Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

Ankara’da olduğum dönemde gözyaşlarının yastığıma döküldüğü

pek çok akşam o gözlerden süzülen yaşların ılık ılık yüzümü sardığını bilirim.

Bu ayrıntıyı seninle paylaşmamış olduğumu anımsıyorum…

 

Süheyla gözlerinin buğusunda, hüznünün doruğunda aynanın kenarına iliştirilmiş notu okumaya çalıştı: “Birilerinin senin hikayenle ilgilenmesi lazım ki oradan bir best seller çıksın!..”.

İyi bir dosttu Aybars, belki de karşılaşabileceği en iyi dost. Arkadaşlığın o keyifli lisanı içinde ihtiyacı olan şeye incelikle işaret etmişti: “Sen de yeniden sevebilirsin, hem de öyle bir seversin ki, hiç bir yeni sevgi bir diğerinin eşi olmaz, öyle bir seversin ki, bu sevgi dönüştürür, artık yeni sevgide eskiyi tekrar tekrar yaşatacak olanla  karşılaşmaz olursun. Korkma, kendine sadık kal, yeter…”.

Özlemleri koyu bir yalnızlığa dönüşürken sevebilmek üzerine düşündü… Yeniden sevebilmek…

İçi korkular, kaygılar, geçmiş anıların yorgunluğu ve tuhaf ki yalnızlığı aşmaya dönük  özlemleriyle doluydu. Belki de gereğinden fazla süren bir yas süreciydi bu.

Söylenildiğince, sürecin yadsıma, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul evrelerinin tümüyle tanışmıştı. Bazen biri diğerinden daha baskın olmuş, bazen de geriye dönüp aynı aşamaları tekrar tekrar  yaşamıştı. Kimi zaman içinde büyüyen boşluk, kendisini çaresiz, kımıldamaktan yoksun, felç olmuşçasına donmuş, hatta değersiz hissettirmişti. Uyku düzeni alt üst olduğu gibi, iştahı da eski kıvamında değildi.

Karşılaştıkları o görkemli günbatımında ilk göz göze gelişleri, birbirlerine varlıklarının özünden bağlandıkları hissini vermişti. Uzun yıllardır süregeliyormuşçasına yükselen aşinalık duygusu tüm benliğini sarmıştı. İlk kez o an Ahmet’i kaybetmemek üzere onun istediği her şeye evet demeye karar verişi, buruk bir tad eşliğinde hayal meyal zihninde canlandı.

Bu belli belirsiz silik görüntülerin arasından, yakınlaşma sürecinin şaşırtıcı deneyimleri belleğine yansımaya devam ediyordu. Şimdi görüyordu ki, yakınlık arttıkça kaybolacağına dair kuşkuları da artmıştı. Sonra kuşkular, acımasız korkulara dönüşmüş, daha da ilginci, yaşadığı bu yakınlık korkusu ilişkilerine güç savaşlarını, suçlamaları, duygusal tehditleri de beraberinde getirmişti.

Olumlu yönelimli bir ilişkinin ardından gelen kayıp, yeniye açık olmaya destek verir miydi acaba? Hem öyle olsa ne fark ederdi!.. Kendi iradesi ile sonlandıramadığı ilişkisinin bitiminin, doğanın hükmedilemez yasaları neticesinde vuku bulmuş oluşu, nasıl hissetmesi gerektiğine dair görüşünü  bulanıklaştırıyordu.

Günün ikindiye dönen saatlerinde içinde uzun süredir yankılanan duyumlar var güçleriyle ayaklanmışlardı. Dürüst olmak gerekirse Ahmet’in henüz ilişkileri devam ederken kendisini terk etmesinin açtığı yara, daha sonra o elim kaza sonucu tüm varlığıyla hayatından çıkmasıyla daha da derin bir terk edilmişlik hissine gömülmesine yol açmıştı.  Ne var ki, Süheyla’nın terk ediliş öyküsünün gerçek kahramanı, Ahmet ile karşılaştığı ilk andan itibaren onu hayatının merkezine yerleştiren kendisi idi.

Bir süredir, hayat ona adeta kayıpların içindeki kayıpları öğretiyor, olgunluk sürecinin yapı taşlarını hazırlıyor gibiydi.

“Neyse,” dedi “Bugün için daha rahat kavrayabileceğim bir konuyla kalmak iyi olabilir”.

Nitekim, biliyordu ki, insanın, sevgisini hak etmediğini düşündüğü birisini kaybettiğinde dahi bu kaybın acısını yaşaması, söz konusu kaybın yasını tutması, bu kaybı, yadsıyamayacağı gerçeği olarak kabul edebilmesi için yeterli süreyi ayırması gerekirdi. O da bunu hakkıyla yapmış, artık yeni bir hayata yelken açmanın zamanı gelmişti.

Yeni bir sevgi olasılığında, söze nereden, nasıl başlanılacağını dahi bilemeyeceğini düşünüyor, tüm edimleri garip ve beceriksizce olur gibi geliyordu. Bunu da Aybars’a defalarca söylemiş, her seferinde fısıltılar halinde Aybars’tan “Denemeye değer!..” sözcüklerini duymuştu.

Yaşadıkları ona acıdan özgürleşebilmenin tek yolunun acının içinden geçmek, tabiri caizse acının kalbinden geçmek olduğunu öğretmişti.

Aynanın kenarına uzanarak eline aldığı ve bir süredir bilinçsizce parmaklarının arasında yuvarlamakta olduğu not kağıdının arkasını çevirerek okumaya devam etti “Hatta belki bir Cuma günü sinemaya gideriz, ki çokça sevinirim. İstersen sen konuşmama hakkını kullanırsın, ben de özlediğim için seni görme hakkımı…”

Ferforje ayrıntılarda gizlenmiş aynanın hemen bitişindeki ahşap kapının kolunu tutarken gözlerinden süzülen birkaç parça ılık yaş fısıltılarına karıştı; “Ankara’dan dönmüş!..”. Fısıltılarını göz yaşları, göz yaşlarını fısıltıları kovalarken, elleri tanıdık gelen numarayı tuşladı. Belli belirsiz birkaç sözcük yüreğinden döküldü: “Denemeye değer!.. Hatta, belki bu Cuma sinemaya gideriz, ki çokça sevinirim!..”. Bir an sessizleşti. Kapıyı açarken, acısının hükmettiği sessizliğinin kalbinden geçip, bir adım attı : “Ben de özlediğim için, Baran!..”.

Sevginin gerçeğinde, özlemlere kavuşulan hoşnutluk dolu günler olsun!..