Brexit görüşmelerinde zaman daralıyor. Buna karşın müzakere süreci çok yavaş ilerlemekte. İngiltere, Avrupa Birliği’nden resmî olarak 29 Mart 2019 tarihinde resmi olarak ayrılmış olacak. Resmî bağlar koptuktan sonra da 2020 yılının sonuna kadar uyum sürecinin sürmesi planlanmakta. Bu nedenle İngiltere’nin AB ile bir anlaşmaya varabilmesi için pek bir zaman kalmadı. En geç ekim ayında taraflar arasındaki anlaşmanın ana hatlarıyla belirlenmesi bekleniyor ancak görüşmelerde büyük bir aşama kaydedildiğini söylemek mümkün değil.

Müzakere süreci yavaş ilerliyor çünkü İngiltere’de henüz sürecin nasıl işlemesi gerektiğine dair baskın bir görüş yerleşmiş değil. Brexitin olup olmaması gerektiğine dair bile hem halk arasında hem de siyasiler arasında hala tereddüt bulunmaktayken, Brexitin nasıl yapılacağına dair ortak görüşe varmak daha da zor hal almış gibi görünmekte. Bir diğer taraftan da ikinci bir referandum yapılması yönünde ciddi sesler yükselmektedir. Brexit taraftarlarının da sürecin bütün bağların kopartılacağı biçimde “sert” mi yoksa eski düzenin çoğunlukla korunacağı türden “yumuşak” mı olması gerektiği konusunda düşünceleri iyice karışmış görünmektedir.

Bu karışıklık Başbakan Theresa May’e de yansımıştır. İlk olarak sert Brexit yanlılarının desteklediği türden bir plan hazırlayan May, gelinen son noktada sert bir Brexitin AB ile anlaşma bakımından olumsuz sonuçlar doğuracağını ve uygulanmasının zor olacağını gerekçe göstererek daha orta yollu bir Brexit planı ortaya koymuştur. Ancak bu plan ne Theresa May’in kabinesini, ne de AB’yi memnun etmiştir.  Son planın açıklanmasından sonra Brexit sürecini yürüten iki bakan kabineden istifa etmiştir ki bu da Theresa May’in parti içindeki konumunu ve etkisini zayıflatmıştır.

Theresa May’in Brexit sürecinde tarafların hiçbirini memnun edemeyen planları ve istikrarsız politikaları yüzünden oldukça zayıf bir konuma düşmüş olmasına rağmen, AB ile anlaşmaların sonuca bağlanabilmesi adına az bir zaman kaldığı için parti içerisinde lider değişimine soğuk bakılmakta. Tekrardan yeni bir liderle yeni bir plan hazırlamak ve yeni bir politika belirlemek için yeterli zaman kalmadığı görüşü hakim. Sonuç itibariyle Theresa May’in üzerindeki iç ve dış baskının çok büyük olduğunu söylemek mümkün.

Theresa May’in Brexit Planı Neleri İçermekte?

Brexit sürecinin başlamasıyla beraber, başlangıçta katı ve keskin adımlar atmayı düşündüğü bir plan açıklayan Theresa May, bu şekilde bir planın gerçekleşmesinin mümkün olmadığını görmüştür. Ekonomik açıdan AB’den ayrılmanın ilk etaptan itibaren sarsıcı etkilerinin olacağına kuşku yoktur. Bu nedenle Başbakan May planını daha yumuşak bir hale getirmiş ve AB’nin İngiltere’ye olan faydalarından yararlanmaya devam etmek istemiştir. Bunu da İngiltere ile AB arasında “başka hiçbir üyelik dışı ülke ile olmadığı kadar geniş kapsamlı bağ” kurulması prensibi ile ifade etmişlerdir.

 Bu planın ana unsurlarını özetlemek gerekirse;

  • Öncelikle İngitere’nin AB’nin ortak pazarına ve malların serbest dolaşımına erişiminin devam etmesi ancak hizmet sektörünün yani işgücünün serbest dolaşımına müsaade edilmemesi planlanmakta.
  • Bu süreç sonrasında iki taraf arasında yaşanabileceki aksaklıkların minimum düzeyde tutulması ve iş dünyasının en az ölçüde zarar görmesi hedeflenmekte. Ancak ortak pazardan yararlanmaya devam ederken diğer ülkelerle olan ticari anlaşmalarını AB kısıtlamalarına takılmaksızın, ikili ilişkilerle diledikleri gibi düzenleyebilmeyi talep etmekteler.
  • İngiltere, uluslararası hukuki konularda anlaşmazlık olduğu zaman Avrupa Adalet Divanı’na başvurabilmeyi ancak ülke içerisinde hukuki mevzuatı kendilerine göre düzenleyebilmeyi istemekte.
  • Bütün sınır kontrollerini ele alarak kişilerin özgür dolaşımını sınırlayabilmeyi planlamakta. Ancak burada da İrlanda-Kuzey İrlanda sorunu İngiltere’nin karşısına çıkmakta. Normalde İrlanda ile Birleşik Krallığa bağlı Kuzey İrlanda arasında herhangi bir sınır kontrolü bulunmamakta. İngiltere buradaki düzenin olduğu gibi devam etmesini, yani sınır kontrollerinin bu bölge için uygulanmamasını talep etmekte. Uzmanlar bu konunun başlı başına büyük bir soruna dönüşeceği belirtmekte.
  • Bunların yanı sıra İngiltere AB’nin güvenlik sistemine ve veritabanlarına erişimin devamını, bilimsel projelerinde yer almaya devam etmeyi istemekteler.

