Kimi zaman parlamento, kimi zaman ulusal meclis, kimi zaman şura, kimi zaman ise kurultay veya kamutay sözleri kullanılsa da ve ayrı ayrı anlam yüklenmeye çalışılsa da tüm bu adlandırmalar köken itibari ile bir anlam taşımaktadır. Halkla veya onun temsilcileri ile düşünce alışverişi yaparak, tartışarak, danışarak ortak milli iradeye saygılı biçimde yönetmek veya karar almak.

Eski Türklerde kengeş, ternek, toy veya en çok bilinen Kurultay adı verilen meclislerin oluşturularak yerel ve milli olmak üzere tüm siyasi, askeri, kültürel, dini, toplumsal ve ekonomik meseleler bu Meclislerde birlikte tartışılarak, danışmalar yaparak ve oylama yapılarak karara bağlanırdı. Bu bağlamda Türk Töresinin gereği ve zorunluğu olduğundan dolayı, Dünyaya hükümdarlık yapmış Türk Kağanları bile Kurultay kararlarına uyarak, kuralsız koşulsuz Kurultayda söylenen ortak düşünce ve milli irade doğrultusunda hareket ediyorlardı. Hatta bu kurultaylarda Devlet Başkanının yaptığı veya yapacağı işleri denetleniyor, hesap soruluyor ve bir yanlışlık yoksa hükümdarın meşruiyeti yeniden onaylanıyordu. Ve tabii ki Kağanla birlikte Hatuna da aynı yetkiler veriliyor ve sorumluluk yükleniyordu. Kağanın tek başına karar alma yetkisi bulunmamakta idi ve önemli milli meseleler önce Hatuna danışılıyor, onayı alınıyor ve sonrasında ise Meclisin onayına sunuluyordu. Kısacası, ülke yöneticisinin Devletin, Milletin, Vatanın geleceği ve önemli meseleri ile ilgili Meclise öneri verme hakkı vardı, ancak Meclis kararlarına itiraz hakkı yoktu. Diğer taraftan ilginç olan şudur ki, bazı Türk devletlerinin sınırlarının değiştirilmesi, devletlerin parçalanması veya yeni devletin kurulması bile yine Ulusal Kurultaylarda ortak milli irade ile karara bağlanmıştır. Görüldüğü gibi Eski Türklerde demokratik sistem var olmuştur.

Örnek için; Avrupada ad salmış ve bugünde üzerinde yoğun olarak durulan büyük Türk kağanı, Avrupa Hun İmparatoru Attilla Han hakkında Bizans tarihçilerinden Marcellinus isimli kişi şöyle der: “Attila iktidarı şiddete dayanmıyordu ve kararlarını mecliste almak mecburiyetindeydi.” Veya dünya tarihçileri tarafından Doğunun Napolyonu veya 2. Makedonyalı İskenderi olarak adlandırılan, Afşar Türk İmparatorluğunun kurucusu Nadir Şah Afşar hâkimiyete gelirken elinde güç olmasına karşın Türk Töresine bağlı kalmış ve ünlü Muğan Kurultayını çağırmıştır. Burada alınan ortak karar doğrultusunda kendisine Hükümdarlık yetkisi verilmiştir ve bundan sonra hükümdarlığı halk önünde meşrulaşmıştır. Burada dikkat edilmesi ve diğer tarihi olguların yanlış anlaşılmaması ve karıştırılmaması gerekmektedir. Çünkü söz konusu Meclis eski çağlardan beri başka milletlerde de var olmuştur. Eski Farslarda, Romalılarda, Yunanlarda, Çinlilerde de Kurultaylar toplanmıştır. Yalnız bu kurultayların Türk Kurultaylarından temel olarak çok farkları olmuştur ve en önemli nokta şudur ki, buraya katılan kişiler Milleti değil, Milli İradeyi değil, belli seçkin takımları, çevreleri, sınıfları, üst düzey kişileri vs temsil etmişlerdir. Aynı zamanda çıkan kararlar ülkenin üst düzey yöneticilerini ve Hükümdarı bağlamamıştır.

İslam Dini açısından baktığınızda ise Kuran-i Kerimin 62./42. Suresi olan Şura suresinde, adından görüldüğü gibi Meclisin önemini açık ve net biçimde ortaya koyulmaktadır. Surenin meali, insanların bir biri ile düşünce alış verişinde bulunmasını, karşılıklı tartışmalar ve danışmalar yapmalarını, halkın saltanatlarla değil şura aracılığı ile yönetilmesini, öngörmektedir.  

19 Mayıs 1919 yılında Samsuna çıkarak Milli Mücadeleni başlatan Ulu Atatürk, Türk Töresine, İslam Dinine ve Demokratik Geleneğe saygı ve sevgi ile bağlı kalarak, dört bir yandan düşmanla sarılmış ve içi hainlerin yoğun saldırıları ile kaynayan ve ciddi mücadelelerin, kanlı savaşların sürdüğü bir Türkiyede “Ben milli hâkimiyet fikrine hayatımı bağladım. Meclisle çekişirim, ancak Meclissiz yapamam” der ve 23 Nisan 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisini kurar. Hatta sonralar bile Halifelik, Sultanlık, Monarşik Reislik vs. gibi önerileri elinin tersi ile çevirerek Partamentonun – Kamutayın önemini ortaya koymuştur.

Velhasıl, Yüce Atatürk’ün yapıtlarından biri olan Medeni Bilgiler kitabında aynen şu cümleler yazılmaktadır: “Demokrasi prensibinin, en asri ve mantiki tatbikini temin eden hükümet şekli, Cumhuriyettir. Büyük Millet Meclisi, millet namına hâkimiyet hakkını kullanır; Reisi Cumhur ve İcra Vekilleri Heyeti onun içinden çıkar. Hâkimiyet birdir, kayıtsız şartsız Milletindir. Devlet teşekküllerinin en muvafağı budur.”