Kıbrıs müzakereleri aslında 1968 yılında başlamış 2015 yılında yoğunlaşmıştır. Türkiye ve Yunanistan arasındaki sorun olarak değerlendirilen konulardan bir tanesi olan Kıbrıs, sadece bu ülkeleri değil aynı zamanda ittifak ilişkisi içerisinde oldukları ülke ve örgütleri de yakından ilgilendirmektedir. Avrupa Birliği (AB), NATO, BM vs.
Neden, Kıbrıs büyük güçlerin egemenlik için mücadele alanı olmuştur diye düşündüğümüz oluyor mu? Öncelikle adayı elinde bulunduran güç, her zaman bölgeyi kontrol edebilmektedir. Türkiye üzerinden Orta Doğu’ya açılamayan güçler, Kıbrıs Adasını amaçları için kullanmışlardır. Ayrıca Kıbrıs, Yunanistan’ın iddia ettiği şekilde bir Yunan Adası değildir. Jeolojik açıdan bakıldığında da Anadolu’nun bir parçası konumunda olduğu görülebilmektedir. Tarih boyunca da Anadolu’ya egemen olan devletler, kendi güvenlikleri bakımından Kıbrıs’ı egemenlikleri altında bulundurmak gereğini duymuşlardır.
Hal böyleyken sırasıyla Örgütlerin ve Devletlerin Kıbrıs konusuna yaklaşımlarına bakmak faydalı olacaktır.

Avrupa Birliği’nin (AB) Yaklaşımı

Kıbrıs’ın, Türkiye-AB ilişkilerine etkisine bakıldığında, Kıbrıs konusunda muhatap taraflardan Yunanistan’ın 1981 yılında AB’ye tam üye olması Türkiye karşısında Yunanistan’a açık bir avantaj sağlamıştır. Her zaman olduğu gibi Kıbrıs’ta önce insan hakları durumu ön plana çıkarılmış sonrasında da siyasal çözüm ile devamı getirilmeye çalışılmıştır. Bu da yetmeyerek AB’nin, 2004 yılında adayı tek başına temsilen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) bünyesine alması bu sorunun daha da içinden çıkılmaz hale gelmesine neden olmuştur.
SSCB’nin dağılması Kıbrıs adasının jeostratejik önemini daha da artırmış, ada AB tarafından Orta Doğu’ya “giriş anahtarı” olarak görülmüştür. Ayrıca, adanın Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Kerkük-Yumurtalık gibi bölgede inşa edilen petrol yollarının geçiş güzergâhı üzerinde yer alması, AB açısından Kıbrıs’ın jeopolitik konumuna değer kazandıran diğer önemli bir etmendir.

Garantör Ülke olarak İngiltere’nin
Tutumu

Kıbrıs’ın İngiltere için önemi büyüktür. Doğu Akdeniz’de yeni enerji kaynakları ile II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Ağrotur ve Dikelya üsleri İngiltere’nin Kıbrıs’a ilgisinin bitmeyeceğini gösteren en büyük etkenlerden biridir. Ayrıca, dünyanın en ağır biçimde silahlandırılmış adalarından biri olmakla birlikte İngiltere’nin askeri istihbarat topladığı önemli bir noktadır.  Yine ilginç olan adadaki Türk askerinin çekilmesi istenirken İngiliz üsleri gündeme gelmemektedir. Ancak şunu da belirtmek gerekiyor; Türk askerinin adadan çekilmesi İngiltere’nin çıkarlarına olmayacağı gibi kendi üslerinin adadaki konumunun da tartışılma konusu olarak gündeme gelebileceği dikkate alınmalıdır.

Rusya’nın Yaklaşımı

Güney Kıbrıs’ın Andreas Papandreu hava üssünün ve Limasol Limanının Rus donanma gemilerinin kullanımına açılması ilişkilerin iyi durumda olduğunun bir göstergesidir. Fakat bu durum ABD, Türkiye ve İngiltere’yi rahatsız etmektedir. Ancak, Güney Kıbrıs Rusya’dan küçümsenemeyecek ölçüde ekonomik yardımla birlikte hem yedek parça almakta hem de askeri teçhizatın bakımını gerçekleştirmektedir.
Rusya, ulusal güvenlik politikası çerçevesinde Akdeniz’e büyük önem veriyor.  Kıbrıs, Suriye, Lübnan ve İsrail arasında kalan Leviathan bölgesinde yaklaşık 3,45 trilyon metreküp doğalgaz ve 1,7 milyar varil petrol bulunduğunun tespit edilmesiyle bölgede kendisine rakip olabilecek güç istememektedir.
Ortodoks kuşağın içerisinde  yer almaları bir yana Rus milyarderlerin off-shore (kıyı ötesi) ile paralarını GKRY’deki banka hesaplarında tutuyor olması da ayrı bir önem taşımaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin(ABD) Yaklaşımı

ABD, garantör ülkeler arasında yer almamasına rağmen 1950, 1960 ve 1970’lerde Kıbrıs konusuna ilgi göstermiş, Türkiye ile ilişkilerini de çoğu zaman Kıbrıs politikası etrafında şekillendirmiştir. ABD, Kıbrıs konusuna “Acheson Planı” ve “Johnson mektubu” ile müdahil olmuştur.
2010 yılında ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi tarafından yayımlanan raporda Kıbrıs adası etrafında bulunan enerji rezervinin yaklaşık değerinin 1,5 trilyon dolar olduğunun belirtilmiş olması ve 2015’te ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Kıbrıs’ta KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile görüşmesi, Kıbrıs’ın ABD için ne kadar stratejik önemde olduğunun da bir göstergesidir.

Genel olarak bakıldığında, Yunanistan ve GKRY, Kıbrıs Adası’nın tek hakimi olmak istiyor ve bu adanın asli unsuru olan Türklerin kendi topraklarında bir azınlık olarak yaşamasında ısrar ediyorlar.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasında ve tanınmasında büyük bir rolü olan, kurucu anlaşmalara imza atan ve ilk müzakereleri 48 yıl önce gerçekleştiren KKTC’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tan bu yana Kıbrıs müzakerelerinde pek bir değişim olmamıştır.
Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs’ın federe bir Kıbrıs altında birleşmesine ilişkin yürütülen müzakerelerden bir sonuca varılması durumunda ise bölgede farklı yapılanmalar ortaya çıkabilecektir.
Türkiye’nin iç ve dış politikasını hatta kamuoyunu yakından ilgilendiren ve 2015 yılında KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, birleşme olduktan sonra yeni ismin Birleşik Kıbrıs Federasyonu olacağını açıkladığı Kıbrıs’ta, Türk ve Rum toplumlarının barış, güvenlik, eşitlik ve işbirliği içinde yaşayabilecekleri bir ortamın yaratılması, uluslararası topluluğa düşen önemli bir görevdir.