İsrail 8,5 milyon nüfusu ve 20.770 km² yüzölçümü olan bir devlettir. Nüfusunun yaklaşık %75’i Yahudi, %21’i Arap ve %4’ü Dürzî-Çerkez gibi ırklardır. GSMH’si 305 milyar dolar ve kişi başına milli geliri 36.000 dolardır. Başkenti Tel Aviv olan İsrail, 1980 yılında başkentini Kudüs olarak ilan etmiş ve devlet kurumlarını bu şehre taşımıştır. Ancak tek taraflı bu adım, uluslararası camianın tepkisini çekmiş ve kabul görmemiştir. İsrail’in Kudüs’ün başkenti olduğu yönündeki tutumu, uluslararası camia tarafından tanınmamakla birlikte 2017 yılında sadece ABD tarafından kabul edilmiştir.[[1]]

Hep merak edilen ve tartışılan konulardan birisidir İsrail devleti: Ne zaman ve neden kuruldu, askeri gücü ne kadardır, neden küçücük bir devletle Arap ülkeleri şimdiye kadar baş edemedi / edemiyor? İsrail’in Türkiye’ye kıyasla askeri gücü ne durumdadır? İşte bu makalede, bu sorularla beraber İsrail’in tarihi, kurulması ve askeri-politik gücünün asıl kaynağı gibi konularda bilgi verilecektir.

İsrail’in Kuruluşu

Osmanlı toprağı olan Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması için ilk girişimler 19.yy sonlarına doğru II. Abdülhamit zamanında olmuştur. Dünya Siyonist Örgütü Başkanı Theodor Herzl, Yahudilerin Filistin’e göç etmelerine izin verilmesine karşılık II. Abdülhamid’e Osmanlı Devleti’nin dış borçlarını ödemeyi önermiş, ancak istediği cevabı alamamıştır. Buna rağmen Filistin’de izinsiz olarak Yahudi yerleşim yerlerinin kurulması artarak devam etmiştir.

1. Dünya Savaşısırasında, Başkan Wilson’un da Yahudi sorununu benimsemesi, İngiltere’yi harekete geçirmiş, İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour, 2 Kasım 1917’de Siyonist Federasyonu Başkanı’na gönderdiği mektupta, İngiltere’nin Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasını kabul ettiğini resmen bildirmiştir. “Balfour Deklarasyonu” adını alan bu belge, Yahudi devleti kurulması sorununun bir dönüm noktası sayılmaktadır. Bu tarihten sonra Yahudiler, büyük kitleler halinde Filistin’e göç etmeye başladılar.[[2]] Savaş sırasında bölgeyi işgal eden İngiltere’nin 1917’den sonra takındığı tutum ve izlediği politika sonucunda, 1882 yılında 35.000’i geçmeyen Yahudi nüfusu 1939 yılı sonlarında 463.535’e ulaşmıştır.

Yahudiler, II. Dünya Savaşı sırasında da Filistin’de bir İsrail devleti kurmak amacıyla çalışmalarını sürdürdüler. İngiltere, ABD’nin de desteğini alarak 1947’de Filistin sorununu Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na götürdü. Burada Filistin’in Araplar ve Yahudiler arasında bölünmesine, Kudüs’e tarafsız bir statü verilmesine karar verildi. 1947 yılı Aralık ayı başlarından itibaren, Filistin’de, Arap ve Yahudiler arasında çarpışmalar başladı. Güvenlik Konseyi konuyu ele alarak görüştü fakat bir sonuç alınamadı. Bu sırada da İngiltere, 14 Mayıs 1948’de, Filistin’deki manda yönetimini tek taraflı olarak kaldırdı. Aynı günİsrail Devleti’nin kurulduğu ilan edildi. İsrail’in kuruluşuyla, günümüze kadar uzanan Arap-İsrail savaşları ve Filistin sorunu başlamıştır.

