Kimi daha fazla ister ve isteklerine ulaşmak için planlar yapar, uygular; kimi varlığını korumaya çalışır, karşı planlar yapar ve uygular. Zaman içinde çıkarlar çatışır, planlar ve uygulamalar arasında amansız bir mücadele başlar. Var olan bütün güç unsurları kullanılmaya çalışılır.

Bireyler, toplumlar ve devletler arasındaki söz konusu mücadele binlerce yıldır bu formatta  sürüp gitmektedir.

Riskler, tehditler, hasımlar ve kullanılan savaş yöntemleri zaman içinde değişmekte, mücadele ve harekât alanları yeniden şekillenmektedir. Hedef tanımlaması sıklıkla gözden geçirilmek zorunda kalınmaktadır. Belirsizlikler ve bilinmezlikler artmakta, günlük yaşam bile karmaşık hale gelmektedir.

Karşılaştığımız dış etkilerin sayısı her geçen gün artmakta ve bu durum bizi yeni yaşam modelleri yaratmaya itmektedir. Bireysel yaşam modellerinin değişmesi ve dönüşmesi bireylerin algılarının da değişmesine neden olmaktadır. Çıkar algısı, tehdit algısı, iletişim ihtiyacı algısı hepsi değişmektedir. Doğal olarak bireylerden oluşan toplumların ve devletlerin de algıları değişebilmektedir.

Ancak en üst pencereden bakıldığında tüm algıların var olmaya, varlığını geliştirerek, zenginleştirerek sürdürmeye yönelik olduğunu görmekteyiz. Belirsizliklerin bir hayli artış gösterdiği dönemlerde en önemli ihtiyaç buğulu ortamların ve/veya alaca karanlıkların arasından gerçeklerin süzülebilmesidir. Karanlıklar aralandıkça gerçeklere ulaşılabilmekte, olan bitenler doğru algılanabilmekte, risk ve tehdit analizleri de o ölçüde isabetle yapılabilmektedir. Bunun için bireyden devlete kadar her seviyede iyi işleyen bir istihbarat aklına ve sistemine ihtiyaç bulunmaktadır.

Biz burada konuya devlet istihbaratı penceresinden bakmaya çalışacağız.   

Değişkenlerin klasik yöntemlerle kontrolü o kadar zorlaşmıştır ki olan biten her olayın sonrasında bütün gözler istihbaratı arar hale gelmiştir. İstihbarat adeta uçan kuştan, düşen yapraktan sorumlu addedilmeye başlanmıştır. Bu durum bir ölçüde doğal karşılanabilir. Neticede istihbarat görünenden ziyade görünenin ötesinden sorumludur. Görünenin ötesi puslu ya da alaca karanlık olabilir. Her geçen gün artan sorumluluğun yarattığı belirsizlik ve güvensizlik ortamında istihbaratçılar da doğal olarak daha fazla güç, daha fazla yetki talep eder hale gelmiştir. Basit olarak düşünürsek her sistem öncelikle kendisini emniyete almaya çalışır. İşte bu yüzden istihbaratçı da ayrıcalık ister, korunmak ve el üstünde tutulmak ister.

 Güvenilir ortamlarda çalışmak tartışmasız bir haktır, fakat şunu da özellikle vurgulamak gerekir ki istihbaratın diğer sistemlerden farklı bir sorumluluğu vardır. Varlığının sebebi olan milletine karşı yükümlüdür. Ülke insanlarının, devletin, kamu ve özel sektörün, özellikle stratejik kurumların ve liyakat esasına göre yetişmiş kadroların tümüyle emniyet içinde yaşaması bizzat istihbaratın vazifesidir. Bu ağır vazifeyi ancak ağırlığı kaldırabilecek donanım ve kapasitedeki kişi ve kadrolar yerine getirebilir.

Günlük yaşantımızda kurum, kurgu, sistem olarak karşımıza çıkabilen istihbaratı esasında bir bilim dalı olarak görmekte fayda vardır. Her bilim dalında olduğu gibi istihbaratta da sürekli gelişmeye, yenilenmeye, farklı düşünce ve teorilere ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak devlet kurumlarının işleyişindeki ortak negatif nokta bir olay olmadan harekete geçememe alışkanlığıdır. İstihbarat hizmetlerinde; özellikle çalışma yöntemlerindeki gelişimi ve yenilenmeyi rastlantılara ya da yaşanacak acı deneyimlere ihale etmemek gerekir. Yara bere almaya gerek kalmadan yeni ufuklara, düşüncelere ve yöntem açılımlarına zemin hazırlanmalıdır.

