Bugün 24 Nisan, Ermeni soykırımı yalanlarının tekrar tekrar gündeme getirildiği gün…
Osmanlı Devleti içinde “Millet-i Sadıka olarak adlandırılan Ermeniler ne olmuştu da isyan hareketlerine başlamışlardı?
Osmanlı Devleti içinde asırlarca çeşitli dil, din ve ırktan milletler olduğu gibi Ermeniler de bir arada refah ve barış içerisinde yaşamıştır. Selçuklularla başlayan iyi ilişkiler daha sonra Osmanlı Devleti ile devam etmiştir. Osmanlı hakimiyeti altında asırlarca yaşayan Ermeniler, siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan önemli konuma gelmişlerdir. Devlete bağlılık ve hizmetlerinden dolayı ise “Millet-i Sadıka” olarak tanımlanmışlardır. Devlet içinde önemli mevkilerde bulunmuşlar (tercüman, vergi toplayıcısı, mimar, zanaatkâr, hazinedar ve hatta bakan olarak her türlü göreve ön yargısız olarak tayin edilmişlerdi.) hatta devletin en hassasiyet gösterdiği darphane ilk zamanlardan beri idarelerinde olmuş ve ticari bakımdan ileri seviyelere gelmişlerdir. Böylece pek çok aristokrat Ermeni ailesi ortaya çıkmıştır.
Askerlikten muaf tutulmaları nedeniyle nüfusları artmış, sosyal durumları gelişmişti ancak bu durumdan memnun iken özellikle 19. yy. da bunu kendilerinden esirgenen bir hak olarak ileri sürmüşler, bu hakkı elde ettikten sonra da sahip oldukları silahlarla devlete karşı isyan etmişlerdir. Aynı zamanda gerçekte bir Ermeni devleti meydana getirmekten çok Anadolu’da ekonomik ve siyasi hâkimiyet kurmak hedefinde olan emperyalist devletlerin ve misyonerlerin de teşvikiyle Ermeniler, Osmanlı Hükümeti için problem olmaya başlamışlardır.
1878 Berlin Konferansı sonrası Ermeniler, siyasi açıdan çok büyük yararlar elde etmişlerdir. “Ermeni meselesi” uluslararası bir sorun haline gelmiştir. İngiltere ve Rusya’nın isteği ile hazırlanan Islahatları yürütecek heyet göreve başlamadan Osmanlı Hükümeti, I. Dünya Savaşı’na girdiği için bu duruma son vermiştir. Islahat bahanesiyle canlı tutulmaya çalışılan Ermeni meselesi, Ermeniler ve Batı tarafından “Ermeni Katliamı” şeklinde duyurulmuştur.
I.Dünya Savaşı başlar başlamaz Osmanlı bir çok cephe açmış savaşırken Ermeniler mevcut durumu fırsat bilerek emperyalist güçlerle işbirliği yapmak suretiyle silahlanmışlardır. Bu durum karşısında Osmanlı Hükümeti, cephede ve cephe gerisinde Ermenilerin terör faaliyetlerini etkisiz hale getirmek ve hem Türk hem de Ermeni halkı bunlardan korumak için başka bölgelere nakletmek zorunda kalmıştır.
Bu tarih gerçekte neyi ifade ediyor?
1914 ve 1915 yıllarında Anadolu’nun birçok yerinde olay çıkararak insan aklının alamayacağı vahşetler sergilemişlerdir. Osmanlı Hükümeti tüm iyi niyetine rağmen olayların giderek yoğunlaşması ve ihanete dönüşmesi üzerine hem cepheyi hem de cephe gerisini emniyete almak için bir takım tedbirler almıştır. Bunlardan ilki, 24 Nisan 1915 tarihli İçişleri Bakanlığı tarafından olumsuz faaliyetler içerisinde olan Ermeni komite merkezlerinin kapatılması konusunda valilik ve mutasarrıflıklara gönderilen emirnamelerdir. Yani 24 Nisan komitelerin kapatıldığı ve elebaşıları ile bazı teröristlerin tutuklandığı tarihtir.
Bu tedbirler olayları yatıştırmamış daha da şiddetlendirmiştir. Ermenilerin teşkilatlanmaları ve silahlanmaları en küçük yerleşim birimlerine kadar götürülmüş vahşetin boyutu artmıştır. Osmanlı Hükümeti, hem ordusunu hem de sivil halkı güven altına alabilmek için son çare olarak 27 Mayıs 1915 tarihinde sevk ve iskan kanunu çıkarmıştır. Devlet göç ettirilen kişilerin mal, can ve namuslarını koruyucu çeşitli tedbirler almış hatta bu konuda ihmali olanları da cezalandırmaktan, idam etmekten de geri kalmamıştır.
Bu durum Soykırım mıdır?
Savaş koşullarında karşılıklı kıyımlar olmuştur, ancak planlı bir durum söz konusu değildir. Ermenilerin Türklere saldırısı karşısında Türkler de canlarını koruyabilmek için karşı koymuşlardır. Ancak bu durum soykırım olarak adlandırılamaz…
Ermenilerin Türklere yaptığı vahşet canlı tanıklar bir yana arşiv kayıtlarında açıkça yer almaktadır. Örnek vermek gerekirse;
Köylerde halkı tandırlarda toplayıp kapısını kilitlemek suretiyle bacadan yaktıkları hayvanları üstlerine atarak diri diri yakmaları,
Hamile bir kadının bebeğinin cinsiyeti üzerine iddiaya girerek karnını deşmeleri,
Kadınlara tecavüz ve göğüslerinden asma,
daha fazlasına yürek dayanmıyor…
Ermeniler her yıl soykırım konusunu gündeme getirerek, Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak istemektedirler. Türkiye, uluslararası sempozyumlar düzenleyerek gerçekleri ortaya koymalıdır. Sadece bir gün değil her platformda gündeme getirmelidir. Bu durum suçsuzluğumuzu kanıtlamak değil, soykırım yalanına karşılık gerçekleri ortaya koymaktır. Ayrıca unutulmaması gereken bir konu da eğer soykırım yapılmışsa soykırım suçu hukuki olarak geriye doğru işlemez. Bunu bilmiyorlar mı? Tabii ki gayet iyi biliyorlar. Ermenistan, her şeyden önce sözde Ermeni Soykırım iddiasından vazgeçmeli, ardında da işgal altında tuttuğu Azeri topraklarını boşaltmalıdır.
Ermenilerin unutmaması gereken bir konu da, Anadolu’da yaşadıkları zaman içerisinde hiçbir zaman bağımsız olamamışlar, sürekli himaye altında yaşamışlar ve karşılığında da vergi ödemişlerdir. Fakat şurası gerçektir ki, en iyi muameleyi Türklerden görmüşlerdir.