Arap – İsrail Savaşları

Yahudiler, Filistin bölgesinin kendilerine vaat edilen kutsal topraklardan bir kısmı olduğunu ileri sürmektedirler.[[3]] Bugüne kadar devam eden Filistin Sorunu ve Arap-İsrail savaşlarının da temelinde bu inanış yatmaktadır. Ayrıca bunu Ortadoğu’nun diğer sorunlarıyla beraber değerlendirmek, onlardan ayırmamak büyük resmi görmemizi sağlayacaktır. Arap-İsrail savaşlarının, bölgedeki çatışmaların öncesi ve sonrasını kısaca özetlemenin sorunun anlaşılmasını kolaylaştıracağını değerlendirmekteyim.

1948 yılında Yahudiler, Filistinlileri bölgeden atmaya başladılar. 14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti’nin kurulduğu ilan edildi. ABD ve SSCB bu devleti tanıdı. Mısır, Ürdün, Suriye ve Lübnan ise İsrail’e savaş ilan etti.[[4]]

1956’da Süveyş Kanalı sorunu nedeniyle İsrail Sina Yarımadası’na saldırdı ve Mısır-İsrail Savaşı çıktı.

1967 yılında Mısır’ın dâhil olduğu Altı Gün Savaşları olarak adlandırılan Arap-İsrail Savaşı oldu.

1973 yılında Yahudilerin kutsal günü (Yom Kippur) olan 06 Ekim’de İsrail, Süveyş Kanalı üzerinden Mısır’ın, Golan Tepeleri’nden de Suriye’nin saldırısına uğradı. 1979 yılında İsrail ve Mısır barış anlaşması imzalamışlardır. 1978’de Camp David anlaşmalarını imzalamışlardır. İkili barış anlaşmasını da Sedat ile Begin Mart 1979’da imzalamışlardır. Sina yarımadası Mısır’a geri verilmiştir.[[5]]

1982 yılında İsrail Lübnan’ı işgal etmiştir. 9 Aralık 1987’de İsrail işgali altındaki Gazze Şeridi ile Batı Şeria’da ve Kudüs’te Filistinliler gösteriler başlattılar. Daha sonraki yıllarda da süren gösteriler intifada olarak adlandırılan bir halk ayaklanmasına dönüştü.

Sonraki yıllarda FKÖ, Hamas gibi Filistin örgüt ve yöneticileri ile İsrail arasında Madrid ve Oslo görüşmeleri olmuştur, ancak bölgede barış bir türlü sağlanamamış ve günümüze kadar uzanan çatışma ve anlaşmazlıklar devam etmektedir. Çatışmalar, çoğunlukla Gazze ve Lübnan bölgelerinde olmuştur. Irak, Libya, Mısır gibi bölge ülkelerinde ve en son Suriye’de yaşanan işgal, çatışma ve ayaklanmalar bu sorundan ayrı düşünülmemelidir, hatta birlikte değerlendirilmeli ve yorumlanmalıdır. Çünkü bölgedeki karmaşanın temelinde, zengin petrol kaynaklarının paylaşımı için yüzyıllardır süren emperyalist devletlerin güç mücadelesi olduğu unutulmamalıdır.

Arap-İsrail savaşlarında ve bölgedeki çatışmalar sonucunda bugüne kadar hep İsrail’in kazançlı çıktığı görülmektedir. Nedenlerini ise, başlangıçta Arap ülkelerinin İsrail’in gücünü tam değerlendirememeleri, daha sonra kendi aralarında birlik olamamaları ve emperyal güçlerin daima İsrail’in arkasında olmaları olarak sıralamak mümkündür.

İsrail’in Askeri Gücü

İsrail’in askeri gücü ve yetenekleri hep tartışmalıdır. Çünkü nükleer silah konusunda olduğu gibi bazı silah ve askeri yeteneklerini resmi olarak açıklamamaktadır. Diğer devletlerden farklı davranılarak İsrail’in bu konulardaki tutumu uluslararası kurum ve kuruluşlarca veya ülkelerce gündeme getirilmemektedir. Ancak yine de açık kaynaklardan İsrail’in askeri gücünü sayısal olarak gösteren bazı bilgilere ulaşılabilmektedir. Bu bilgileri tek başına değerlendirmek bizi İsrail’in askeri gücüyle ilgili kesin sonuçlara götürmese de bazı ipuçları verebilir. İsrail’in askeri gücünü tam olarak ortaya koyabilmek için teknolojisi, silah ve malzemenin menşei, hangi ülkelerden temin yoluna gittiği, personelinin eğitim durumu, diğer devletler ve uluslararası kuruluşlarla ilişkileri ve onlar üzerindeki etkileri de dikkate alınmalıdır.

