İnsanın olduğu her yerde olduğu gibi zeybeklerin arasında da iyiler ve kötüler vardı elbet. Zaten halk onlara gereken rütbeyi vermişti. Masumu ve mazlumu koruyanlara efe, yani ağabey; masuma ve mazluma eziyet edenlere ise çalı kakıcı, yani sahte zeybek demişti. Çünkü zeybekliğin halk arasında bir kutsiyeti vardı. Mazlum için efe; adaletin eksik dağıtıldığı bir düzende adalet dağıtıcı, koruyucu, kurtarıcı, hakkı yendiğinde sığınılacak güvenli bir kapı idi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde uzun askerlik süreleri, ardı ardına bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar, sönen ocaklar, adalardan yurda sızıp saldırı yapan gayrimüslim zararlı çeteler, yoksula eziyet eden yerli ve gayrimüslim ağalar, kötü yöneticiler ve çeşitli hastalıklar, halkı canından bezdirmiştir. Dolayısı ile halk, Selçuklu döneminde olduğu gibi yöresel beylikler gibi yaşamaya başlamıştır. İçlerinden çıkan bir bey ya da efenin sözünü dinlemiş, hükümetin kötü yöneticilerine cephe almıştır. Fakat buradaki durum, devlet ve millet düşmanlığı değildir. Buradaki durum, kötü yönetime itiraz ediştir. Zira devlet ve millet harbe girdiğinde yine zeybekler en önde cepheye gitmiştir.

   ‘‘Zeybekler ilk çağlarda faziletin, mertliğin ve Türk geleneğinin her yerde, en canlı misalini verirlerken sonraları bir türlü kendilerini toplayamamışlar, ev, bark, yurt, ocak kurmadan dağlarda yalnız silahlarına güvenerek (Serazad) yaşamaya devam etmişlerdir. [1] Devlet idaresinin bozukluğu, Aşar-Mültezim (vergi) belası bütün ağırlığı ile köylünün omuzlarına binmiştir. Emek mukabilinde aldığına devede kulak bile denemez. Devlet bu ıstırabı hissedecek kabiliyette değildir. Bu durum karşısında tek çıkar yol, dağa çıkıp, zeybek olmaktır. Osmanlı Devleti’nin, gayesi ve sonucu meçhul uzun harplere girmektir. Bir defa kura çıkıp köyden askere gitti mi sağ kalırsa ihtiyarlayarak dönmekte ve ana, baba ocağı sönmüş bulmaktadır. Uzun vadeli bir askerliktense, çöllerde canını ekseriya gençliğini bırakıp gelmektense zeybek olmayı, Osmanlı’ya dirsek çevirmeyi tercih etmektedir.’’ [2]

Bu durumu çok iyi incelemeden ve o günün koşullarını dikkate alarak, bu alanda iyi bir araştırma yapmadan bazı konularda söz söylemek, insanları yanılgıya sürükler.

Ne yazık ki bazı terör örgütleri ile zeybekleri birbirine benzetenler eskiden de vardı. Günümüzde de halen var. Bu çok üzücü bir durum. Zira terör örgütlerinin kurucuları, arkalarındaki patronları, var oluş amaçları ve niyetleri bellidir. Zeybekler ise bölücülük yapmamışlardır, devlet ve millet düşmanları değildir.

 ‘‘Kel Mehmed fakir bir zeybektir. Genç yaşında dağa çıkmış, daha sonra bir ihtilalin lideri olmuştur. [3] Kel Mehmed zulmü ve adaletsizliği ortadan kaldırıp yeni bir düzen kurmak için çalıştı. O, bu idealleri uğruna, fermanlı oldu ve baş verdi. Fakat onun ileri sürdüğü fikirler, II. Mahmud’un yaptığı yenilik hareketinde, Tanzimat’ın ve I. Meşrutiyet’in ilanında önemli roller oynadı. Kel Mehmed’in liderliğindeki Aydın İhtilali, bize yeni bir şey daha öğretmiş oldu. Eski tarihlere ve klasik tarihi görüşlere göre, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki bütün ihtilalleri yeniçeriler ve âlimler yapmışlardır. Halk ihtilali olmamıştır. Hâlbuki Kel Mehmed’in Aydın’da uyguladığı gerçekten de bugünkü anlamda, bir halk ihtilali idi. Bu ihtilale katılanlar ne zenginler, ne kişizadeler, ne de aydınlardı. Bu ihtilalde onunla aynı hizada yürüyenler; zeybekler, Yörükler, şehrin esnaflarıyla alt tabakadan olan halktı.’’ [4]