Aşırı kontrollü ve sınırlı öğretilerden ziyade düşünsel zenginliğe izin veren inisiyatifli çalışmalar yapmalı ve buna uygun tartışma ve eğitim platformları oluşturmalıyız. Şüphesiz doğası gereği bir kısım çalışmaların iç bünyede ve kapalı yapılması gerekmektedir. Ancak bir o kadar da profesyonelliğe, uzmanlığa ve akademik kültüre ihtiyaç bulunmaktadır.

Maalesef bu konuda hâlihazırda kurum iç bünyelerindeki mevcut eğitim yapılarının yeterli olduğunu söylemek mümkün değil.  Ne yapmalıyız o zaman? Benim bu konuda bir hayalim ve bir teklifim var. Modern dünya devletleri ne yapıyorsa onu yapalım. Bir ‘İstihbarat Akademisi’ kurabiliriz. Lisans/yüksek lisans/doktora düzeylerinde farklı eğitim programları uygulayan psikoloji, sosyoloji, antropoloji, siyaset bilimleri, hukuk, ekonomi, jeopolitik, askeri istihbarat alanları başta olmak üzere amaç ve hedef odaklı eğitim veren, göreve uygun dil eğitimlerini de kapsayan son derece nitelikli bir akademi. Uygulama eğitimlerinin simüle edildiği, gerçeğe yakın ve gerçek koşullarda uygulandığı bir program. Nitelikli insan nitelikli iş demektir. Bu konuyu tartışmaya ileride de devam ederiz.

Tüm alanlarda olduğu gibi istihbaratın var olan etkinliğinin artmasında da liyakat ve nitelik şüphesiz olmazsa olmazdır. Ancak bazen niceliğin de sorun olduğu görülmektedir. Burada sistemin işleyişi bakımından içten ve dürüst bir değerlendirme yapmamız gerekmektedir. Ülkeler, organizasyonlar, kişiler arasında her geçen gün artan ve karmaşıklaşan ilişkiler, dönen bilginin fazlalığı, bu bilgilerden neyin değerli neyin değersiz oluşunun seçilme güçlüğü toplama faaliyetlerinde çalışan istihbarat personelinin adeta klonlanmasını gerektirmektedir. Bu durum sistemimiz açısından ironik bir gerçeği de vurgulamaktadır; nitelikli, yetişmiş ve deneyimli toplayıcı personel ihtiyacı çok fazladır. Yetişmiş personel eksikliği yüzünden toplama gayretlerinin yönlendirilmesi safhasında sıralı tüm amirlerin eli kolu bağlanabilmektedir. Personel sayısı bakımından azlıkla çokluk arasında bir denge ihtiyacı görülmektedir. İhtiyacı nitelikli varlık olarak adlandırmak istiyorum.

Personel eksikliklerine ve türlü olumsuzluklara rağmen toplanabilen ve süzülebilen ham bilginin bir sonraki aşamada uzman personel tarafından sakin bir şekilde analizinin ve değerlendirmesinin yapılabilmesi gerekmektedir. Bu safha ayrı bir görgü, deneyim ve zihin berraklığı gerektirmektedir. İşlem safhası (analiz ve değerlendirmelerin yapıldığı safha) çok sevdiğim ve sık sık kullandığım bir tabirle Duru Akla ziyadesiyle ihtiyaç duyulan safhadır. Bu süreçte yapılan yorum hataları yetersizliklerden, riske girmeme alışkanlığından, personele duyulan güvensizlikten, inisiyatif daralmalarından kaynaklanmaktadır. Bütün bunlar, analiz ve değerlendirmelerde risk almama ve kolaycı değerlendirmeler yapma alışkanlığına yol açmaktadır.