Açık kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, İsrail’in muvazzaf askeri personel sayısı 168.000 olmasına karşın seferberlik halinde bu sayı 3,5 milyona çıkarılabilmektedir. İsrail, dünya askeri güç sıralamasında 15’inci olarak belirtilmektedir. Yıllık savunma bütçesi 15,5 milyar dolar ve günlük petrol üretimi ise 400 varildir.[[6]]

Kritik bazı silah, araç-malzeme ve mühimmat durumu şöyledir:[[7]]

  • Tank: 2.620
  • Zırhlı muharebe aracı: 10.185
  • Kundağı motorlu top ve obüs: 650
  • Sabit top bataryası: 300
  • Roket bataryası: 48
  • Toplam donanma gemisi: 65
  • Denizaltı: 6
  • Korvet: 3
  • Sahil güvenlik devriye gemisi: 32
  • Savaş uçağı: 243
  • Hava nakliye araçları: 101
  • Saldırı helikopteri: 48
  • Hava alanı sayısı: 47

Aslında bu rakamlar bize, nüfus ve yüzölçümünü göz önüne alınca, İsrail’in hiç de küçümsenemeyecek bir askeri güce sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca İsrail’in askeri teknoloji konusunda da yeteneklerinin üst seviyede olduğu bilinmektedir. Öyle ki, tanklar ve eğitim uçaklarımızın modernizasyonu, elektronik harp konusunda pilotlarımızın eğitimini İsrail’in yaptığı bir sır değildir.[[8]] Yine, İsrail Savunma Bakanlığı tarafından yüksek teknolojiye sahip silah ve malzemeye yatırım yaptıkları açıklanmıştır. Sadece 2 personelin kullanabileceği tank, 150 kg silah taşıyabilen dron ve insansız denizaltı örnek olarak gösterilebilir.[[9]]

Resmi olarak kabul etmese de İsrail’in, 80 adet nükleer başlığa ve bunları taşıyabilecek iki tip füzeye sahip olduğu ileri sürülmektedir. Jeriko I, 750 kiloluk bir nükleer başlık ile 500 km menzile sahipken; Jeriko II’nin menzili 1500 km’ye kadar ulaşabilmektedir. İsrail, nükleer silah ve tesisi olduğunu kabul etmemesine rağmen Nükleer Silahsızlanma Anlaşmasına da imza atmamakta ve tesislerini uluslararası denetime açmayı da kabul etmemektedir. İsrail’in gelişmiş bir kimyasal ve biyolojik silahlar programına da sahip olduğu iddia edilmektedir. Nes Tsiyona’daki Biyolojik Araştırmalar Enstitüsü içerisinde çalışmaların sürdürüldüğü tahmin edilmektedir. Bu konudaki uluslararası sözleşmelere de imza atmamıştır.[[10]]

Değerlendirme ve Sonuç

Sadece silah, araç, gereç ve personel sayılarına bakarak İsrail’in askeri gücünü değerlendirmek ve sonuca varmak yanıltıcı olacaktır. Bu değerlendirmede ekonomik, siyasi, teknolojik güç yanında insan gücü kalitesini de hesaba katmak gerekmektedir. İsrail’in gücü sadece kendisinden kaynaklanmamaktadır; İsrail dışında yaşayan Yahudileri ve bunların bulundukları ülkelerin yönetim ve politikalarını yönlendirme gücünü de unutmamak gerekmektedir.

