Noel Hz. İsa’nın doğum günüdür…

İslam inancına göre Hz İsa Allah tarafından gönderilmiş ve kendisine kitap verilmiş bir peygamberdir. Bir Müslüman için Hz. İsa’nın peygamberliğini reddetmek; Kurana ve temel İslam inancına açıkça karşı gelmektir…

Noel İslam inancında da peygamber olarak kabul edilen İsa’nın doğum günü olduğuna ve bu doğum Kuran-ı Kerimde yer alan Ayetlerde:

 

            Âl-i İmrân Suresi 45. Ayetde: Melekler şöyle demişlerdir: “Ey Meryem,! Muhakkak ki Allah,        Kendinden bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun ismi “Mesih, Meryem oğlu Îsâ’dır. Dünyada        ve ahirette şereflidir ve mukarrebinlerdendir.”

 

            Âl-i İmrân Suresi 59. Ayetde “Allah nezdinde İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Allah         onu topraktan yarattı. Sonra ona “Ol!” dedi ve oluverdi.” olarak anlatılmaktadır….

 

Bu durumda Hz İsa’nın doğum gününü kutlamak her müslüman için son derecede normaldir, sevaptır ve hatta vaciptir…

Hani İsa’nın peygamber olduğuna inanmayan bir ateist, bir budist yada bir pagan Noel kutlamalarına karşı çıksa bu anlaşılabilir bir durumdur ama bir Müslüman’ın kendi peygamberinin doğum günü kutlamalarına karşı çıkması ve hele hele kutlayanlara karşı şiddet uygulaması yada şiddet kullanılarak kutlamaların önlenmesini önermesi aklın mantığın alacağı bir iş değildir….

Ha elbette bir Müslüman Hz. İsanın doğum günü olan Noeli bir Hıristiyan gibi kutlamak zorunda değildir kendi itikadine göre iki rekat namaz kılar, İsa Peygamberin ruhuna Yasin ve bir de Fatiha okur akabinde isterse geleneğimizde her ölenin ardından yapıldığı gibi bir helva kavurup dağıtıverir olur biter…

Ama inançlı bir Müslüman Noel kutlamalarına asla karşı çıkamaz ! Hele hele Noel kutlaması yapanlara saldırarak, şiddet uygulayarak bu kutlamaları engellemeye çalışamaz çalışırsa kendi inancına, kendi kitabına, kendi yaratıcısının iradesine aykırı hareket etmiş olur bir manada şirke sapar..

 

POPÜLER NOEL BABA KÜLTÜRÜ

 

Popüler kültürde Noel kutlamalarının simgesi olan Noel Baba figürü ise ayrı bir tartışma konusudur

Noel kutlamalarının simgesi olan Noel Baba; Noel  arifesini Noel’e bağlayan gece evlere gizlice girerek çocuklara hediye bıraktığına inanılan efsanevi kişidir.

Elfleri ile birlikte çocuklar için oyuncaklar yapar. Çocuklar kendisine mektupla Noel için hangi hediyeyi istediklerini bildirir. Noel Baba da ren geyiklerinin çektiği uçan kızağını hediyelerle doldurur ve evlere bacalardan girerek herkesin hediyesini dağıtır.

Noel Baba günümüzde kır saçlı, uzun kır sakallı, sevimli, koca göbekli, tonton birisi olarak resmedilir. Beyaz tüyleri olan kırmızı bir cübbe giyer ve aynı malzemeden bir kukuleta takar.

Noel Baba efsanesi ve 6 Aralık’ta çocuklara şekerleme ile hediye verilmesi geleneğinin, Piskopos Nikola’yı konu alan Hollanda efsanesi Sinterklaas‘a dayandığı kabul edilir. Bu efsane ilk kez Hollandalı göçmenler vasıtasıyla Amerika Birleşik Devletleri’ndeki New Amsterdam’a (günümüz New York City’si) ulaşmıştır.