Görüleceği üzere, Theresa May’in sunduğu Brexit planı AB ile olan birlikteliğin büyük ölçüde korunması yönünde adımlar içermekte. Geçtiğimiz sene açıklanan ilk yol planında ise tam tersi biçimde AB ile olan birlikteliğin keskin bir biçimde kopartılması ve silbaştan düzenlemelerin yapılması yönündeydi. Theresa May’in sunduğu bu yeni yol planına hem kendi kabinesinden hem de AB’den büyük tepkiler geldi.

Theresa May’in Brexit Planına Gelen Tepkiler

Theresa May hazırladığı son planda, Avrupa Birliği’ne üye olmanın kendilerine sağladığı faydalardan yararlanabildiği ancak İngiltere’nin çıkarlarına uymayan düzenlemelerinden de muaf olabileceği türden bir yol çizmeye çalışmıştır. Birliğe üye olmanın avantajlarını saklı tutarak birliğin devamlılığını sağlamak AB’nin bu süreçte temel politikasıdır. Bu nedenle plan AB’nin tepkisiyle karşılaşmıştır. Theresa May’in sunduğu plandaki gibi İngiltere için cazip koşullarda anlaşmaya varılması birliğin temellerini sarsacaktır. Birlikten ayrılan ilk ülke olan İngiltere’nin böylesine imtiyazlar talep etmesi AB tarafından kabul edilmeyecektir.

Nitekim, en son AB liderler zirvesinde en çok konuşulacak olan konunun Theresa May’in sunduğu Brexit planı olduğu düşünülmekteydi ancak gelen bilgilere göre bu plan üzerinde çok az durulmuştur. Bunun nedeni olarak da AB liderlerinin planı anlaşmaya uygun görmemeleri gösterilmiştir. Müzakerelerin yürütülmesinden sorumlu komisyonda İngiltere’nin AB üyeliğinin istediği taraflarını tutamayacağı belirtilmiştir. Ayrıca her durumda İngiltere’nin hem güvenlikle ilgili hem de bilimsel veritabanlarından çıkartılacağı belirtilmiştir. İngiltere’nin AB çatısı altında dahil olduğu büyük bilimsel projelerden de çıkartılacağı, çünkü AB’nin büyük projelerde üçüncü taraf ülkelere güvenemeyeceği belirtildi. Bu tür nedenlerle İngiltere’nin yol planı AB tarafından olumlu karşılanmadı.

Theresa May’in yol planı AB’yi memnun etmediği gibi hükümet içerisinde de büyük tepki çekti. Brexit sürecinin en önemli iki ismi olan dış işleri bakanı Boris Johnson ve Brexit bakanı David Davis, Theresa May’in yeni yol planını sunmasından sonra sert eleştirilerle istifa ettiklerini açıkladılar. İki bakan da İngiltere’nin AB ile ortak pazarda kalma çabasını eleştirdi ve bunun Brexitin amacına uzun uygun olmadığını belirtti. Boris Johnson ve David Davis’e göre İngiltere ortak pazardan ayrılırsa, diğer ülkelerle ikili anlaşmalar yoluyla daha iyi koşullarda ticaret yapma olanağına sahip olacaktır. Ortak pazara dahil olmanın İngiltere’nin bağımsız ticari politikalar uygulamasını engelleyecektir. Diğer pek çok konuda da bu iki bakan AB ile olan bağların sert bir bir biçimde koparılmasından yana.

İş dünyası da Theresa May’in planından hoşnutsuz. Öncelikle Brexit sürecinde AB ile sürüncemede giden, belirsizliklerle dolu müzakere sürecinden şikayetçiler. Şirketlerin önlerini göremiyor olması ve müzakerelerin nasıl ilerleyeceğinin belirsiz olması nedeniyle bekleme sürecine girmeleri, yatırımların durmasına ve ticari hayatın durgunlaşmasına sebep olmuştur.

Theresa May’e, AB’ye kabul ettirmesi zor planlar sunarak, herhangi bir anlaşma olmadan sürecin sonlanması riskini arttırmasından dolayı da yoğun eleştiriler gelmekte. Anlaşma olmaksızın ayrılık ihtimali şirketler için ciddi bir sorun teşkil etmekte.  Bir diğer eleştiri konusu ise Theresa May’in planının yeterince “yumuşak” olmadığı yönünde, özellikle hizmet sektöründe serbest dolaşımın engellenmek istemesi de geniş çaplı eleştirilerle karşılaşmakta.