Atçalı Kel Mehmet Efe, tarihimize ‘‘Aydın İhtilali’’ olarak geçen bu başkaldırış hareketi sonrasında Aydın’a vali olarak yerleşmiş, zeybeklerini de kontrolü altına giren beldelere yönetici olarak tayin etmiştir. Bazı yörelerde de halk, temsilci yollamış ve Atçalı ile zeybeklerini, şehirlerine kendileri davet etmişlerdir. Böylelikle bölgede rüşvet, haksız vergi alımı, hırsızlık, gasp, tecavüz, yağma vs. gibi olaylar tamamen bitirilmiştir.

Ayrıca Atçalı Kel Mehmet Efe, ‘‘Vali-i Vilayet, Hademe-i Devlet, Atçalı Kel Mehmet’’ yazılı bir mühür bastırmış ve yaptığı tüm resmi işlemlerin altına bu mührü basmıştır. Yani Atçalı Kel Mehmet Efe demiştir ki: Osmanlı Hükümeti’nin Aydın’a yolladığı valilerden Aydınlılar memnun değildir. Tüm şikâyetlerine rağmen, gerekenler yapılmamıştır. Bazı varlıklı ağalar ve gayrimüslim toprak ağalarına gösterilen saygı ve anlayış, yoksul halka gösterilmemektedir. Bu sebeple Aydın Sancağı’nda Ahiler (esnaflar) Yörükler, zeybekler, şehirliler ve köylüler içlerinden beni vali olarak seçtiler. Ben Atçalı Kel Mehmet artık Aydın’ın valisiyim. Ve devletimin de hademesiyim!

Şimdi bu olayın neresinde devlet ve millet düşmanlığı vardır? Ya da Atçalı Kel Mehmet Efe’nin 1830 yılında söylediği: ‘‘Benim garazım fukaraya zulmedenlere. Yoksa devletime karşı gelmek, benim ne haddime!’’ [5] sözünün neresinde bir bölücülük, ihanet ve hainlik söz konusudur?

Ve İslamoğlu Mustafa Efe’nin 1850 yılındaki sözlerinin neresinde çocuk katli, masuma eziyet ve zalimlik vardır:

‘‘Biz dağa çıktık, neden? Bütün memleketi, beş, on derebeyi ele almış, ırz, namus tehlikeye düşmüştür. Halkı, padişah adına haraca kesiyorlar. Vergiyi onlar toplar. Ne yaptıklarını kimse bilmez. Muharebe olur. Onlar eşraftır diye ötekiler ulemadır diye gitmezler! Giden, ölen hep zavallı ahalidir. Yeniçerileri kaldırdılar. Başka yeniçeriler meydana çıktı. Onlar baklava, börek yer. Halk kuru ekmek. Hangi padişah tahta çıksa, hep o eşraf makulesi ona döner. Saraya hediyeler yollanır. Hâkim de kadı da onlara köledir. Balık baştan kokar, anladınız mı efeler? Baştakiler ziftlendikçe, sedirlerinde geviş getirdikçe, halkı soydukça ve kendi adamlarını kayırdıkça, bu memleket adam olmaz ağalar!’’ [6]

Anlaşılacağı üzere bu olaylardaki başkaldırış, devlete ve millete karşı değil; yollanan rüşvetçi, adaletsiz, devşirme, Türk düşmanı kötü yöneticilere ve bunların yandaşlarınadır. Zira Atçalı’dan önce Sivri Bölükbaşı, Yusuf Paşa, Birgili Cennetoğlu Mustafa Efelerin başkaldırışları da aynı amaçladır. Ve daha binlerce örnek vardır.