Piskopos Nikola

Piskopos Nikola (Barili Nikola ya da Myralı Nikola olarak da bilinir), Likya’nın Myra yöresinde (günümüzde Anadolu’da Demre) yaşamış bir 4. yüzyıl Hristiyan azîzidir. Yunanistan’ın, Rusya’nın, çocukların ve denizcilerin azizidir. 6 Aralık, Aziz Nikola Günü olarak kutlanır. 6 Aralık tarihinde birçok ülkede çocuklara hediyeler verilir.

Nikola, iyi kalpliliği ve cömertliği ile meşhurdu. Yoksulluk nedeniyle fuhuşa sürüklenecek olan üç genç kızın çeyiz masraflarını ödeyip evlendirdiğine ve bir kasap tarafından öldürülüp tuzlu suya basılan üç çocuğu dirilttiğine inanılır.

Noel Baba Figürünün oluşumu

 

Hz. İsa Filistinde doğmuş ve orada öldürülmüş bir Arap’tır aynı şekilde Aziz Nikola’da Akdeniz kıyılarında doğup orada ölmüştür. Yaşadıkları coğrafyaların iklim koşullarına göre  hayatlarında  ne kar, ne kızak ve nede Ren geyiği görmüş olmaları olası değildir.

 

siyahbeyaz-noel

Peki o zaman kırmızı kürklü paltosu, kızağı ve ren geyikleri ile oluşan bu popüler Noel Baba figürü nasıl oluşmuştur?

Günümüzdeki Noel Baba imajı, karikatürist Thomas Nast’ın 3 Ocak 1863 tarihli Harper’s Weekly dergisinde yayınlanan çizimlerine dayanır. Nast’ın çizimleri ise 1822’de Amerikalı şair Clement Clarke Moore’un yazdığı kabul edilen ve ölümünden sonra kendisine atfedilen, “A Visit from Saint Nicholas” (Aziz Nikola’nın Ziyareti) ya da “Twas the Night Before Christmas” (Noel’den Önceki Geceydi) olarak bilinen şiirden esinlenmiştir.

Kapitalizmin reklam yüzü olarak Noel Baba

 

Popüler Noel Baba imajı, çizer Haddon Sundblum’un, 1931 yılından itibaren Coca-Cola şirketi için hazırladığı çizimlerle son halini almıştır.  Sundblum’un Noel Baba’sı, şişman, beyaz sakallı, uçları beyaz kürklü kırmızı bir kıyafet giyen, siyah kemerli, siyah çizmeli, yumuşak kırmızı şapkalıydı.

Kapitalizmin 1929 daki derin bunalımının insanları sürüklediği sert depresyondan onları korumak (!) için sinema ve reklam sektörü kolları sıvamışdı. Sokaklarda yarı aç yarı tok yaşayan insanların gülecek hali kalmamıştı ama sinema ve reklam panoları gülen, dans eden insanlardan geçilmiyordu. İşte aşağı yukarı böyle depresif bir ortamda, 1930 yılında, Coca-cola şirketi, Noel Baba’yı yeniden üretti…

Siparişi üstlenen İsveçli Haddon Sundblom’un Noel Baba’sı, süre gelen gelenekten radikal kopuşun bütün özelliklerini taşıyordu. Salt motivasyon açısından değil, Noel Baba’nın ülkeden ülkeye farklılık gösteren giysisinin rengi bile Coca-cola’nın rengi olan kırmızı beyaz ile değiştirilerek tescilleniyordu. O güne kadar dünyevi zevklere mesafeli duran ama dinsel kimliğini de çok ön planda tutmamaya özen gösteren biri olarak çizilen Noel Baba, bundan sonra, kapitalizmin en güçlü ve yaygın imaj figürlerinden birine dönüşüyordu. İşte bu gün popüler kültürde yer alan kırmızı kıyafetli Noel baba figürü bu şekilde oluşmuştur

 

