Her üç yılda bir toplanan 13. İslam Zirvesi Toplantısı İstanbul’da başladı ve 15 Nisan’a kadar sürecek. İlk kurulduğunda İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) olan ismi 2011 Haziran ayında Astana’da düzenlenen 38. Dışişleri Bakanları Konseyi’nde İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olarak değiştirilmiştir. Toplantılarında İslam Dünyasını ilgilendiren konular tartışılmakla birlikte alınan kararlar örgütün politikasını belirlemektedir. Türkiye’nin de içerisinde yer aldığı ve ev sahipliğini yaptığı teşkilatın, kuruluş süreci ve gelişimini kısaca değerlendirmekte fayda olduğu kanısındayım.

  1. Dünya Savaşı’ndan sonraki dönem, milletlerarası alanda örgütlenme dönemi olarak dikkat çekmektedir. Doğu ve Batı Blokları içerisinde başlayan örgüt teşebbüslerini, üçüncü dünya ülkeleri de izlemiştir. Batı’nın isteği ile kurulan Bağdat Paktı, Batılı devletlerin bağımsız Arap devletlerini kendi koruma sistemleri içine alarak onların politik hükümranlıklarını kısıtlama amaçlarının bir aracı olarak değerlendirildiğinden Arap Birliği kurma çabaları, Doğu-Batı düşmanlığının da etkisi altında kalmıştır.
  2. Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlıklarına kavuşan Arap ülkeleri yöneticilerinin çoğu, Batı yanlısı ve Batı’nın etkisinde oldukları için İslam Birliği düşüncesine pek sıcak bakmamışlar, daha çok etnik ve bölgesel toplantılara önem vermişlerdir. Bu nedenle Dünya İslam Birliği, 1962 yılına kadar toplanamamıştır. 1960’lı yıllarda Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır’ın öncülüğünde gelişen Arap milliyetçiliği ile Arapların birliği ve dayanışması düşüncesi İslam Birliği’ni ve Müslüman dünyasının dayanışmasını olumsuz yönde etkilemiştir.

Müslümanlar arasında bir konferans fikri, ilk defa Nijerya Başbakanı Ahmed Bello tarafından 1965 yılında Mekke’deki Rabıta toplantısında ortaya atılmış, İslam Birliği fikrinin savunucusu olan Suudi Arabistan Kralı Faysal ve Fas Kralı II. Hasan tarafından da desteklenmiştir. Konferans fikri, uluslararası ilişkilerde İslam dünyasının etkili olması amacıyla Kral Faysal tarafından ‘‘İslam Birliği’’ tezi ile işlenmeğe başlanmış ve bu amaçla İslam ülkeleri liderleriyle çeşitli görüşmeler yapmıştır. Ancak Arap Devletleri, ‘İslam Birliği mi, Arap Birliği mi?’ şeklindeki ‘‘birlik’’ düşüncesinde farklı yaklaşımlar sergilemişlerdir. Mısır, Irak, Suriye, Cezayir ve Lübnan tarafından, ‘‘Arap Zirve Konferansı’’ fikri, ırkçı bir davranış olarak nitelendirildiği için kabul edilmemişti. Bu devletler için, İslam Zirve Konferansı, emperyalizmden esinlenen bir görüştür ve sonuçta emperyalistlere hizmet edecektir. Bu durum, Ağustos 1969’da İslam dünyasını derinden etkileyen Mescid-i Aksa’nın yakılmasına kadar devam etmiş, olayın Arap Devletleri arasında uyandırdığı tepki, fikir ayrılıklarını ikinci plana iterek bir anlamda uzlaşma zemini oluşturmuştur.

22 Ağustos 1969 yılında Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın Avustralyalı bir Yahudi olan Michael Danis Rohen tarafından yakılması üzerine ortaya çıkan tepkiler İslam Konferansı’nın toplanmasına ortam hazırlamış, Suudi Arabistan Kralı Faysal tarafından İslam ülkeleri ilk olarak Rabat’ta bir toplantıya çağrılmıştır. Eylül 1969’da Fas’ın başkenti Rabat’ta, Türkiye’nin de dışişleri bakanlığı düzeyinde katıldığı ilk İslam Zirve Konferansı düzenlenmiştir. 24 İslam ülkesinin katıldığı zirveye yine Arap ülkeleri arasında yaşanan çekişmeler damgasını vurmuştur. Söz konusu çatışmalar, İKÖ’nün resmen kurulmasını 3 yıl geciktirmiştir.

Kuruluş çalışmaları 1964’e kadar varan örgüt, Cidde’de 1972 yılında toplanan konferansta* Kurucu Antlaşması’nın kabul edilmesiyle resmi nitelik kazanmış ve kısa sürede siyasal faaliyetlerinin yanı sıra ekonomi, eğitim, kültür, din, hukuk vb. gibi alanlarda da üye devletlerarasında işbirliğine yönelik faaliyetlerini genişletmiştir. Ancak örgüt dinsel olmaktan çok siyasal nitelik taşımaktadır. Kutsal yerlerin korunması ve Filistin halkına destek sağlamak bunlar arasındadır.

İKÖ içerisindeki fikir çatışmaları sadece, ‘‘Arap Birliği mi, İslam Birliği mi?’’ tartışmasından ibaret olmadı. Söz konusu ayrılıkların bir de ideolojik boyutu vardı. Örgütün kuruluşu, Soğuk Savaş döneminin en şiddetli bloklaşmalarına denk geldiği için doğal olarak üye ülkeler içerisinde de farklı kutuplarda olanlar vardı. Hatta İKÖ’nün kurulmasında öncülük eden ülkelerin birçoğunun Batı bloğuna yakın olması, Doğu bloğuna yakın olan Red Cephesi’ndeki* ülkelerde, İKÖ’nün Batı emperyalizminin bir parçası olduğu imajını yaratmıştır. Bu nedenle uzun yıllar boyunca İKÖ, kısıtlı sayıda üyeye sahip işlevsiz bir örgüt olarak devam etmiştir.

 

 

Konuyla ilgili bilgilendirme bir sonraki makalede devam edecektir.

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

‘‘İslam Konferansı Teşkilatı’’, İslam Ansiklopedisi, C.23, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul, 2001.

Fahri Çeliker, Orta Doğu Devletleri’nde Önemli Gelişmeler (1945-1975), yayl.y., y.y., t.y.

Davut Dursun, İslam Dünyasında Dayanışma Hareketleri ve İslam Konferansı Teşkilatı, Ağaç yay., İstanbul, 1992.

H.Miray Vurmay, ‘‘İslam Konferans Örgütü İmaj Yeniliyor’’, Cumhuriyet Strateji, Y.2, S.54, (11 Temmuz 2005).

Hüdai Bayık, ‘‘Üçüncü İslam Zirvesi’ne Doğru’’, Orta Doğu, 19 Nisan 1976.

Yankı, S.228, 28 Temmuz-3 Ağustos 1975, s.30.

Gökçen Alpkaya, ‘‘Türkiye ve İslam Konferansı Örgütü’’, SBFD, C.XLVI, ( Ocak-Haziran 1991), Ankara, 1991.

(*)Konferansın 3 ana kolu vardır. Devlet Başkanları seviyesindeki teşkilat, Dışişleri Bakanları seviyesindeki teşkilat ile İcra Kurulları ve sekreterler seviyesindeki konferans teşkilatı.

(*)Filistin Devleti’nin kurulması tezine karşı çıkan gruplar, Red Cephesi adını almıştır.