Duyumun/haberin istihbarat haline getirildiği işlem safhasının son bürokratik aşamasında istihbaratın “yetkili makam/makamlara” anlatılması ve onay alınması süreci yaşanmaktadır. Anlatılmak ve onay alınmak istenen evrakın sayıca çokluğu onay makamlarında hatalı değerlendirmelere yol açabilmektedir. Esasında stratejik düşünme, öngörülerde bulunma ve sistem/yöntem üretme asli görevi bulunan stratejik makamların asıl görevinden ziyade rutine ve taktik seviyede güncele boğulmasına izin vermemek gerekir. İstihbarat dışında diğer çalışma alanlarında da yaşanan bu ortak sorunun istihbarata yansıması “zamanlılık prensibi” açısından çok önemli olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Zaman ve dolayısıyla etki kaybına neden olan bu alışkanlık üst makamlarda da aşırı yoğunluğa ve karar yanlışlıklarına yol açabilmektedir. Sonuçta “yetkili makam” konumundaki kişinin de etten kemikten yaratılmış bir insan olduğunu göz ardı etmemeliyiz. Üst seviyede yöneticilerin büyük resmi okuyabilmesi, gelişmeleri takip edebilmesi için zinde ve rahat olmaları gerekmektedir.

İstihbarat haline getirilen bilginin yayımı safhası da yöntem ve zaman açısından çok önemlidir. Haberi/duyumu alıp değerlendirip istihbarat haline getirmeniz çalışmanın sadece bir tarafıdır. İstihbarat bilgisini faaliyete/tedbire dönüştürecek doğru yöntemle, süratle yayınlamazsanız kopukluklar olur. Aldığınız duyum ve ürettiğiniz bilgi ancak arşivinizi şişirir. Operasyonel karar alma sürecinin de zamana ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır. Bu konu yüzünden çok kayıp yaşanmıştır. İstihbarat bilgiyi saklamaktan ziyade kullanmayı gerektirir. Sizin ne kadar çok şey bilip bilmediğinizi değil, bilgiyi vatanın, milletin çıkarına uygun kullanıp kullanmadığınızı sorarlar.

 Yukarıda detaylandırılmadan ve özet olarak ifade edilen işleyiş sorunları, istihbarat üretiminde her geçen gün daha da geciken ve standart değerlendirmelerle geçiştirilen alışkanlıklara neden olmaktadır. Artan konu sayısı, yetişmiş personel eksikliği ve bürokratik yoğunluk nedeniyle giderek kalitesi sorgulanan istihbarat sistemi arzuladığı pratik çalışma şekline dönmek için yeni kavramları üretmek zorundadır. Bunlardan biri de ön alıcı tarzda çalışmaktır.

Ön alıcı nitelikte çalışma alışkanlığı yaygınlaştığında ve sürekliliği sağlandığında çalışma memnuniyeti ve etkinliği de artacaktır. Bu tarz çalışmalarda hedef olarak izlenen kişiye, organizasyona, topluluğa, devlete ait istihbari değeri olan faaliyetler, gelişmeler ve süreçler emareleri net olarak ortaya çıkmadan bir hayli önce öngörülebilecektir. Karar vericiler zamanlı olarak bilgilendirilerek tedbirler çok önceden alınabilecek ve bu sayede durum üstünlüğü sağlanabilecektir. Ön alıcı çalışmalar teknolojiye yakın olmayı gerektirir. Burada yeri gelmişken vurgulamakta fayda görüyorum: teknoloji ağırlıklı çalışan teknik birimlerin zenginleştirilmesi ve hakkettikleri değeri görmeleri etkinliği ve verimliliği artıracaktır. Şüphesiz teknolojinin getirdiği gelişmelerin milli nitelikli yazılım ve donanımlarla kullanılması konusu ayrıca hassastır.

“Ön alıcı” kavramı davranışsal olarak ele alındığında; olaylar olmadan önce olasılıkları düşünüp planlı bir şekilde harekete geçerek sonucu etkilemek, dolayısıyla başka insanların üzerinde etki sahibi olabilmek için benimsenmesi gereken bir alışkanlık olarak ifade edilmektedir.[1]

Ön alıcı yaklaşıma sahip olan insanlar olaylar olmadan önce;

       – Bilgi toplar,

       – Düşünür, analiz eder,

       – Karar verir,

       – Planlar, hazırlanır ve

       – Harekete geçerler.[2]

İstihbaratın Çalışma Referansı İstihbarat Çarkı

İstihbarat çarkı istihbaratçıların sistemsel referans noktalarının başında gelir. İlgililerin çok iyi bildiği şekliyle çarkın dört aşaması bulunmaktadır:

  1. İstihbarat İhtiyaçlarının Tespiti ve Toplama Gayretlerinin Yönlendirilmesi,
  2. Haberlerin Toplanması (Toplama Faaliyetlerinin İcrası),
  3. Haberlerin İşlenmesi (Değerlendirilmesi),
  4. İstihbaratın Yayımı ve Kullanılması.

