Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

ABD bir süredir Akdeniz’de, Ege’nin bir bölümünde, Batı Trakya’da, Balkanlarda ve Basra Körfezi bölgesinde askeri varlığını daha fazla hissettirmeye başladı.

Bu durumun anlamlı açıklamalarını yapmaya çalışalım.

*   Öncelikle Doğu Akdeniz’de varlığı tespit edilen hidrokarbon yataklarının paylaşımına ilişkin kritik bir zaman diliminde olduğumuzu hatırlatalım. Önümüzdeki birkaç yıl içinde paylaşımın netleşeceğini öngörebiliyoruz.

Söz konusu paylaşımda bölge coğrafyasında oturanlar ile teknoloji ve para sahibi güçlü konuklar arasında ekonomik, ticari, siyasi ve askerî açıdan dikkat çekici dayanışmaları gözlüyoruz. Bu safhada ABD’nin özellikle Yunanistan’dan yeni askeri kazanımlar elde etmeye çalışacağını söyleyebiliriz.

*   Doğu Akdeniz, Balkanlar ve Orta Doğu’da jeopolitik üstünlük sağlama ve nüfuz mücadelesinde önemli bir safhadayız. Rusya’nın Suriye’deki kalıcı etkisi, Çin’in Güney Asya ve Kızıldeniz’deki ticari ve askeri yatırımlarından sonra İsrail’in ve Yunanistan’ın ticari limanlarına da -yapım, iyileştirme ve olası işletme hakkı- kapsamında el atarak ilgi ve etki alanını genişletmesi, bu süreçte Washington’u geniş bir bölgede daha aktif davranmaya zorlamaktadır. Ayrıca Trump ve partisi önümüzdeki seçimi de kazanmak için artı hanesine daha fazla başarı koymak zorunda. Dış politika ve ekonomide fazlasıyla övünülen hamleler olarak sunulan Suudi Arabistan ve Katar’dan sağlanan paralar yeniden seçilmek için yeterli olmayacaktır.

*   Öte yandan ABD Suriye’de sağladığı kazanımları korumak isteyecektir. Özellikle Fırat Nehri’nin doğusundaki bölgede elde ettiği ekonomik bölgenin bir şekilde elde bulundurulması için Doğu Akdeniz ve Irak’ta bulunan askeri varlığını dinamik tutmak zorundadır. ABD’nin Suriye’deki hedeflerinden biri de İran yanlısı grupların etkisizleştirilmesidir. Bu istek İsrail ve ABD’deki Yahudi lobisinin de güncel önceliğidir.

ABD Suriye’ye askeri müdahalelerde bulunurken genellikle kimyasal silah kullanıldığı argümanını kullanmıştır. Geçtiğimiz günlerde bu iddiasını tekrarlamıştır. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından 19 Mayıs 2019’da Suriye‘nin kuzey batısında bir klor gazlı saldırı dâhil, rejimin kimyasal silah kullanımına yeniden başlayabileceğine ilişkin işaretler görüldüğü, olayla ilgili bilgi toplamaya devam edildiği belirtilmiştir. Sözcü ayrıca “Rejim kimyasal silah kullanırsa ABD ve müttefiklerinin hızlı ve uygun bir yanıt vereceğine dair uyarımızı tekrar ediyoruz.” demiştir.[1] Bu iddia Rusya’nın Suriye’deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi Başkanı tarafından yalanlanmış ve bizzat Heyet Tahrir eş-Şam Örgütü’nün sahte kimyasal saldırı haberleri için mizansen oluşturduğu ifade edilmiştir. Yine de ABD’nin Suriye’ye yönelik sınırlı bir müdahale olasılığının her zaman mevcut olduğunu söylememiz gerek.

*   Gelelim İran konusuna. İran’ın bu dönemde ABD’nin yüksek öncelikli güvenlik sorunlarından olduğu görünüyor. Trump’ın Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğunu açıklamasından sonra daha başka radikal kararlar almasını da bekleyebiliriz. Trump’ın 2015 yılında İran’la imzalanan nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklaması ve hatta İran’a yaptırımları arttırması, 2019 Nisan ayında İran Devrim Muhafızlarını ‘yabancı terör örgütü’ ilan etmesi ikili ilişkileri yeterince germişti. Sonrasında İran’dan gelebilecek tehditlere karşı tedbir amacıyla 2019 Mayıs ayı başında “USS Abraham Lincoln Uçak Gemisi Taarruz Grubu” ile nükleer bomba kapasiteli 4 adet B-52 bombardıman uçağından oluşan “Görev Gücünü” Basra Körfezi’ne sevk etmişti.[2] Yine ihtiyatlı olalım ama önümüzdeki dönemde ABD’nin İran’a doğrudan ya da dolaylı müdahale de bulunabileceğini de göz ardı etmeyelim.

