Ülkemizde sağ iktidarların idrak edemediği temel husus ekonomik büyüme ve zenginleşmenin anahtarının nitelikli insan olduğudur.

Bir toplum ancak icat, teknoloji ve tasarım yaratma becerisi sayesinde diğer toplumlara göre daha hızlı gelişir ve zenginleşir. İcat, teknoloji ve tasarım yaratma becerisi ise salt nitelikli insan dokusuna ve özgür toplum yapısına bağlıdır…

Ülkemizdeki sol muhalefetin idrak edemediği temel husus ise üretim, icat, tasarım yapamayan bir toplumda bölüşüm konusuna odaklanarak toplumun sorunlarını çözemeyecekleri gerçeğidir.

İcat, tasarım ve üretim yapamayan bir toplumu ne büyütebilirsiniz, ne zenginleştirebilirsiniz nede güçlendirebilirsiniz daha da acısı böyle bir toplumun varlığını sürdürebilmesi dahi ancak diğer toplumların insafına bağlıdır; ya asimile olur ya da soykırıma uğrar ve fiziken de yok olur!

Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi ve nihayetinde Adalet ve Kalkınma Partisi çizgisindeki sağ iktidarlar ideolojik kaygıları nedeni ile nitelikli insan yetiştirmek hedefine hiçbir zaman odaklanmadılar. Kendi iktidarlarına sorgulamadan biat eden; dindar, milliyetçi ve militarist nesiller yetiştirme kaygusu ağır basınca çağdaş bir toplumun ihtiyacı olan icat ve tasarım yapabilecek, teknoloji yaratabilecek nitelikli insan dokusu oluşamadı. Diğer yandan sağ iktidarların baskıcı ve muhafazakâr politikaları ender olarak yetişen nitelikli insanların da ülkeyi terk ederek kendileri için umut vaat eden daha verimli toplumsal dokulara eklemlenmesine yani beyin göçüne yol açtı.

Oysa Cumhuriyet’in ilk yıllarında nitelikli insanın önemi kurucu kadrolar tarafından çok iyi anlaşılmıştı, çok iyi biliniyordu ve devrimlerin birçoğu eğitim alanında yapılmıştı. Devrimlerin asli amacı çağdaş uygarlık seviyesini yakalamaya odaklanmış nitelikli insan yetiştirmekti. Köy Enstitüleri bu döneme iyi bir örnektir ve Köy Enstitülerinin ideolojik gerekçeler ile kapatılması ile de bu dönem sona ermiştir.

Köy Enstitüleri yerine ikame edilen İmam Hatip Okullarının amacı elbette çağdaş bir üretim toplumunun ihtiyaç duyduğu yaratıcı ve nitelikli insan dokusu yetiştirmek değildir! İmam Hatiplerin tek amacı dindar ve iktidara sorgulamadan biat eden nesiller yetiştirmektir….

Sağ iktidarlar iktidarları dönemdeki büyümeyi aldıkları dış borçlar ile bir beton ve asfalt ekonomisi yaratarak sağlamaya çalıştılar. Bir miktar büyüme sağladılar da elbette bu hormonlu büyüme aynı kredi kartına yüklenerek bir dönem gelirinden fazla harcama yapan ailelerin zenginleştiklerini sanması gibi oldu; ev son model televizyonlar, beyaz eşyalar, cep telefonları ile doldu, sonunda kartlara takla attırma dönemi de bitince icra hep kapıya dayandı.

Dikkat edilirse ülkemizde sağ iktidarlar döneminde daimi olarak yüksek cari açık verilmekte ve bu cari açık dış borç ve sıcak para ile finanse edilmektedir.

 

Asla unutmayın; ürettiğinden fazlasını tüketen bir toplum modeli asla sürdürülebilir değildir! Ortalama 15 yılda bir tekrarlanan yapısal ve kronik ekonomik krizler son 60 – 70 yılın en belirgin özelliğidir. Bu ekonomik krizler beraberinde siyasi krizlerde doğurmakta ve darbeler dâhil birçok toplumsal kaosa neden olmaktadır.

Borç insanı da insan topluluklarını da bağımlı yapar; hele hele aldığın borç ile gelecekte gelir getirecek işler değil de gelecekteki geliri de tüketecek işler yaparsan daha da tehlikeli bir bağımlılığa düşersin. Hangi akıllı ve basiretli insan tefeciden borç alıp yurt dışı tatile gider? Dış borçta eninde sonunda bir ülkeyi dışarıya bağımlı hale getirir. Osmanlı’nın yıkılışı ve Düyun-u Umumiye süreci yakın tarihimizde yaşanmış en acı örnektir…

Sağ iktidarlar bunu bilmiyor mu, görmüyor mu? Elbette biliyor, elbette görüyor ama nitelikli insan yaratmanın kendi siyasi tabanlarını yok edeceğini de görüyor. Sayın Erdoğan’ın “dindar nesil yetiştireceğiz” ifadesi ve AKP yöneticilerinin “insanların eğitim seviyesi arttıkça bizim oylarımız düşüyor” söylemi işte tam da bu paradoksu ifade etmektedir.