Çark birbirini tamamlayacak şekilde sürekli dönmelidir. Son safhada ulaşılan istihbarat bir sonraki çalışmanın ilk safhasındaki istihbarat ihtiyaçlarının tespiti ve toplama gayretlerinin yönlendirilmesine etki edecektir.

Gayretlerin doğru yere yönlendirilebilmesi risk ve tehdit değerlendirmelerinin yeterli, sağlıklı ve sürekli yapılabilmesi ile mümkün olacaktır. Büyük resmin ışığındaki öngörülerle toplama gayretlerinin doğru yerlere süratle yöneltilebilmesi başarı şansını artırır. Arzulanan bu durumu sağlamak için operasyon unsurlarının analiz ve değerlendirme unsurlarınca doğru, zamanında ve sürekli olarak desteklenmesi kısaca aktif geri besleme yapılması gerekmektedir.

 İstihbaratın ön alıcı olabilmesi kullanılan toplama yöntemlerinin nitelik ve niceliğine de bağlıdır. Kalitenin standart hale getirilebilmesi için toplama ve işlem safhalarında kullanılan standart ve alışılagelmiş yöntemler tekrar gözden geçirilmeli, hedefin niteliğine, faaliyete ve coğrafi faktörlere bağlı olarak yöntemlerde anlık revizeler yapılabilmelidir. İstihbaratın doğrudan zekâyı ilgilendirdiği unutulmamalıdır. Zekânın yaygın bir tanımı “Farklı durumlara uyum sağlama yeteneğidir.” ifadesi ile karşılık bulmuştur.

Ön alıcı düşünebilmek farklı durumları çok önceden okuyabilme melekesini gerektirmektedir. Ancak bu meleke öyle kolay kazanılamamaktadır. İyi bir istihbari eğitim altyapısının yanında, üst seviyede bir gözlem ve yorumlama yeteneğini, deneyimlerini yaşanılan anla birleştirebilme alışkanlığını, mesleki bilgiyle bezenmiş sezgisel gücü, güçlü bir farkındalığı, şüpheyle yaklaşma ve duru düşünebilme ayrımını dengeli olarak yapabilmeyi gerektirmektedir.

Amaca dönük ve etkin çalışabilme, elde edilen bilginin süratle aktarılması, fonksiyonel ve etkin bir karar alma süreci, hızlı reaksiyon, tedbirin gecikmeden alınması, sessizlik ve yeni duruma hazırlık. İyi işleyen bu süreç istihbaratçılar için yoğun bir özlemdir.

Ön alıcı istihbarat sürecinin ideal ya da ideale yakın işlemesi için bilginin elde edileceği ve şekillendirmenin yapılacağı alanda çok önceden var olmak gerekmektedir. Her zaman fiziken orada olma zorunluluğu yoktur. Bazı durumlarda teknolojik ve sistemsel varlık da yeterli olabilmektedir. Çalışılan alan artık bizim için “istihbarat etki ve kontrol alanı” haline gelmiştir.

İstihbarat etki ve kontrol alanında, sahip olduğumuz yeteneklerin idamesi de önem kazanmaktadır. Burada mevcut merkezi yetenekleri bölgesel imkânlarla destekleyecek durumda olmalıyız. Ancak bu şartlar oluşturulursa “orası bizden sorulur” diyebiliriz. Aksi durumlarda mevcut yeteneğin üzerinde işlere soyunmak ön alıcılık olmayacak, milli güç unsurlarımızı ve yaşamsal çıkarlarımızı riske atacaktır.

Merkezi yeteneklerin bölgesel kaynaklarla ve sürekli olarak desteklenmesi sağlandıktan sonra sıra bu yöntemlerin (açık kaynak istihbaratı, insan istihbaratı, görüntü istihbaratı, sinyal istihbaratı, teknik istihbarat, vb.) tespiti ve koordinasyonuna gelmektedir. Gizliliği ve sürekliliği sağlanan yöntemler etkin ve koordineli olarak kullanıldığında izlenen kişi/organizasyon ve faaliyetlere yönelik elde edilen bilgilerin kalitesi de artacaktır.