Görüleceği üzere Brexit sürecinde İngiltere başbakanı her kesimden eleştiri almakta. Theresa May’e gelen bir eleştiri de ABD Başkanı Donald Trump’tan.

Trump’ın İngiltere Ziyareti ve Brexit Görüşleri

Donald Trump, medyada ticaret savaşları olarak bilinen, yeni ticaret politikaları gereğince İngiltere’nin AB’nin ortak pazarından ve serbest ticaret bölgesinden ayrılmasını ABD’nin çıkarına görmekte, yani İngitere’yi AB’nin dışına çekmek istemektedir. Bundan önce AB ile ABD arasındaki ticari anlaşmalardan memnun olmadığını belirtmişti. Dolayısı ile Brexit sayesinde İngiltere ile daha verimli ticari anlaşmalar yapılabileceğini düşünmektedir. Nitekim, İngiltere ziyareti esnasında Brexit süreci ile ilgili görüşlerini de açık şekilde dile getirdi.  

Trump öncelikle yumuşak bir Brexit planına karşı olduğunu belli etmiştir. AB ile ortak pazar ve serbest dolaşımın devam ettiği bir Brexit anlaşması Trump’ın planına ters düşmektedir. İngiltere ziyareti esnasında da Theresa May’in hazırladığı son plana göre ABD’nin ticari konularda yine AB ile muhattap olması gerekeceğini, bunun da ABD ile İngiltere arasındaki ticaret anlaşmasını işlevsiz kılacağını söyleyerek tepkisini dile getirmiştir. Son olarak da istifa eden dışişleri bakanı Boris Johnson’ın harika bir başbakan olacağını söyleyerek açıkça Theresa May’den duyduğu memnuniyetsizliği dile getirmiş oldu.

(Bu yazının yapıldığı esnada AB ile ABD arasında yeni bir ticari anlaşma imzalandı, bu anlaşma da başka bir yazıda incelenecektir).

Brexit Sürecinin Ekonomik Etkileri ve Anlaşma Olmadan Ayrılma Riski

Brexit sürecinin nasıl işleyeceğine dair belirsizliklerin devam etmesi ve sonrasında nasıl bir düzen işleyeceğinin hala belli olmaması nedeniyle durgunluk yaşayan İngiliz ekonomisi, “yumuşak” olmayan türden bir Brexit’in gerçekleşmesi ile birlikte en azından orta vadede durgunluk içerisine girecektir. Süreçteki en kötü ihtimal ise hiçbir anlaşmaya varılamaması olacaktır ki bu da İngiltere için ekonomik anlamda olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Görüşmeler sonucunda iki tarafın bir anlaşmaya varamaması halinde İngiltere Dünya Ticaret Örgütü’nün kurallarına tabi olacaktır. Bu durum iki taraf arasındaki ticari ilişkilerde ciddi ölçüde maliyet artışına neden olacaktır.

Brexit sonrası, dünyanın en önemli finans merkezlerinden olan Londra’nın finansal anlamda ciddi ölçüde küçülmesi kaçınılmaz görünmekte. Özellikle Hollanda ve Fransa, Brexit sonrası Londra’dan ayrılacak olan şirketleri kendilerine çekebilmek adına pek çok avantaj içeren düzenlemeleri yürürlüğe koydular. Pek çok şirket Brexit sürecinin başlamasından itibaren merkezlerini AB içerindeki başka ülkelere taşımaya başladı. Bazı şirketler de AB ile yapılacak anlaşmaya göre pozisyon almayı beklemekte. Ancak daralan zaman ve anlaşma yapılamaması ihtimalinin giderek artması da süreci izleyen şirketlerin şimdiden taşınma işlemlerini başlatmasına yol açmıştır.

İngiliz ekonomisinin %80’ini oluşturan hizmet sektörünün ortak pazara kapatılması ve işgücünün serbest dolaşım hakkının sınırlandırılmak istenmesi İngiltere’de yerleşik pek çok şirketi endişelendirmekte. Pek çok şirket işgücünü AB’den gelen işçilerden sağlamakta ve şirketlerde şimdiden çok büyük işçi açıkları oluşmaktadır. Pek çok işkolunda Brexit süreci sonrasında İngiltere ile lojistik bakımından yaşanabilecek sorunlara karşı alternatif arayışları sürmekte. Ortak pazar ve serbest dolaşım hakkının anlaşma olmaksızın kısıtlanması halinde gümrüklerde bekleme sürelerinin artması şirketler için büyük maliyet artışlarına neden olacaktır. Sonuç itibariyle İngiltere ve Avrupa Birliği için belirsizliklerle ve risklerle dolu bir süreç devam etmektedir. Brexit’in nasıl sonuçlanacağı Avrupa Birliği’nin devamlılığı hakkında oldukça belirleyici olacaktır.