Diğer yandan maalesef bu toplum uzun yıllardır iktidarda olan sağ politikalar sonucunda üretmeden tüketmeye alıştırıldı, adeta bağımlı hale getirildi. Bu yoldan dönmekte maalesef acısız ve kolay olmayacak.

Dışarıdan borç alıp içerideki rant ekonomisi sayesinde yandaşlardan başlayarak topluma dağıtmak elbette kötü bir politikadır ama kolay para herkesi cezbeder, alışkanlık yapar adeta köleleştirir.

Sağ iktidarların Türk insanına yaptığı en büyük kötülük işte budur Türk insanını üretmeden tüketmeye alıştırmıştır bağımlı yapmıştır.

Sağ iktidarlar hep daha fazla borç alıp yandaşlarıma nasıl dağıtırım arayışı içindedirler. Borç, daha fazla borç al dağıt bu iktidarların vazgeçemedikleri temel iktidar stratejisidir. Borçlanarak sürdürülebilir bir büyüme, zenginleşme ve refah temin edilemez önümüzdeki kısa dönemde Türk insanı bu acı gerçek ile tekrar yüzleşecektir.

Üstelik şimdilerde ufukta yeni bir tehlike de baş göstermiştir; Endüstri 4.0 devrimi niteliksiz ama kalabalık insan güçlerinin üretimde kullanılmasına duyulan gereksinimi sandığımızdan çok daha kısa sürede ortadan kaldıracaktır. Bu gün kalabalık ve ucuza çalışan istihdam piyasaları sayesinde az buçuk üretim yapabilen ekonomiler Endüstri 4.0 devrimi ile gelecek yapay zeka sahibi robotların istihdam piyasasına girmesi sonucunda çökeceklerdir. Ülkemiz bu çöküşteki en kırılgan ekonomilerden biridir. Bugün Türk ekonomisi hem üretiminden çok tüketim yapmaktadır, hem de dünyanız vazgeçemediği tek bir ürün dahi tek bir marka dahi üretememektedir! Bu durum çok ama çok hasta bir ekonominin belirtisidir.

Peki, çözüm için bir şeyler yapılamaz mı?

Durum tespiti buysa çözümde ortadadır; Halk dalkavukluğu yapmayı bırakıp acilen Türk insanının niteliğini yükseltmemiz lazım. Aslında genç nüfus bu açıdan büyük bir şanstır gençlerin niteliğini arttırmak yaşlı insanların niteliğini arttırmaya göre çok daha kolay ve doğaldır. Hızla sağ eğitim politikaları terk edilmeli, dindar ve ideolojik insan yetiştirmeye odaklanmış eğitim politikaları çöpe atılmalı, eğitim kadrolarına çöreklenmiş bu düşüncedeki insanlar hızla tasfiye edilmeli ve eğitim sistemi rasyonel aklı ve bilimi ön plana çıkaran ezberci değil yaratıcı insan yetiştirmeye odaklanmalıdır. Ülkenin üstüne karabasan gibi çökmüş muhafazakâr ve baskıcı ortam özgürlüğün önünün açıldığı bir ortama dönüştürülmelidir. Unutmayın ki nitelikli insanlar ancak ve ancak özgürlüğe önem veren yaratıcılığın önünü açan ortamlarda yetişir ve o ortamlarda barınabilir.

Ekonomide ise sağ iktidarların uyguladığı asfalt ve beton rantına dayanan popülist politikalara acilen son verilmelidir. Aynı şekilde yüksek cari açık verilmesine sebep olan üretim modeli hızla terk edilmeli toplumun tüketim yapısı acilen değiştirilmelidir. Türk toplumuna üretmeden tüketmenin mümkün olmadığı bunun çocuklarının torunlarının geleceğini çalmaktan başka bir işe yaramayacağı korkmadan, açık ve net bir dille anlatılmalıdır.

Belki biraz acı çekeriz ama büyük, güçlü ve zengin bir Türkiye acı çekmeden de doğmaz, zaten başka yol da yok. Ya kendi kendimizi disipline ederek süresi ve miktarı hesaplanmış bir acı çekeceğiz yada yok olmanın, bağımlı olmanın, köle olmanın acısına sonsuza kadar katlanacağız….