Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

İran ile ABD arasında son dönemde giderek artan gerginlik, ABD’nin diğer ülkelerle yaşadığı gerginlikleri şimdilik gölgede bırakmış durumda. Savaş çıktı çıkıyor söylemleri dünya kamuoyunu uzun zamandan beri meşgul etmektedir.

Geçtiğimiz günlerde Basra Körfezi ve Umman Denizi’nde tankerlere yönelik saldırılarda –kanıtlanmamış olmakla birlikte– İran suçlanmış, ancak İran tarafı bu suçlamaları kabullenmemiştir. Tankerlere yönelik saldırıları İran’ın gerçekleştirdiğine yönelik iddialardaki asıl amaç, İran’ı bu saldırılarla ilişkilendirerek uluslararası kamuoyu nezdinde zor duruma düşürmekti.

Son olarak Hürmüz Boğazı üzerinde uçan ABD Hava Kuvvetlerine ait insansız hava aracının (İHA) İran tarafından düşürülmesinin ardından tekrar iki devlet arasında savaş çıkabileceği yönünde söylemler çıkmaya başladığı görülmektedir. Ancak gerilim ne kadar artarsa artsın yine de savaş çıkma ihtimali düşüktür. İran tarafından ABD’ye ait İHA’nın düşürülmesindeki amaç; bir anlamda karşı tarafı deneme, yani ABD’nin nasıl bir tutum sergileyeceğini ölçmek olarak değerlendirilebilir. ABD Başkanı Donald Trump’ın, önce İran’a yönelik savaş emrini verip ardından geri çekmesi ise, İran’a karşı bir çeşit psikolojik bir savaş sürdürüldüğünün işaretidir. Beklenilenin aksine her iki taraf da kesinlikle sıcak savaştan yana değildir. Israrla savaş çıkacak iddiasında bulunanların da bildiği üzere ABD, İsrail ve Suudi Arabistan, Yemen, Suriye ve Hizbullah üzerinden hali hazırda İran ile savaş halindedir.

ABD, kesinlikle müzakereden yana ve zaman zaman yetkililer de bunu dile getirmektedir. İran da ABD’nin bu tavrını bildiği için direniyor ama aynı zamanda müzakereden yana olduğunu da ifade ediyor. Bu durumda akıllara şöyle bir soru gelebilir. Her iki devlette müzakereden yanaysa neden hala gerilim devam ediyor? Sorun, ABD ve İran’ın geri adımı ilk atan devlet olmak istemediklerinden kaynaklanmaktadır. İki Devlet arasında dolaylı olarak Japonya, Irak, Katar gibi ülkelerin arabuluculuğuyla müzakereler sürdürülmekte, müzakerelerde üstünlük sağlama ve kendi kamuoylarını etkilemek amacıyla da sert söylemlerde bulunmaya devam etmektedirler.

Bununla birlikte kesin olarak iki ülke arasında savaş çıkmaz demek yerine, olasılığının çok düşük olduğu ileri sürülebilir. Nihayetinde ABD, ülkesine ait İHA’nın düşürülmesini gerekçe göstererek İran topraklarına veya askeri unsurlarına bir hava saldırısı başlatırsa bu savaş başlar. Ancak bu savaş sadece iki devlet arasında değil, aynı zamanda ABD’nin müttefiki olan ülkelerin de dâhil olacağı ve buna karşılık İran tarafında yer alabilecek Rusya, Çin ve Kuzey Kore gibi ülkelerin de müdahil olmasıyla topyekûn bir savaşa yol açar ve belki de beklenen 3. Dünya savaşının doğmasına sebep olacak şekilde bölgeyi ateşe sürükler. Her ne kadar İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler kışkırtsa da ABD duruma daha temkinli yaklaşıyor. Çünkü İran bu konuda hassas ve beklenmedik bir anda saldırıda bulunabilir. ABD ise İran’a misilleme olarak sadece uluslararası sularda İran gemilerini vurur veya el koyabilir.

Kısacası ABD, İran’a askeri müdahale veya saldırı yapılabilmesine gerekçe gösterilebilecek açık ve gerçekçi kanıtları ortaya koyamamıştır. Ayrıca tarihsel süreçte de görüldüğü üzere ABD, II. Dünya Savaşı’ndan sonra girdiği savaşlardan (Kore, Vietnam, Irak, Afganistan) zaferle çıkamamıştır. Bu durumda tarih tekerrürden ibarettir ilkesi dikkate alındığında ABD’nin,  İran ile belki de sonu hiç gelmeyecek bir savaşa girerek, aynı olumsuz sonuçlarla yüzleşmek istemeyeceği ve kendi kamuoyuna hesap veremeyeceği yeni maceralara kolay kolay atılmayacağı gerçeği ortaya çıkmaktadır.