Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz’daki darbe girişiminin ardından siyasi iktidar tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK’nın) tümü darbeci olarak gösterilerek, “yeniden darbe girişimlerinin yaşanmaması” bahanesi ile TSK’nın komuta yapısında ve temel niteliklerinde köklü değişiklikler yapıldı. Bu kapsamda, başta Ankara ve İstanbul olmak üzere, kentlerin içerisindeki birliklerin başka bölgelere taşınması kararı alındı. Buna sebep ise söz konusu birliklerin kentlere inerek kritik noktaları kontrol altına alması idi.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra dönemin Başbakanı Binali Yıldırım, konuyu darbe girişiminden bir hafta sonra dile getirmiş, OHAL kararı kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile askeri liselerin kapatılması ve askeri kışlaların şehir dışına çıkarılması kararı uygulanmaya başlanmıştı. Ayrıca, kentlerdeki en değerli ve gözde yerlerinde bulunan kışlaların boşaltılmasından sonra yerine ne yapılacağı da tartışmalara neden olmuştu.

FETÖ/PDY darbe girişimi sonrasında siyasal iktidar, askeri liselerin kapatılması ve askerlerin şehir dışına çıkarılması kararından sonra özelleştirme işine hız verdi. Askeri arazilerin ve okulların emlak değeri yüksek bölgelerde olması büyük firmaların iştahını kabarttı.

“TUGAY İMHA EDİLMİŞ DURUMDA”

Bir zamanlar Trakya’daki en büyük (büyüklüğünü gücünden alıyordu) ihtiyat birliklerinden birisi olan (deyim yerindeyse, “düşmana korku salan ve dosta güven veren”) Hadımköy/İstanbul’da konuşlanan 1’inci Zh.Tug. bir ihtiyat birliğiydi. Yani, bir savaşta, birinci hattaki birlikler muharebeye girdiği zaman, ihtiyat birlikleri; taarruz ya da savunma yapan bu birliklere destek oluyordu.

Tarihi geçmişine bakıldığında, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de söz konusu birliğin yakın geçmişte konuşlandığı Hadımköy, askeri açıdan önemini koruduğu görülür. Burada her zaman askeri birlikler konuşlandırıldı. Kaldı ki, bu birlikler o zamanlar da ihtiyat birliği olarak görev yapıyordu. 1887 yılında yapımına başlanılan ve 1891 tarihinde tamamlanan tarihi askeri hastane, II. Abdülhamid tarafından açılarak hizmet vermeye başladı. Söz konusu hastane, Balkan Savaşı’nda da kullanıldı. Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Çanakkale Savaşları sırasında önemli görevler üstlenen tarihi Hadımköy Askeri Hastanesi (Resim-1) Cumhuriyet döneminde de işlevine 1’inci Zh.Tug. bünyesinde devam etti.

Adsız1    

Resim-1: Hadımköy Askeri Hastanesi

1’inci Zh.Tug. 15 Temmuz hain FETÖ darbe girişiminden sonra başka bir yere intikal ettirildi.

Geçtiğimiz hafta içinde, geçmiş yıllarda bahse konu birlikte görev yapan TSK emekli personeli buraya bir ziyaret gerçekleştirdi. Maalesef içler acısı bir durum ile karşılaşıldı ve bu durum görüntülenerek sosyal medyada paylaşıldı. Görüntülerden ve ziyarette bulunan emekli TSK personelinden alınan bilgilere göre, bu birliğin tüm kışlalarının üstüne bomba düşmüş gibi yıkılıp ortadan kaldırıldığı (deyim yerindeyse, ‘imha edildiği’) ortaya çıktı. (Resim-2) Örneğin, bu satırların yazarının o dönemdeki komutanların öncülüğündeki çalışmalarıyla Tugay Karargâhı’nda 1992 yılında, (herhangi bir kasabanın meydanına konulabilecek büyüklükteki) Atatürk heykelinin yerinden kaldırıldığı ve nerede olduğu tespit edilemedi.