Noel Baba figürüne etki eden Mitolojik unsurlar

Noel Baba’nın hediye getirmesi geleneği, İskandinav Mitolojisi’ndeki tanrı Odin’e dayanır. Odin, uçan atı Sleipnir ile avlanmaya gittiğinde, çocuklar Sleipnir için çizmelerinin içine havuç ve saman koyup şöminenin yanına asarlardı. Odin’in bu iyilik karşılığında çocuklara hediye ve şekerlemeler getirdiğine inanılırdı. Zamanla bu gelenek Avrupalı göçmenler vasıtasıyla Amerika’ya ulaştı. Çizme yerine büyük çoraplar kullanılmaya başlandı ve bu gelenek Noel’e dâhil oldu.

Britanya’da Doğanın kişileşmiş hali sayılan Yeşil Adam’dan etkilenen ve Noel’in kişileştirilmesi olan ayrı bir Baba Noel (Father Christmas) geleneği vardır. Bu karakter de Kelt ve Germen mitolojilerinden (Dagda, Odin, Kernunos, Freyr vs) bir sürü etki taşımaktadır. Daha sonraları bu karakter Santa Klaus’la birleştirilip tek bir karakter haline getirilmiştir.

NOEL’DE ÇAM AĞACI SÜSLEME GELENEĞİ

Dr. Muazzez İlmiye Çığ, Noel adeti kabul edilen çam süslemeyle ilgili olarak kabul edilenin aksine çam ağacı süslemenin eski bir Türk adeti olduğunu belirtmekte ve dünyaca ünlü Sümerolog Çığ, bu adeti Avrupa’ya Türklerin aktardığını anlatmaktadır.

Muazzez İlmiye Çığ : “Çam ağacı süslemek tamamıyla Türk adetidir. Eski Türkler’de yerin göbeğinden göğe kadar uzanan bir ağaç tasavvur ediliyor. Bu hayat ağacı. Sümerlerde de var. Bir ucunda göktanrısı duruyor. Türklerde güneş kutsal ama tanrı olarak kabul edilmiyor. 22 Aralık’ta güneş yeniden fazla olarak dünyayı aydınlatmaya başlayacak. Günler uzamaya başlayacak. Türklerin göktanrısı gün ile geceyi tanzim ediyor gökte. Sözde gün ile gece sürekli münakaşa halinde. 22 Aralık’ta gün geceyi yeniyor. Bunu “Yeniden doğuş bayramı” Türkler kutluyorlarmış. İşte bu güneşin zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle AKÇAM ağacı altında kutluyorlar.

Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor. Bayramın adı NARDUGAN (nar=güneş, tugan, dugan=doğan) Doğan güneş. Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen’e dualar ediyorlar. Türkistan’da bir ağaç varmış, akçam, ve bu akçam vaşka yerde yetişmiyormuş. Akçam getirip eve koyuyorlar, akçamın altına o sene Tanrı onlara güzel şeyler verdi, güzel bir yaşam verdi diye Tanrı’ya hediyeler koyuyorlar. Dallarına da ertesi sene için Tanrı’dan niyaz ettikleri şeyler, adak olarak istedikleri şeyler için paçavra veya kurdela koyuyorlar. O günlerde büyük bayram, şenlik yapıyorlarmış. Aileler toplanıyor, büyükler varsa ziyaret ediliyor, özel yemekler yeniliyor, güzel elbiseler giyiliyor. Bu adet Türkler yoluyla Avrupa’ya geçti. Konunun Noel’le alakası yok. İznik Konsili’nde pagan adeti görülen bu adeti İsa’nın doğuşu olarak kabul edelim diyorlar ve bu adet Hristiyanlara geçiyor. Ama ağaç süsleme pek yok, 16. yy’da Almanya’da başlıyor, daha sonra Fransa’ya geçiyor ve dünyaya yayılıyor.” demektedir…