Hal böyle olunca, eğitim seviyesi ve bilinç düzeyi düşük, dini öğretileri ön planda, dolayısı ile de hükümetler kendisine eziyet etse de ‘‘nasip’’ deyip, ses çıkarmamakta olan insanların aklını başına getirebilmek için zeybekler, o günlerin şartlarında bazı sert tedbirler uygulamak zorunda kalmışlardır.

1919 Demirci Mehmet Efe:

‘‘Kalabalık nasihatle yola gelmez. İbreti âlem için zeytin dalı şarttır.’’ [7]

Yörük Ali Efe:

 ‘‘Gönlünde vatan muhabbeti taşıyan her Türk, o günlerde bizim gibi düşünmüş, bizim gibi duymuş sonra da bizimle beraber olmuştur.’’ [8]

Durmuş Ali Efe:

‘Şu et parçası neleri haykırmak istiyor bilsen. Fakat lisan bunları ifade etmekten acizdir. 400-500 yüz kişi tozlu bir tarlada toplandık. Köylülerin hepsi de mor cepken giymişti. Tarlanın orta yerinde duran kocaman taşın üstüne çıktım. İmanlı bir sesle onlara haykırdım: Çoluk, çocuk, vatan ve namus duygusu taşıyanlar şu tarafa. Mal, avrat, para duygusu taşıyanlar da bu tarafa! Birden bire ses kesildi, az sonra da bir uğultu başladı. Bazı başlar dik, bazısı ise yere doğru eğilmiş olarak kaldı. Sabırsızlandım: Bu meydan er meydanı demeye kalmadı, kızanlar benim etrafımı çeviriverdi… Durmuş Ali Efe’ye, hünkârların tarihinde de böyle bir tablonun bulunduğunu söyledim. Beyim dedi, Türk olduktan sonra bunun bir sırası, adamı yoktur. Tanrı bizim hepimizi bu kabiliyette yaratmıştır…’’ [9 ]

Peki, zeybekler arasında hatalı işlere karışanlar yok muydu? Elbette vardı. Ancak zeybeklerin şiddeti, kendilerini ağır vergiler altında bırakan hükümete, hükümete yakın kişilere ve halka kötü davranan herkese idi.

1919-Aydın 57. Tümen Kumandanı Miralay Mehmet Şefik Aker:

‘‘Aydın havalisinde İmparatorluğun bakımsız bıraktığı içtimai terbiye ve ananeden doğan zeybeklik taraftarı mühim bir halk partisi vardır. Aydın havalisinde, nice yüz yıllardan beri zeybek üniformasını giyen, zeybek destanları ile terbiye olan ve zeybek raksları benimdir diyen ve zeybekliği kendi arasından doğuran mühim ve muharip bir halk kütlesi vardır ki; bu kütle umum Aydın havalisi köylüsü yani çiftçisi olan halktır.

Bu kütle yani siyasi manası ile bu parti mensupları, Anadolu’da eşraf dedikleri burjuva sınıfını ve küçük, büyük ticaret erbabı sınıfını ve hükümet ve diğer umum müesseseler müstahdemin sınıfını kendi partilerine yabancı birer parti addederler. Zeybekliğin zararları da esasen bu yabancı parti mensuplarına vuku bulurdu.

Bu parti mensupları devlete sadık olmasına rağmen zeybekliği kaldırmak isteyen o devletin kuvvetlerine karşı zeybekleri himaye edici idi. Zeybekliği kaldırmak uğrunda İmparatorluk Hükümetinin daima tahsis ettiği mühim kuvvetleri zeybekler karşısında aciz bırakan amil de bu partinin zeybekliği gizli olarak tutmasından başka bir şey değildi.’’ [10]

 

Yani Şefik Albay diyor ki: Aydın Sancağında, Selçuklu’dan ve Aydınoğulları Beyliği döneminden kalma bir gelenek vardır. Bu geleneğin mensupları, bir parti üyeleri gibi düşünülebilir. Bu parti, Yörüklerden, Ahilerden (esnaflardan) ve yoksul çiftçi, köylü ahalinden oluşmaktadır. Bu parti üyeleri, vergi memurlarına, zalim ağalara ve kötü yöneticilere karşı, kendi içinden yiğitler çıkarmakta ve bu yiğitler sayesinde de kendilerine yapılan baskı ve eziyetleri en aza indirmeye çalışmaktadır. Bu yüzden hükümet kuvvetleri zeybekleri yok edemez. Çünkü halk, zeybeklerin anası, babası, kardeşidir. Evlatlarını korur, kollar. Ancak bu parti mensupları devlet ve millet düşmanı değildir! Sadece zulmedicilere karşı bir halk mukavemet hareketidir.