İsrail’in kullandığı silah, araç ve malzemenin teknolojisi yenidir. Bu modern teçhizatı hem kendisi üretmekte, hem de dışarıdan temin etmektedir. Örneğin, 2013 yılında Kudüs’ü ziyaret eden ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel, İsrail’e verecekleri silahlar arasında düşman hava savunma sistemlerini tahrip edecek füzeler, gelişmiş radar sistemleri, yakıt ikmali yaptıran KC135 uçakları ve Osprey V22 nakliye uçakları bulunduğunu açıklamıştır.[[11]]

İsrail devletinin kurulmasına önayak olan ülkeler, onun bekasını sağlamak ve kendi çıkarlarını da korumak için ellerinden gelen her türlü desteği yapmışlar ve yapmaktadırlar. Bunun örneği öyle çoktur ki hepsini saymak olanaksızdır, İsrail’in yasadışı olarak yaptıkları tüm işler BM’de özellikle ABD’nin vetolarıyla korunmaktadır.

İsrail, güvenliğini ve beka sorununu her şeyden öncelikli tutmakta ve tüm politika ve eylemlerini de buna göre şekillendirmektedir. Çünkü çevresindeki ülkelerin güçlü olması onun yaşam hakkını sınırlayacak veya ortadan kaldıracak diye düşünmektedir. Bu nedenle komşularının hep güçsüz olmasını, iç karışıklıklarla uğraşmasını ve gerekirse bölünmelerini istemektedir. Özellikle Arap ülkelerinin birleşmemesi için elinden geleni yapmaktadır. Bu amaçla, Mısır ve Arabistan gibi ülkelerle olduğu gibi kimisiyle iyi ilişkiler kurmakta; Irak, Suriye, Lübnan gibi kimi ülkelerin de iç karışıklıklarını desteklemektedir. Daha önce Irak ve Suriye’de olduğu gibi çevresinde kendisinden başka nükleer güç sahibi olabilecek ülke istememektedir. İran-ABD anlaşmazlığını körüklemesi ve İran’ın nükleer çalışmalarını ne pahasına olursa olsun engellemek istemesi bundandır. ABD’nin İran’la yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesinin gerekçesini de bu gözle değerlendirmek gerekir.

İsrail’in ABD ile ilişkileri çok özeldir; öyle ki ABD hiçbir müttefikine vermediği yeni teknoloji silah, araç, mühimmat ve malzemeyi İsrail’e vermekte hiç tereddüt etmemektedir. ABD için İsrail’in hamisi demek abartılı olmaz. ABD’nin İsrail’e kayıtsız şartsız desteğini hem bölgeyle ilgili kendi politikalarını desteklemek, hem de yönetim kademeleri başta olmak üzere Yahudi lobisinin etkisiyle açıklamak yerinde olacaktır. Öyle ki, ABD’yi yönetenlerin İsrail aleyhinde karar alması ve uygulaması bu nedenlerle mümkün görünmemektedir.

ABD’nin dışındaki birçok ülkenin İsrail’in politikalarına destek olmaları, en azından karşı çıkmamalarının nedenini ise özellikle II. Dünya Savaşı sırasında Yahudilere yaptıklarının diyetini ödeme olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Birçok ülkede Yahudilerin dışlandığı, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü ve hatta soykırıma uğradığı düşüncesini göz ardı etmemek gerekir. Yine ABD’deki kadar olmasa da birçok ülkede Yahudilerin karar mekanizmalarını etkileyecek konumda oldukları bilinmektedir.

İsrail’in askeri gücünü değerlendirirsek, nüfusu ve yüzölçümüne göre hatırı sayılır bir güç olduğu açıktır. Muvazzaf personelin dışında, neredeyse nüfusunun yarısını gerektiğinde silâhaltına alabilecek durumdadır. Bu nedenle askeri personel sayısına göre silah, araç ve malzeme miktarının oldukça fazla olduğu görülmektedir. Ayrıca silah, araç, gereç ve malzemelerinin de çoğunlukla yeni teknoloji olduğunu söyleyebiliriz. Silah, araç ve gereç sayısı olarak ülkemizle aynı seviyededir denilebilir. Ancak aradaki insan gücü sayısı farklılığını da unutmamak ve İsrail’in arkasındaki güçleri ve destekleri de göz ardı etmemek gerekir.

