Padişahlık, halifelik kaldırılarak, tekke ve zaviyeler kapatılarak, kadınlara köylerde, belediyelerde seçme seçilme hakkı tanınarak millî egemenlik pekiştirilmişti. İşte millî egemenliği, demokrasiyi pekiştiren yasalardan biri de 26 Kasım 1934 tarihli “Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırılmasına Dair Kanun” idi.

Hükümet adına Dâhiliye (İçişleri) Bakanı Şükrü Kaya’nın sunduğu yasanın gerekçesi demokrasiye dayandırılıyordu. Kaya, “Türk inkılâbının en açık (özel) vasfı demokratik olmasındadır” diyordu.[1] Çünkü “demokrasinin temeli ulusal üyeler arasında ne kanunda, ne teşrifatta [resmi işlemlerde], ne de muamelede hiçbir fark olmamasıdır.”[2]

Bakan Kaya, sunduğu gerekçede lakap ve unvanları Türk tarihinin genel bir değerlendirmesi içinde ele almaktadır. “Türk tarihinin ilk çağlarında milletin fertleri arasında hiç bir fark” olmadığını, Orta Çağ’da ise halkın sınıflara ayrılarak hiyerarşi oluştuğunu, kendisini halktan üstün görenlerin “fuzulî bir takım lâkaplar ve payeler” kullanarak halkı ve hakkı ezdiğini de belirtiyordu. Bu yasa; unvan ve lakapları kaldırarak “Türk inkılâbı ve Cumhuriyeti kanun önünde herkesi müsavi [eşit]” kılıyordu. “Hiçbir ferdin “lâkabına ve payesine güvenerek ve sığınarak hiç kimseden fazla ve üstün hakkı yoktu.”

Şükrü Kaya lâkaplar ve tabirlerin kullanılmasını millet arasında “milletin demokratik asîl ruhunu incitmekte” olduğunu sözlerine ekler.

Ağalığa karşı mücadele

Hükümetin sunduğu yasa önerisinin birinci maddesinde, “Efendi, bey, beyefendi, paşa, hanım, hanımefendi ve hazretleri gibi lakap ve unvanların kaldırıldığı” belirtiliyordu. Milletvekilleri ağa, hacı, hafız, hoca ve molla gibi unvanların da kaldırılmasını istediler. Dâhiliye Encümeni sözcüsü Çanakkale Milletvekili M. Şükrü Bey, “Kanunun hedeflediği anlam ve maksat, milletin herhangi bir sınıf farkını gösteren unvanları tamamen yıkmaktır. Dolayısıyla ağa da köylüler arasında az çok bir sınıfı ifade eden bir unvan olması dolayısıyla bunun kaldırılmasını hükümetle beraber Encümen de uygun buluyor” diyerek istekleri onaylar.[3]

Yasanın 1. maddesi en son şu hali alır:

“Ağa, hacı, hafız, hoca, molla, efendi, bey, beyefendi, paşa, hanım, hanımefendi ve hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır. Erkek ve kadın yurttaşlar, kanunun karşısında ve resmi belgelerde yalnız adları ile anılırlar.”

Şükrü Kaya, unvanların günlük dilde kullanılabileceğini ama resmi yazışmalarda kullanılamayacağını belirtir.

Gelişigüzel askeri rütbe dağıtılması önlendi

Yasanın bir başka önemli maddesi de rütbe ve nişanlara ilişkin 2. madde idi:

“Sivil rütbe ve resmî nişanlar ve madalyalar kaldırılmıştır ve bu nişan ve madalyaların kullanılması yasaktır. Harp madalyaları bundan müstesnadır. Türkler yabancı devlet nişanları da taşıyamazlar.”

Bu maddenin gerekçesi askerlik mesleğinin uzun süren eğitime tâbi olmasına rağmen herhangi bir (çoğunlukla padişah) irade veya kararla nüfuzlu kişilerin askeri rütbelere layık görülmesiydi. Dahası “ulema arasında da ortodoks ve katolik ruhanî teşkilâtından iktibas edilen payeler ve dereceler ihdas edilmişti.”[4]

Türklerin yabancı devletlerin verdikleri nişanları, “demokrasiye bağlılıklarından” takmadıklarını belirten Kaya, 2. maddeyle yabancı devlet nişanlarının taşınmasının menedildiğini ama istenirse bunların bir hatıra olarak kabul edilebileceği, fakat asla taşınamayacağını vurgulamıştır. Ayrıca “paşa” tabirinin bırakılmasının zarurî görüldüğünü söyleyerek “Çok yüksek bilgi ve büyük fedakârlıklarla kan ve can bahasına kazanılmış mevkiler” olması dolayısıyla livalığın, ferikliğin, müşirlüğün keyfi verilmesinin önüne geçmek için 3. madde şu şekilde kabul edilir: “Askeri rütbelerden adın başına gelmek üzere kara ve havada Müşirlere Mareşal, Birinci Ferik, Ferik ve Livalara General, Denizde Birinci Ferik, Ferik ve Livalara Amiral denilir. Generallerin ve Amirallerin derecelerini gösteren unvanlarla Deniz Müşürleri unvanlarının ve diğer askeri rütbelerin karşılıkları Âli Askeri Şûrası kararı ve İcra Vekilleri Heyetinin tasdiki ile konulur.”

NOT: Yasanın görüşmeleri esnasındaki milletvekillerinin fikirlerini “Şükrü Kaya (Atatürk’ün Bakanı)” kitabımdan inceleyebilirsiniz.

Kaynaklar:

[1] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 4, Cilt 25, sayfa 42.

[2] Aynı yer.

[3] Age, s.41.

[4] Age, s.42.