Adsız2

Resim-2: Hadımköy Akpınar Kışlası

Söz konusu birlikte geçmiş yıllarda birçok görev yapmış olan TSK personeli, bu duruma çok üzülerek kahrolduğu haberleri kısa sürede yayıldı. Bu askeri birlikten emekli bir subay, yaptığı açıklamada “Tarihi bir birliği yok ettiler. Askeri Türkçe ile konuşursak, Tugay imha edilmiş durumda. Taşınma diye bir olay olmaz. Bunu bir kere reddedelim. O birlik lağvedilerek, ortadan kaldırılmış!” dedi. Ayrıca bu emekli personel, “Bu birliklerin Osmanlı tarihinde ve Cumhuriyet tarihinde önemli birlikler olduğu, bunları şehir dışına taşınması gerekçe gösterilerek ortadan kaldırılması tarihe karşı çok büyük bir vefasızlıktır. Hadımköy, zaten şehir dışıdır. Bu ancak köksüz devletlerde olabilecek vakadır.

Kahrolmalarına şaşırmamak gerekir. Çünkü Türk milletinin peygamber ocağı olarak gördüğü Ordumuza hepsi, gece gündüz demeden sadakat ile hizmet etmeye çalışmış, görev yaptığı diğer birlikler gibi bu birliğe de büyük emekler vermişti. Tümünün bu birlikte geçirdiği zamanların içinde sayısız anısı olmakla beraber, geride birçok anı bırakılmıştı. Örneğin; öncelikle Mehmetçiklerinin en iyi koşullarda her türlü ihtiyaçlarının karşılanması için tesislerinin bakımlı ve temiz tutulmasının yanında, tarihi anı olacak şekilde geride birer eser bırakmaya gayret etmişlerdi. O kışlalar, devletin bütçesine yük olunmadan tesisleri, garajları, yolları, nöbet kulübeleri, tel örgüleri bin bir fedakârlıklarla yeniden yapılmış ya da günün imkânlarına göre yenilenmişti. Maalesef bu tesislerin, birçoğu şu anda üzerine bomba düşmüş gibi harap halde, bazıları ise tamamen yıkılarak ortadan kaldırılmış durumda. (Resim-3)

Adsız3

Resim-3: Hadımköy Akpınar Kışlası Atatürk Büstünden Geride Kalanlar

Politikacılar ormanların yok edilip betonlaştırılmasına olanak sağlarken, Mehmetçik her yere yeni fidanlar dikmekte, yeşillendirmektedir. Yerleşim bölgelerindeki yeşil alanların çoğunluğunun onun eseri olduğunu söyleyebiliriz. Geçmiş yıllarda kışlalar, yerleşim bölgelerinde yeşilin yoğunluk kazandığı alanlar olarak hemen fark edilirdi. Çünkü birliklerde görevli Mehmetçikler kışlanın içi ve çevresini komutanlıklarca yapılan bir plana göre sürekli olarak ağaçlandırmaktaydılar. Böylece askerlik hizmetini yapmaya gelen erbaş ve erlere kışlalarda ağaç dikme, bitki yetiştirme öğretilerek (tarım bilgisi verilerek) çevre bilinci aşılanıyor, memleketine döndüğünde bu alışkanlığı devam ettirmesi sağlanıyordu. Günümüzde ise, kentlerin dışına taşınan birliklerin ardında kalan ve orman niteliğini koruyan, yapılaşmamış bu alanlar, emlak değeri en yüksek bölgeler olarak inşaatçıların hedefi haline gelmiş durumda. Ülkenin kalkınmasını, üretmek yerine varlık ve değerleri satarak zenginleşmek, paradan para kazanmak olarak gören anlayışın bir parçası olarak bu kesimler, buraları şimdi bir rant elde etme alanı olarak görüyor.

DEVLET ORDUSUZLAŞTIRILIYOR

Şartlara ve ortaya çıkan ihtiyaçlara göre, birliklerin konuş yerlerinin değişebileceği, kışla ve tesislerinin sürekli olarak korunmasının mümkün olmadığı herkes tarafından bilinmektedir. Ancak, karşı karşıya kalınan durumun, “yeni darbe girişimlerinin önlenmesi” amacının ötesine geçtiği görülmektedir. Bu bağlamda bir zamanlar Hadımköy’de konuşlanan 1’inci Zh.Tug. gibi yerleşim bölgelerinin dışındaki birliklerin dahi başka yerlere intikal ettirilmesinin ihtiyaçtan kaynaklanmadığı, TSK’nın gelecekte gerçekleştirebileceği muhtemel bir darbeyle yerleşim bölgelerindeki kritik yerlerin ele geçirilmesini önlemek amacını taşımadığı değerlendirilmektedir. Çünkü günümüzdeki modern silah ve araçlara sahip herhangi bir birliğin kısa sürede istenilen yer ve zamanda her türlü müdahaleyi yapabilmesi mümkün hale gelmiştir. Yeter ki ordunun komuta heyeti ve içindeki kötü zihniyete sahip sinsi gruplar buna karar verip önceden gizlice gerekli hazırlıkları yapsın…