Ön alıcı süreçlerde işlem safhasında füzyon merkezi mantığıyla çalışmak gerekmektedir. Çeşitli yöntemlerle elde edilen bilgi, ses, fotoğraf ve görüntüler mekânsal bütünlük içindeki bir merkezde toplanıp işinde uzman kişilerce ve görsel arayüzlerde anlık olarak birleştirilebilmelidir. Analizciler gün içinde büyük resmi bir ya da birden fazla kez görebilmeliler.

Artık sıra karar verme aşamasına gelmiştir. Füzyon merkezinin mekânsal bütünlüğünün yakınında fakat ayrı bir bölümde (füzyon merkezinin çalışma sürekliliğini ve düzenini bozmamak için) karar alıcıların büyük ve tümleşik bir arayüzde birleştirilmiş resmi görmesi gerekmektedir.

Burada başka bir hal tarzı da, çekirdek füzyon ekibinin ve yetkilendirilmiş karar alıcıların hedefin/faaliyetin izlendiği bölgede yani olay yerinde bulunmasıdır. Bu çalışma yöntemi potansiyel risk içerse de iletişim gizliği sağlaması şartıyla hızlı karar alma olanağı yaratması açısından tercih edilebilir.

Anlaşılacağı üzere ön alıcı süreç sadece öngörülerden ibaret hayali bir karargâh çalışması değildir. Başta da vurguladığım gibi saha ve operasyon unsurları, analiz ve değerlendirme unsurlarınca sürekli olarak desteklenmelidir. Bu destek yoğunlukla çalışılan sahaya ait beklenti ve öngörüleri içermelidir. Büyük resim çalışmalar boyunca her zaman göz önünde bulundurmalıdır. Tüm faaliyetlerimizde her şeyden önce milli ve dinamik idealimize bağlı olmalıyız. Tüm bunlar sağlandığında gelişmeler sürekli ve etkin olarak kontrol edilebilecektir.

Teşkilat yapılarını sürekli değiştirerek, kurulan teşkilat yapısını birkaç yıl geçmeden terk edip ya eski yapıya dönerek ya da yeni yapılara yelken açarak etkinlik sağlamak mümkün değildir. Şüphesiz istihbarat çalışmalarını merkezilik prensibine göre planlayacak, yürütecek ve yönlendirecek güçlü karargâh yapıları kurulmalıdır. Ancak karargâh işleri kolaylaştırıcı olmak zorundadır. Karargâh unsurları alt teşkilatlara ve alan unsurlarına karşı baba gibi koruyucu, anne gibi duyarlı ve şevkatli olmak durumundadır. Karargâhta çalışan her birey de bu sorumluluğu iliklerine kadar hissetmelidir. Karargâh çalışması demek işlerin kotarılmasına yardımcı olmak demektir, işleri yavaşlatan karargâh yapılanmaları ve çalışma yöntemleriyle bugünün tehditlerine tedbir alamayız. Alt teşkilatlarda ve alanda çalışan her bir unsur/birey de kendini değerli görmeli, geliştirmeli ve olan bitenleri üst yönetici bakış açısıyla okumaya çalışmalıdır.

 Son olarak istihbarat teşkilleri arasındaki uyum, iş birliği ve birlikte çalışma kültürünü var olandan çok daha iyi hale getirmemiz gerektiğini ifade etmek istiyorum. Sektörel yetki ve sorumluluklara bağlı kalarak ancak bilgiyi de nedensiz yere kıskanmayarak çalışmayı öğrenmeliyiz. Bilgi makamlara değil millete ve devlete güç vermeli.

Haritaların yeniden dizayn edildiği, toplum algılarının kirli bir mühendislik çalışmasıyla ve manipülasyonlarla yönetildiği, değerlerin erozyona uğratıldığı, ülkelerin milli değerlerine amansız saldırıların olduğu talihsiz bir dönemdeyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını hedefleyen ve coğrafyamızı bir kez daha örtmeye çalışan karanlıktan çıkış için istihbaratın ön alıcı ve dinamik bir niteliğe kavuşması, ancak bu ön alıcılığın her türlü günlük politik yönlendirme ve kaygılardan uzak ve en önemlisi milli çıkarlarımız  çerçevesinde yürütülmesi fazlasıyla önem kazanmıştır.

[1]Selim Bülbül, “Proaktiflik Nedir?”, 2014

[2]Mümine Tayan Coşkun,  “Proaktif Yönetici Sekreteri”, 2011