İngiltere’nin referandumla Avrupa Birliği’nden ayrılmayı seçmesi ile birlikte, devamlılığı daha da hassas ve sıkıntılı bir duruma düşen AB şimdi de yeni ve büyük bir sorun ile karşı karşıya. Brexit sonrası büyük değer kayıpları yaşayan İtalyan bankalarının verdikleri kredilerin yaklaşık % 17’lik bir bölümünün (yaklaşık 360 milyar avro) “batık kredi” olduğu anlaşıldı ve bankaların muhtemelen tahsil edemeyeceği bu krediler yüzünden, Birliğin en büyük dördüncü ekonomisinde kriz çanları açıktan açığa çalmaya başladı.

 

Kriz yalnızca İtalyan ekonomisinin içerisinde değil, aynı zamanda İtalya’nın uymak durumunda bulunduğu AB düzenlemeleri yüzünden AB ile İtalya arasında. Sorunun iyice ciddileşmeye başladığı süreçte İtalya’nın Başbakanı Matteo Renzi bankaları batmaktan kurtarmak için devletin yaklaşık 40 milyar avroluk bir destek sağlamasını istemişti. Bu miktar, krizde olan bankaların faaliyetlerine devam edebilmesi için ihtiyaç duydukları sermaye miktarlarının toplamı olarak belirlendi. Fakat Başbakan Renzi’nin bu planı uygulamasının önünde bir engel var, AB’nin bankacılık sektörü ile ilgili yaptığı yeni düzenlemelere göre, bankaların karşı karşıya kaldığı kriz durumlarında devletlerin halktan toplanan vergilerle bankaları kurtarmasının önüne geçilmekte. Yeni yapılan düzenlemelere göre batık bankalar öncelikle bu bankalarda yatırımları olan kreditörlerin alacaklarının bir bölümünden vazgeçmesiyle kurtarılmaya çalışılmalı. Fakat İtalyan bankalarına paralarını yatıranların büyük çoğunluğunu İtalya’nın orta sınıfına mensup vatandaşları ve Almanya, Fransa gibi ülkelerden gelen para oluşturmakta. İtalyan hükümeti böyle bir uygulamaya gitmekten kaçınmakta çünkü ülkede ekim ayında referandum yapılacak. Referandum öncesi Başbakan Renzi halktan, alacaklarından vazgeçmelerini isteyerek tepki çekmektense bu işi dolaylı yoldan fakat yine halkın cebinden çıkacak parayla, yani kamu desteği ile çözmeyi düşünmekte.

 

İtalya’da Bankalar Bu Noktaya Nasıl Geldi

 

            İtalyan ekonomisi aslında oldukça uzun süredir tehlikenin sinyallerini vermekteydi. Avro bölgesindeki genel ekonomik durgunluğun da katkısı ile birlikte ülkenin kendi durgunluğu ve artan kamu borcu ekonominin gittikçe nefes alamaz hale gelmesine yol açıyordu. İtalya Yunanistan’dan sonra Birlik içerisinde en yüksek kamu borcuna sahip ülke konumunda. İşsizlik oranı % 11 seviyelerinde gezmekte ve kamu borcunun gayri safi yurt içi hasılaya oranı % 135’e dayanmış durumda. Bir türlü üstesinden gelinemeyen yüksek işsizlik ve ekonomik durgunluk, ekonomide çarkların neredeyse durma noktasına gelmesine neden olmakta, bu da bankaların verdiği kredileri geri toplayamaz hale gelmesine sebep olmaktadır. Hiç şüphesiz hükümetin elindeki kartları oynamasını zorlaştıran AB düzenlemelerinin de sıkıntıların bu hale gelmesinde büyük katkısı var.

 

Bütün bunların üzerine İngiltere’nin AB’den ayrılmayı seçmesi ve Birliğin geleceğine dair endişelerin artmasının ekonomiyi kötü etkilemesiyle takipteki batık kredilerin oranını ciddi miktarda arttı. Bütün bu süreçte İtalya’da pek çok banka neredeyse yarı yarıya değer kaybetti, hatta dünyanın en eski bankası olarak ünlenen Monte dei Paschi Sienna bu süreçte neredeyse % 80 değer kaybetti.

 

 

 

İngiltere’den Sonra İtalya’da da Ayrılık Sesleri

 

            İngiltere’deki referandumun ardından Avrupa’da daha da şiddetli esmeye başlayan ayrılık rüzgarları şimdi İtalya’da bu krizle birlikte daha da güçlenmekte. Krizin çözümsüzlüğünün sebebinin AB olarak lanse edilmesi, ekonomideki durgunluğun AB ve avro yüzünden olduğunun söylenmesiyle beraber İtalya’da da referandum sesleri yükselmektedir. Özellikle kısa sürede %25’lik oy oranına ulaşan Beş Yıldız Hareketi’nin ayrılık referandumu çağrılarının halkta harekete karşı duyulan sempatiyi günden güne artırdığı görülmekte.