Bu gün bütün Turan coğrafyasında inanlar ağaçlara çaput bağlar dilek dilerler. Bu coğrafyaları gezen herkes bu gün dahi rahatlıkla bu gözlemlerde bulunabilir. Bu adet kültürler arası alışveriş ile Avrupa’ya geçmiş kuzeyli bir pagan adetidir ve oradan da Hıristiyanlığa sirayet etmiş bu gün ise küreselleşmiştir diyebiliriz…

 

MİLADİ TAKVİM VE YILBAŞI KUTLAMALARI

Jülyen takvimi, Jül Sezar tarafından MÖ 46 yılında kabul edilen ve batı dünyasında 16. yüzyıla kadar kullanılan takvimdir. Artık yıl hesaplamasındaki ufak bir fark sonucu yaklaşık her 128 yılda bir günlük bir kayma oluşturduğu için, yerini Gregoryen takvimi almıştır.

Jül Sezar, o zamana kadar kullanılan takvimdeki karışıklıkları çözmesi için İskenderiyeli astronomi bilgini Sosigenes’den yardım alır. Sosigenes, 1 yılı 365,25 gün alarak oluşan mevsim kaymalarını düzeltmeyi hedeflemiştir. Bu da o dönemde yılbaşı mart olduğundan dolayı şubat ayının artık yıllarda 30, diğer yıllarda ise 29 güne çekilmesine sebep olmuştur. Ayrıca takvim düzenlemesini yaptığı için temmuz ayının ismini değiştirerek kendi adından gelen July ismini vermiştir.

Takdir edersiniz ki bu tarihde daha Hz. İsa doğmamıştır bile ve bu yüzden bu takvimin herhangi bir dini yanı da yoktur tamamen sekülerdir ve toplumun ihtiyaçlarına göre dizayn edilmiştir.

Miladi takvim ya da Gregoryen takvim, Jülyen takviminin modifiye edilmesiyle Papa XIII. Gregory tarafından yaptırılan takvimdir. İsa’nın doğumu Milad’ı tarih başlangıcı ve Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüş süresi olan 365 gün 6 saatlik zamanı “1 yıl” olarak kabul eder. Daha önce 25 Mart olan yılın ilk günü, 1 Ocak olarak kabul edildi bu belirlemede dini simgeler içermektedir. Şubat ayının 28 gün olması durumu devam ettirilmiştir.

Dünyada en yaygın olarak kullanılan takvim olan miladî takvim, senede 10,8 saniye hata oranıyla en güvenilir ve hassas takvimdir.

4 Ekim 1582’de kabul edilmiştir. Değişik tarihlerde önce Avrupa’da daha sonra diğer ülkelerde yayılmıştır.

Gregoryen takvim, günümüze kadar kullanılan takvimler içinde en az hatalı olanıdır. Günümüzde bir ekinoks yılı 365,242375365 gündür (365 gün 5 saat 49 dakika 12 saniye). Gregoryen takvimde ortalama bir yıl 365.2425 gündür ve gerçek ekinoks yılı uzunluğuna oldukça yakındır.

Senede “ortalama” 0,000125 günlük bu ufak hata, yıllık olarak 10,8 saniyeye tekabül eder. Takvim hesaplamasında bir günlük hatanın ortaya çıkması için yaklaşık 8000 yıl geçmesi gerekir. Bununla birlikte 8000 yıl içerisinde bir ekinoks yılının uzunluğu da sabit kalmayayıp hangi uzunlukta olacağı tam olarak bilinemez. Bu nedenlerle Gregoryen takvim yeterli hassasiyette bir takvimdir ve yeniden düzenlenmesi çok uzun bir süreliğine gereksizdir.

Günümüz popüler kültüründe yılbaşı olarak kutlanan gün bu takvimin döngüsüne göre belirlenir. Bu takvimin genel kabul görmesi güvenirliliği en yüksek takvim olmasındandır. İnsanlar eski yılın bitip yeni bir yılın başlamasını kutlar yeni yıldan güzel şeyler bekler bu yanıyla dini değil tamamen seküler kültürün bir motifidir.