Olası bir İran müdahalesinde şüphesiz Irak’ın ve Irak’ta bulunan ABD üsleri ve askerlerinin önemi çok büyük olacaktır. Suriye’den askeri boyutta çekilmenin gerekçelerinden biri de Irak’taki yapının sağlamlaştırılması ve kuvvet tasarrufu sağlama gerekliliği olamaz mı? Daha önce bir makalede vurguladığımız üzere çekilmenin amacı ekonomik boyutun yanı sıra etki odaklı bir hazırlık yapmak da olabilir.[3] Son olarak Trump’ın Orta Doğu’ya bin beş yüz asker daha gönderme kararını onayladığını duyurduğunu ilave edelim.

Bu arada Irak’ta ABD’nin arzuladığı yönetsel sistemin varlığını söylemek de çok mümkün görünmüyor. Bu nedenle ABD açısından Irak bürokrasisinde bir dönüşüme ihtiyaç olduğu ve sahadan gelen bilgilerde Irak’ta 2019 yılı yaz aylarına kadar çok yüksek sayıda (beş bine yakın olarak iddia ediliyor) bürokratın değiştirilmesinin istendiği ifade ediliyor. Söz konusu bürokratların da son dört beş yıldır bu görevlerde bulunmamış olmasının arzulandığı belirtiliyor. Kısacası Irak’ta İran etkisinde olmayan bir bürokratik yapı kurulmak isteniyor.

*   Bir diğer konu Türkiye ile Rusya ilişkilerinin ABD’nin tahammül sınırlarını zorlaması. Aslında bu zorlama askeri boyuta evrildiği anda sorun olmaya başladı. Yoksa ABD, Türkiye üzerinde etki oluşturma konusunda kimsenin kendisine rakip olamayacağına inanmıştır ve inanmaktadır. Rusya ile tarım, turizm, ekonomik iş birliği, siyasi ve sosyal yakınlaşma fotoğrafları ve hatta nükleer santraller bile ABD için çok da konu edilmemiştir. Ancak konu Rusya’dan kritik silah sistemlerinin tedariki olduğunda dişlerini göstermeye başlamıştır. Bu süreçte Türkiye üzerinde bir nevi çok yönlü kuşatma baskısı yaratmak isteyecektir.

*   ABD’nin bölgede artan askeri varlığından fayda sağlamak isteyecek fırsatçılar da olacaktır. Özellikle Rusya’dan “S-400 Hava Savunma Füze Sistemleri” alımı ve bağlı olarak ABD’den “F-35 Savaş Uçağı Tedariki”nin engellenmesi bağlamında Türkiye-ABD arasında yaşanan gerilimden en fazla memnun olan kuşkusuz Yunanistan ve GKRY ikilisidir. Bu ikili hali hazırda bir nevi fırsat operasyonu yürüterek ABD’ye yeni bazı askeri üsler ve kolaylıklar da sağlamaktadır. Özellikle Yunanistan için Akdeniz ve Ege’den başlayarak Batı Trakya’ya kadar ortak tatbikatlar yapmak, yeni askeri liman ve üs kolaylıkları sağlamak, bunların karşılığında askeri yardımlar elde etmek; harp silah araç/gereçleri almak ve bir güvenlik şemsiyesi oluşturmak taze heyecan dalgaları yaratmıştır. Yunanistan’ın dış politik önceliklerinin yanı sıra Chipras’ın da yaklaşan seçimler öncesinde ABD desteğini sağlamak açısından çok arzulu olduğu görülmektedir. Ancak Yunanistan için elini verip kolunu kaptırmak da olasıdır.

Sonuç olarak ABD’nin Balkanlardan Akdeniz’e ve Orta Doğudan Basra Körfezine kadar olan bölgede 2019 yılı ve takip eden dönemde daha fazla bayrak göstereceğini söyleyebiliriz. Türkiye açısından baktığımızda Doğu Akdeniz’de ve Ege’de çok önemli bir döneme girdiğimizi ve Milli Mücadelemizin 100. kutlu yıldönümü sürecinde özellikle dış politika ve güvenlik alanlarında daha duyarlı olmamız gerektiğini ifade etmeliyiz.

[1]http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1404213/ABD_Disisleri_Bakanligi__Esad_yonetimi_kimyasal_silah_kullandi.html

[2] https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201905261039161286-irandan-korfeze-saldirmazlik-pakti-teklifi/

[3] . http://ankaenstitusu.com/kurgu-mu-cekilme-mi-etki-odakli-hazirlik-mi-2/