 

            Merak edilen bir diğer konu ise İtalya’nın AB ile bu konuda yaptığı görüşmelerde (düzenlemelerin esnetilmesi veya alternatif yollar gibi konularda) referandumu bir pazarlık olarak kullanıp kullanmayacağıdır. İtalya’nın AB düzenlemelerinden sıyrılabilmek için bunu bir koz olarak kullanabileceği ve bunun da İngiltere ile benzer şekilde İtalya’yı AB dışına itebileceği dile getirilmektedir. Diğer yandan İtalya için kuralların esnetilmesi veya istisna yapılması benzer sorunlara sahip olsun veya olmasın pek çok üye ülkede tepki ile karşılanacaktır ve Birliğin gücünü sarsacaktır.

 

 

Bundan Sonra Ne Olacak ?

 

            Bu ve benzeri durumlarla ilgili olan AB düzenlemelerine göre bankalara devlet fonu aktarılmadan önce bankaların tahvil ve bonolarını elinde bulunduran yatırımcılardan kesintiler yapılması gerekmekte. Fakat İtalyan hükümeti bu yola başvurmak istemediğini açıkça ifade etmekte, çünkü bankalara bu şekilde paralarını yatıran normal İtalyan vatandaşları arasında bu durum hem büyük tepkilere yol açabilir hem de bundan sonrası için bankalara olan güveni uzun süre sarsabilir.

 

Bu duruma ilişkin şimdilik bir çıkış yolu gözükmekte. İlerleyen günlerde İtalyan bankalarına stres testi adı verilen, bankaların finansal veya benzeri krizlere karşı ne kadar dayanıklı olduğuna dair bir test yapılacak. İtalyan yetkililerin buradaki umudu, stres testinden geçemeyen bankalara devlet fonundan yardım aktarmanın mümkün olabileceğine dair olan düzenlemelerde. Testi geçemeyen bankaların batmasının ekonomiye maliyeti yüksek olacaksa bu bankalara devletin fon aktarması mümkün. Uzmanların stres testinden geçemeyeceğine kesin gözüyle baktığı dünyan en eski bankası olan Banca Monte dei Paschi’nin, testten sonra bu “açık kapı” olarak bakılabilecek düzenlemeler sayesinde fonlanmasının mümkün olabileceği söylenmekte. Sorun yaşayan diğer bankalar için de aynı durumun söz konusu olması muhtemeldir. AB ile yapılan görüşmeler sonucu kuralların da biraz esnetilmesiyle İtalya bankaları planladığı gibi fonlayabilir. Fakat bu önlemlerle kriz sadece bir süre daha ertelenecektir. Sonuçta yüksek kamu borçları ile sorunu olan İtalya’nın batık kredileri de kendi üstüne alarak bütçedeki yükünü artırması ve uzun vadede bankalardaki batık kredilerin oranın artmaya devam etmesi sorunu içinden çıkılmaz bir krize dönüştürebilir. Üstelik sene sonuna doğru yapılacak olan referandumda, Renzi karşı sonuç çıkması durumunda görevi bırakacağını açıklamıştı ve bunun gerçekleşmesi hiç şüphesiz İtalya’daki istikrarsızlığın artmasına yol açacaktır ve bu da bankacılık sektörünün bir darbe daha almasına neden olacaktır.

 

 

Krizin AB’deki Diğer Ülkelere Etkisi ve Olasılıklar

 

Bu krizin gidişatına göre, İtalyan bankalarının bu sürecin sonunda kurtarılamayıp batması, AB içerisinde aynı durumu yaşayan pek çok bankanın da domino etkisiyle batmasıya sonuçlanabilir ve bu da bütün Avrupa ekonomisinde büyük bir krize yol açabilir.

 

AB eğer İtalya’ya karşı bu konu hakkında kuralları esneterek bir çıkış yolu sağlarsa bu da Birlik içerisinde aynı sorunları yaşayan ve AB düzenlemeleri yüzünden elleri kolları bağlı olan ülkelerce tepki çekebilir ve sonucunda Birliğin siyasal yapısı daha da sarsılabilir. Bu ülkeler de sorunu çözmek adına aynı yola başvurabilirler ve Birliğin kurallarına karşı duyulan ciddiyet iyiden iyiye azalabilir. Aynı zamanda bu durumun gidişatı sonucunda İtalya’da AB üyeliğini referanduma götürmek isteyen Beş Yıldız Hareketi daha da güçlenebilir ve İtalya’nın da AB’den ayrılık süreci başlayabilir. Sonuç olarak bu konunun yeni bir Brexit sürecine yol açması muhtemeldir. Dikkatle takip edilmesi gerekmektedir.

Korcan ROMYA

Temmuz 2016