kesintisizce kullanımda olan zihinsel kapasitenin yetkinliğinden başlamak doğru olabilir. Zira, psikolojik düzeyde sağlam oluşu öncelleyen sağlıklı bir zihinsel yapıya sahip olabilme;

 

  • Yaşam üzerinde denetim duygusu,
  • Strese dayanıklılığın nasıl arttırılacağının farkındalığı,
  • Empati düzeyinin gelişmişliği,
  • Etkili iletişim ve kişilerarası ilişki becerilerini sergileme yetkinliği,
  • Etkin sorun çözme ve karar verme becerilerinin ortaya konması,
  • Gerçekçi amaçlar ve beklentiler oluşturulması,
  • Başarı ve başarısızlıklardan ders çıkarabilme,
  • Şefkatli oluş ve üyesi olunan topluma katkı sağlama,
  • İncelikli değerler üzerine temellendirilmiş, sorumlu bir hayatı yaşama

 

duyumlarının deneyimlenmesine destek vericidir.

 

Genel bir gözlemde, kişinin her ne zaman zorluklarla karşılaşacak olsa, söz konusu zorluklar ile baş edebilmesini mümkün kılan en uygun  kaynakların da hemen yanı başında belirdiği dikkat çeker. Koruyucu nitelikli bu unsurlar bireysel ya da çevresel faktörler tarafından harekete geçirilebileceği gibi, beliren koruyucu desteğin yeterliliği kişinin daha güvenli bir zeminde kalmasına yardım eder. Böylelikle, birey doğal olarak, daha yüksek bir sağlamlık düzeyine doğru gelişerek, zorluklarla başa çıkmanın kazandırdığı duygusal gücü ve bu güce dayalı sağlıklı başa çıkma becerilerini yükseltir. Şayet, ortamda beliren koruyucu faktörler bireyin zorluk yaşantısına destek verecek yeterlilik düzeyinde değil ise, bu kez kişi yıkımı deneyimler ve ilerleyen zaman içinde psikolojik iyi oluş ile yeniden bütünleşme tecrübesi hayatının gerçekliği sürecine dahil olur. Bu bağlamda, yeniden bütünleşme, kişinin güvenli bölgeye farklı deyişle psikolojik sağlamlık evresine dönmesi sonucunu gündeme getirir.

 

Deneyimlerin göreceli anlam kazanan doğasında, yeniden bütünleşme bölünmüş, parçalanmış kimliğin birbirinden ayrışmış yönlerinin yeniden bir araya getirilmesini ve içsel düzlemde örgütlenen kendini “huzur” ile duyumsatan “korku” dan özgür yeni bir uyum dizgesini anlatır. Bu yönüyle bütünleşme kişinin kendi ile yeniden bağ kurma sürecini açıklar.

 

Karşılaşılan olaylar kimi zaman bir dönüm noktasını hayatın eksenine yerleştirirler. Risk unsurlarının yoğunluk kazandığı ve bireylerin psikolojik sağlamlıklarının test edildiği tecrübeler de çoğu zaman böyledir. Bu nedenle, yaşanmakta olan süreci derin boyutta tanımak, sürece has olumlu yapıyı kurabilmek için yaşantılananı onaylamak, kabul etmek, onunla birlikte akmak, geçmiş deneyimler evresi ile sağlıklı vedalaşmayı gerçekleştirmek ve yeni evreye güvenle başlayabilmenin anahtarları olarak cesaret, kararlılık, azim, güven ve inanç ile devam edebilmek önem taşımaktadır.

 

Bireyin, kişisel güç ve erdemlerini geliştirmekle ulaştığı gerçek mutluluk halinin, onu bütün kılan doruk deneyim olduğu söylendiğinde, zorlanma evrelerinde bireyin en önemli dayanaklarından birinin de kendine sadakat olduğu açıklıkla görülebilirdir. Nitekim, yaşam bizleri gün be gün psikolojik olgunluğa doğru davet ederken, motivasyonumuzun tamamen hayattan yana olmasını, seçimlerimizin ahlaksal düşünme ve bilişsel gelişim ile taçlandırılmasını, edimlerin en yüksek iyiye ve mutluluğa ulaştıracak yönde belirlenmesini teşvik eder.

 

Yaradılışın büyük resmi içinde kendimizi anlamlandırabildiğimiz aydınlık günler olsun!..