Bu durumu Celal Bayar çok güzel ifade etmiştir:

 “Efe ve zeybeklerin asırlardan beri anlatılan gelenekleri, efsaneleri vardı. Göçebe, aşiret ve köylü çocuklar, hayatı anladığı andan itibaren, zeybek olmak hevesine kapılırlardı. Çünkü enerjilerini kullanıp tanınmış ünlü adam olmak için seçeceği başka bir yol yoktu. Bunları içinde bulundukları topluluk yetiştiriyordu.’’ [11]

1919 yılında işgalcilerin milletimize yaptığı eziyetleri durdurmada ve yurdumuzun işgalden kurtarılmasında çok büyük hizmetleri olan Kuvayı Milliye Efelerinin, mücadele öncesinde ya da mücadele esnasında varsa da hataları, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Atatürk, bu hataları hoş görmüş, günün koşulları gereği aniden cereyan eden durumlarda meydana gelmiş hatalar olarak görmüş ve efelere sahip çıkmıştır.

 Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kurucusu ve birinci Cumhurbaşkanı, Sarı Zeybek Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:

* ‘‘İstanbul’da şurada burada mitingler yapıldı. Devletlere Yunan işgali protesto edildi. Fakat sizin Aydın Kuvayımilliye Cephesi’nde patlattığınız silahların sesleri Versay Sarayı’nı çınlattı.’’ [12]

* ‘‘Aydın ve Havalisi Kuvayımilliye Umum Kumandanı Demirci Mehmet Efe kardeşime:

Kahraman efelerinizi size gönderiyorum. Aydın’ın bu doğru özlü ve fedakâr evlatları, Bolu ve Düzce havalisinde memleketimizi gâvurların esaretine düşürmeye çalışan hainleri pek kahramanca ve fedakârca bastırdılar. Vatanımıza büyük hizmetler ifa ettiler. Allah iki cihanda aziz etsin. Kendilerine ve umum kumandanları olan zat-ı alinize Büyük Millet Meclisi’nin kalbi ve samimi teşekküratını takdim eder, gözlerinizden öperim. Kardeşim efendim.

Ankara, 11 Haziran 1920.

Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal.’’ [13]

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ:

‘‘Milli Mücadele’de düşman karşısında efelerle beraberdik. Hizmetleri unutulmaz.’’ [14]

Türkiye Cumhuriyeti Devleti 3. Cumhurbaşkanı Celal BAYAR:

‘‘Zeybeklerin çoğu Kuva-i Milliye’de çalışmışlardır. Umumiyetle milli heyecanı İstiklal aşkını duyarak öğrenerek yaşamış ve yaşatmışlardır. Bu uğurda Gökçen gibi şehit düşen hayatını kahramanca feda edenler de olmuştur. Bugün sağ olanlar takdire değer bir hayat içinde iş ve güçleriyle meşguldürler. Çocuklarından yüksek tahsil yapmış, memleketin vatansever seçkin gençleri arasında yer almış olanları çoktur. Cumhuriyet ve demokrasi rejimi okulu, eğitimi ve köye kadar giden milli ekonomisi ile vatandaşa çalışıp kazanmak zevkini aşılamıştır. Bugün, Milli Mücadele’de çalışanları saygı ile anmak, şehit olanlara rahmet ve mağfiret dilemek önde gelen milli borcumuzdur sanırım.’’ [15]

Osmanlı döneminde her ne kadar adları eşkıyaya çıksa da milleti korumak için Kırım, Karadağ, Yunan, Sırp ve Rus Harplerinde taburlar halinde cepheye koşmuş, 1919 yılında vatanın işgali üzerine Kuvayı Milliye Serdengeçtisi olmuş, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiş, bazıları kabul etmese de bazıları mecbur kalarak zaferden sonra devletten maaş almış ve maaşları Askerlik Şubelerince ödenmiş, vefat ettiklerinde cenazeleri askeri törenle defnedilmiş, doğdukları şehirlere heykelleri dikilmiş, isimleri okullara, sokaklara, caddelere ve önemli yerlere verilmiş, haklarında şarkılar, türküler, kitaplar yazılmış, hizmetleri ve fedakârlıkları sayesinde nice masum ve mazlum insan kurtarılmış… Böyle insanlar hakkında söz söylerken, ahde vefa ile söz söylemek icap eder.

