Ayla söyle bana ben bütün değil miyim,

Yarımlarımı toplasam bir bütün eder miyim?…

 

Sanırım düş görüyorum… Gözlerim açık, yok hayır, yarı kapalı yarı açık. Etrafa yayılan kağıtlar pencereden esen rüzgarla hışırdıyor. Düşümde kendim diye bildiğim ben, aynada izlerken kendini, ışıldayan üç ok gösteriyor beni bana. Bir ok alnıma doğru uzanmış “zihin” kelimesini bir levha gibi asıyor boşluğa. Bir diğeri kalbime işaret ederek “ruh” ibaresi ile aydınlanırken, ötekinin gökyüzünden yeryüzüne yönelen ucu tam da başımın zirvesinde sonlanarak “beden” sözcüğünü hatırlatıyor.

 

Kulaklarım “Yapılacak çok şey var!..” diyen sesle irkiliyor. Uyku var ya serde… Geçiştirmek için “Ben bunları biliyorum, biliyorum” diye mırıldanıyorum. Hem mırıldanıyorum, hem biliyorum, hem de geçiştiriyorum. Her şeyin farkındayım, her şey kontrol altında ve mutluyum.

 

Ses durur mu durmaz, yankılanmaya devam ediyor işte “Biliyorsan niye mırıldanıyorsun? Her şeyin farkında isen kontrol edebildiğin ne? Geçiştiriyorsan nasıl mutlusun? Burada tutarlı olan nedir?”

 

Gözlerim yarı kapalı yarı açık, yok hayır yarı açık, tamam itiraf ediyorum; açılmaya direniyor. Saat 12.50, bu öğle araları da pek kısa oluyor. Neyse herkes gelene değin 10 dakikada toparlanırım.

 

Ses durur mu durmaz, “Yaz!..” diyor, “Yaz!.. Kişisel bütünlük nedir?..”

 

Yazayım, tabii, dostlar öğle arasında çalışırken görsün…

 

Kişisel bütünlük, kişinin hayatı bütün yönleri ile tam olarak yaşayabilmesi ve inandığı değerler çerçevesinde yaşamını oluşturmasıdır. Bu yönüyle kişisel bütünlük özde, sözde ve eylemde; kalpte, zihinde ve bedende ahenk yaratma sanatıdır. Öyle ki, yaratılan iç uyum kişinin beden dili, kullandığı ses tonu ve seçtiği sözcüklerin aynı mesajı taşıması suretiyle dış dünyaya aktarılır.

 

Tutarlılıkla at başı seyreden kişisel bütünlük kavramı aynı zamanda kişinin kendine olan sadakatini, şeffaflığını, açıklığını, dürüstlüğünü, samimiyetini ve kendini kabulünü içerir.

 

Diğer yandan, kişisel bütünlük bir duruş sahibi olmayı önceliklendirir. Açık deyişle, belli bir zamanda belli bir hayali, belli bir hedefi, belli bir olanağı hayata geçirmek, buna kendini adamak ve sürece ait sorumluluğu üstlenmek demektir.  Bu yönelim, saptanan hedefler doğrultusunda plan yapmayı, kişisel bütünlüğü koruyarak plana uygun şekilde ilerlemeyi ve yanı sıra süreç boyu kendini belli eden noksanları giderme görev ve gönüllüğünü de içerir. Böylelikle, kişinin olduğu kişi olarak kendine saygı duymasına destek verirken aynı zamanda şahsi yetenek, gereksinim ve eğilimlerini ayırt etmesini, kişinin kendisi dışındaki koşul ve olanakları fark etmeye açık oluşunu ve yaşamboyu sürdürülebilir gelişimi mümkün kılar.

 

“Güzelmiş!..” Ses billurlaşıp, dikkatimin ışığına adeta yeni bir sorgulama alanı sunuyor: “Var mıdır kişisel bütünlüğe sahip insanları ayırt etmeye yarayan özellikler?..”.

 

 Elbet ki, ve hemen bir kaçını sıralayayım;

  • Kendi içinde tutarlı bir değerler sistemine sahip olmaları,
  • Davranışlarının değerleri ile tamamen örtüşük ve uyum içinde oluşu,
  • Çelişik ve değerlerine ters düşen davranışları sergilemekten uzak durmaları,
  • Davranış ve tutumlarının ön görülebilirliğinin diğerleri için tatsız sürprizler yaratmayacak şekilde kararlı bir tutarlılık sergilemesi,
  • Düşünce, inanç ve doğrularını kararlılıkla savunuşları,
  • Açık sözlülükleri dolayısıyla çoğu zaman çevrelerinde “dobra” sıfatıyla eşleştirilmeleri,
  • Diğerlerinin tutum, davranış ve kişisel onurlarına saygılı tavırlanışları,
  • Fikirleri paylaşılmasa dahi çevrelerinde saygın ve güvenilir kişi olarak görülmeleri,
  • Lider olma potansiyeli taşımaları.

 

Buram buram Türk kahvesi kokusu, zihnimi uyandırıyor…

 

Pencereden esen ılık rüzgarla masanın üstüne yayılmış olan kağıtlar hışırdıyor. Gözlerim yarı kapalı yarı açık, yok hayır yarı açık, tamam itiraf ediyorum; gözlerim açılmaya yüz tutuyor…

 

Gözlerimin önünde tüm zarafetiyle gülümseyen insan sıcaklığı bir fincan kahve eşliğinde beni çağırıyor “Gel kardeşim elini ver bana, bizi biz yapan bu topraklar üzerinde, ses ver, yürek ver!..  İç dünyalarımızda yaşattığımız duygu ve düşünceleri duyarlılıkla ifade ederken sevgi, vicdan, hizmet ve kişisel onura saygı anlayışında derinleşelim. Böylelikle, hem kendimizin, hem birbirimizin kişisel bütünlüklerine yetkinlik kazandırarak özbilincimizi yükseltelim”.

 

Güneşin pencereden süzülüp derimin altına işleyen oksu ışınları, buram buram tüten kahve ve insan sıcaklığı… Sanırım gerçeğe uyanıyorum…

 

Kulaklarım kendi sesimle doluyor “Kendi değerlerine sahip çıkma ve ilkelerle bütünleşen bir yaşam sürme yetkinliğinin ancak ve ancak hayatı gerçek anlamda yaşamak, yaşantılananlar içinde kendini gözlemlemek, bunlarla birlikte kendini ve diğerlerini hissedebilmek suretiyle öğrenilebileceğini anlıyorum”.

 

İçimdeki ÖZ, içinizdeki ÖZ’ü selamlar!..