1 Ocağın yılbaşı kabul edilmesi:

İnsanlık tarihindeki bütün takvimler göksel olaylara ve gözlemlenen döngülere dayanılarak hazırlanmıştır.

Eski dönemlerdeki tüm düzenlemeler güneşin dönümüne göre ayarlanmıştı. o yüzden belli günlerin tesbiti gerekmiştir. örneğin ekinoks-(gün- tün eşitliği) bunlardan biridir. çok uzun süre, 21 mart yılbaşı  olmuştur. bunun altında yatan neden de, o günden sonra artık güneşin “galebe” çalmasıdır. günlerin uzaması demek, doğanın uyanmaya başlaması, ürünlerin yetişmesi- kısacası bereket gelmesidir.

İlk ekinoks olan 21 marttan itibaren, gün geceden uzun olmaya başlıyorsa; en uzun gece de büyük önemi haizdir. en uzun gece, güneşin en az olduğu gün olup; o günden sonra dünyaya bereket bahşeden güneş gittikçe daha uzun süreli aydınlık ve dolayısı ile bereket getirerek, güç kazanmaktadır. bu gün de, kuzey yarımkürede 21/22 aralıktır… bu gün, karanlığın en uzun olduğu gündür ve ondan sonra “felaha-kurtuluşa” erme süreci başlamaktadır…

İşte bu üç gün her din tarafından çok önemsenmiştir ve antik Mısır’da Horus’da, İranda Mitras da bu üç gün “ölüp” sonradan yeniden dirilmişlerdir… bu o zamanların ifadesi ile tanrının 3 gün ölümü (!)” olarak değerlendirilmiştir. Bu “tanrının üç gün ölümü” fenomenini- isa’ya da atfedilir- bilirsiniz ki; isa çarmıhta idam edildikten sonra konduğu mağaradan üç gün geçtikten sonra “dirilmiş”tir…

En uzun gece tüm eski dinlerde bilinen bir vakıadır. bir de 3 günlük tanrını ölümü mefhumunu eklersek buna- “gerçek anlamda günlerin uzaması” 24/25.aralıktan itibaren başlar…

24/25 aralık gecesi doğduğu kabul edilen Hz isa bir yahudi olarak doğduğundan, 1 Ocak tarihi de Musa şeriatı uyarınca Hazreti İsa’nın sünnet edildiği gün olarak kabul edilmiştir. Hazreti Musa şeriatında çocukların yedi günlükken sünnet olduğu malumdur …
1 ocakta aslında gene museviliğe ait bir “farz” sonucu hz. isa’nın bir musevi olarak sünnetinin tarihidir…. Bir dinin lideri olan Papa takvimi yeniden düzenlerken bu günü simgesel olarak başlangıç almış olmalıdır. Yoksa 1 Ocak tarihinin astroloji yada iklim döngüleri ile bir alakası yoktur…

 

jesus-circumcision-pellegrino-de-san-danielle-sunet

Tüm Müslümanlar bu gün Musa’nın bu şeriatına uyarak sünnet olmaktadırlar ama Hz İsa’nın Musa’nın bu şeriatına uyarak sünnet edildiği gün ile başlatılan takvimin yeni yıl kutlamalarına şiddetle itiraz etmektedirler doğrusu bu tepkiyi de anlamak mümkün değildir…..

Son söz olarak dini sebepler Müslümanların ile Noel ve yılbaşı kutlamalarına itiraz etmeleri, bu kutlamalara saldırmaları kendi temel inançları ile son derecede büyük bir çelişki yaratmaktadır. Bu çelişkiyi ne kadar çok insana anlatırsak Noel ve Yılbaşı kutlamaları üzerinde toplumu bölen, ötekileştiren düşman eden fikir ve inançları da o kadar etkisizleştiririz toplumsal ve kültürel barışı o kadar rahat sağlarız düşüncesindeyim.