Ve not: Devletimiz ve milletimiz için Güneydoğu Anadolu’da, en yüksek rakımlı bölgede, vatan toprakları için muhafızlık eden, milletimizin can ve mal güvenliği için nöbet bekleyen, kar, kış, kıyamet demeden gece-gündüz terörle mücadele eden askerlerimizin kışlasının adı: EFELER TABURU!

Elbette bölgede askeri, istihbari ve emniyet mensubu pek çok önemli kolluk kuvvetimiz var. Ve hepsi canla, başla görevlerini yapıyorlar.

İfade etmeye çalıştığım şu ki; terör unsurlarına karşı en yüksek bölgede ve ilk sınırda muhafızlık yapan askeri birliğimizin adı Efeler! Bunun elbet bir manası var.

Emperyalistler, milli kahramanlarımızı taklit ediyorlar. Ve onların başarılarını örnek alarak, taşeronlarını bize saldırtıyorlar. Ancak, devletimiz bunun farkında ve milletimizin evlatları içerisindeki çağımızın efeleri, görevlerinin başında! Yani, zamane çalı kakıcıları  (sahte zeybekler) ile efelerin (milletin yiğitlerinin) savaşı devam ediyor.

Hal böyle iken, tüm bunları bilmeden efeler ile terör örgütlerinin mensuplarını bir tutmak, makamı, konumu ve rütbesi her ne olur ise olsun: cahillik; bunları bilerek yine de efeler ile terör örgütleri üyelerini bir tutmak ise kesinlikle hainliktir.

***

[1] Özkaynak, Kemal, Efelerden Haber, S, 8. CHP Basımevi, Aydın, 1946.

[2] Özkaynak, a.g.e. S, 9, 10.

[3] Uluçay, Mustafa Çağatay, Atçalı Kel Mehmed-S, 14, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2013.

[4] Uluçay, a.g.e. S, 16.

[5] Avcı, Ali Haydar, Atçalı Kel Mehmet Efe Konferansı, 24 Mart 2013, Aydın, Atça.

[6] Bursalıoğlu, Nazım, Afyonkarahisar Yöresi Türküleri (2. baskı), Kültür Ofset, Antakya 1993:

 http://www.turkucu.net/turku-hikâyesi.asp?turku=4969

[7] Üsküp, Şeref, Hey Gidinin Efesi, s, 49.

[8] Özkaynak, a.g.e. S, 99-100.

[9] Özkaynak, a.g.e. S, 156.

[10] Aker, Miralay Mehmet Şefik, İstiklal Harbinde 57. Tümen ve Aydın Milli Cidali, Askeri Mecmua, 1 Haziran 1937, Cilt: 3. Sayfa: 24.

[11] Bayar, Celal, Ben De Yazdım, Cilt: 6. S, 1748. Baha Matbaası, İstanbul, 1967.

[12] Tütenk, Ahmet Akif, Milli Mücadele’de Denizli. S, 33. Denizli Öğretmenler Yardımlaşma Derneği, Ahenk-İzmir, 1949.

[13] Üsküp, Şeref, Milli Mücadele’de Efeler, s, 129. Hür Efe Matbaası, 1992 – Akkoyun, Doç Dr. Turan, Milli Mücadele’de Aydın Kuva-yı Milliyesi, S, 175. Kümbet Yayınları, 2014. Ayrıca: Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı arşivi. İstanbul Harbiye Askeri Müze arşivi. Nazilli Belediyesi Etnoğrafya Müzesi arşivi. Demirciefe aile arşivi.

 [14] Üsküp, a.g.e. S, 8.

[15]Bayar, a.g.e.  C, 6, s, 1750.