Ortadoğu’daki çatışma ve anlaşmazlıkların omurgasını oluşturan Filistin sorununun, Arap-İsrail çatışmalarının, bölge ülkelerindeki iç karışıklıkların yakın zamanda çözüme kavuşması mümkün gözükmemektedir. Bölgedeki yeraltı zenginlikleri bitmedikçe, var olan karmaşanın devam edeceği, İsrail’in kendisini koruma içgüdüsüyle ve hamisi olan ABD’nin desteğiyle önleyici saldırganlık politikasını sürdüreceği ve topraklarını genişletmeye devam edeceği değerlendirilmektedir.

Kaynakça:

  1. YILMAZ Sait, Prof. Dr. İsrail’in Şifreleri, http://ankaenstitusu.com/israilin-sifreleri/ Erişim: 18 Ağustos 2018.
  2. http://www.mfa.gov.tr/israil-kunyesi.tr.mfa, Erişim:15 Ağustos 2018.
  3. https://www.tarihbilimi.gen.tr/makale/israilin-kurulusu/, Erişim:25 Temmuz 2018.
  4. http://tskkuvet.blogspot.com.tr/2018/03/israil-askeri-gucu.html, Erişim:17 Temmuz 2018.
  5. http://www.tarihiolaylar.com/ulkeler/israil-139, Erişim:17 Temmuz 2018.
  6. https://www.frmtr.com/turkiye-ye-sahip-cik/5034737-turk-ve-israil-ordusu.html, Erişim:17 Temmuz 2018.
  7. https://odatv.com/israil-ordusunun-yeni-silahlari-0609171200.html, Erişim:20 Temmuz 2018.
  8. https://bianet.org/bianet/siyaset/32916-israil-bir-buyuk-cephanelik, Erişim:20 Temmuz 2018.
  9. http://www.milliordu.com/od?i=347/israilin-askeri-gucu, Erişim:15 Temmuz 2018.
  10. https://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/04/130422_abd_israil, Erişim:15 Ağustos 2018.
  11. https://tarihportali.net/filistin-sorunu-ve-arap-israil-savaslari-kisa-ozet/, Erişim: 18 Ağustos 2018.
  12. http://www.saglikkitabi.org/arap-israil-savaslari, Erişim: 17 Ağustos 2018.
  13. http://akademikperspektif.com/2013/07/09/filistin-meselesi-ve-arap-israil-savaslari/, Erişim: 17 Ağustos 2018.
  14. COŞKUN İbrahim, ABD’nin İran ile Yapılan Nükleer Anlaşmadan Çekilmesi, ANKA Strateji Dergisi, Temmuz-Ağustos 2018, Sayı:8, Sf. 24-29.

Dipnotlar: 

[1] http://www.mfa.gov.tr/israil-kunyesi.tr.mfa, Erişim:15 Ağustos 2018.

[2] https://www.tarihbilimi.gen.tr/makale/israilin-kurulusu/, Erişim:25 Temmuz 2018.

[3] https://tarihportali.net/filistin-sorunu-ve-arap-israil-savaslari-kisa-ozet/, Erişim: 18 Ağustos 2018.

[4] http://www.saglikkitabi.org/arap-israil-savaslari, Erişim: 17 Ağustos 2018.

[5] http://akademikperspektif.com/2013/07/09/filistin-meselesi-ve-arap-israil-savaslari/, Erişim: 17 Ağustos 2018.

[6] http://www.milliordu.com/od?i=347/israilin-askeri-gucu, Erişim:15 Temmuz 2018.

[7] http://www.mfa.gov.tr/israil-kunyesi.tr.mfa, Erişim:15 Temmuz 2018.

[8] https://www.frmtr.com/turkiye-ye-sahip-cik/5034737-turk-ve-israil-ordusu.html, Erişim:17 Temmuz 2018.

[9] https://odatv.com/israil-ordusunun-yeni-silahlari-0609171200.html, Erişim:20 Temmuz 2018.

[10] https://bianet.org/bianet/siyaset/32916-israil-bir-buyuk-cephanelik, Erişim:20 Temmuz 2018.

[11] https://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/04/130422_abd_israil, Erişim:15 Ağustos 2018.