Ayrıca 17 Ağustos 1999’da meydana gelen Gölcük depreminde yıkıntıların altında kalan vatandaşlarımızı çıkarmak, yağmaya talana engel olmak üzere süratle ilk müdahaleyi yapan kentin yakınındaki karargâh ve birliklerimiz değil miydi? Yine şimdiye kadar meydana gelen büyük orman yangınları ve doğal afetlerde elindeki araç, gereç ve teçhizatla ilk olarak birliklerimiz yardıma koşmamış mıydı? Dolayısıyla, kentlere yeterli uzaklık ve uygun yerde konuşlu birliklerimiz halkın canını, vatanın değer ve varlıklarını korumak, olaylara kısa sürede müdahale edilmesine imkân sağladığı bilinen bir gerçektir.

Bu nedenle, birliklerimizin yerleşim bölgeleri dışına taşınmasıyla asıl yapılmak istenenin; Türk Ordusunun tarihinin yok edilmek istendiği, halkın orduya güveninin ortadan kaldırılması ve Türk milletinin ordusuyla gurur duymasının önlenmesine yönelik olduğu değerlendirilmektedir.

Türk Ordusu; tarihsel anlamda Batı emperyalizmini yenen güç, siyasal anlamda milli devlet anlamına gelen “Kemalizm”in direnç noktasıdır. Türk Ordusu, 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren, ileriden savunma ve kriz yönetimine askeri katkı yapabilecek etkili bir milli ordu niteliğine kavuştu. Bundan dolayı Türk ordusunu siyasal sistem içinde yıpratacak her eylem, Batılılar (Amerika ve Avrupa Birliği) tarafından açıkça desteklenmiştir. Çünkü ABD’nin öncülüğündeki Batı, bu yıllarda Ortadoğu ve diğer politikalarında bağımsız ve kendi amaçlarını gerçekleştirmek hedefi ile hareket eden Türkiye’den rahatsız olmuştur.

Amerika, 1 Mart 2003’te TBMM’de, Amerikan birliklerinin Türkiye üzerinden Irak’a girişine izin veren 1 Mart Tezkeresi’nin reddedilmesinden Türk Ordusunu (Türk Ordusunda bir süreden beri kendisini rahatsız eden bağımsızlıkçı çizgideki general ve subayları) sorumlu tutmuştur. Bu sebeple ABD yetkililerinin ifadesiyle “hizadan çıkan” Türk ordusu Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk gibi kumpas davalarıyla, tasfiye sürecine tabi tutulmaya başlanmıştır. Daha sonra YAŞ desteğiyle pek çok FETÖ’cü subay, tasfiye edilen bağımsızlıkçı vatansever general ve subayların yerine, hızla Ordunun üst kademelerine yükseltildi. Halkın yanısıra TSK’nın içindeki vatansever, milli duruşlu personelin de (bu müdahale esnasında şehit düşen ve yaralananlar olduğu bilinmektedir.) yardımıyla önlenen 15 Temmuz’da FETÖ’nün darbe girişimi fırsata çevrilerek, “Milli Ordu”nun komuta ve teşkilat yapısı değiştirilerek parçalanma aşamasına sokuldu. Son aşamada ise, Haziran ayı sonunda TBMM’den çıkarılan “askerlik yasası” ile halk ordusu niteliği ortadan kaldırılarak Milli Ordunun karakter ve ruhunda değişiklik yapıldı ve böylece bu projenin son aşaması gerçekleştirilmiş oldu.

Bu çerçevede Hadımköy’deki durumun, emperyalizmle işbirliği içinde, uzun vadede “devletin ordusuzlaştırılması” planının gereği olarak gerçekleştirilmesi sonucu ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak konu, diğer bu tür birliklerin durumu TBMM’nin gündemine getirilerek araştırılmalı, Ordumuzun harekât planlarına ve muhtemel görevlere uygun şekilde konuşlandırıp konuşlandırılmadığı incelenmeli, ihtiyaç nedeniyle mevcut kışlalarından başka yerlere intikal eden birliklerimizin tarihçeleri ve hatıralarının muhafaza edilmesine ilişkin gerekli önlemler alınarak (Örneğin, intikal ettirilen birliklerin eski kışlalarının olduğu yerlere bir anıt, bir kitabe vb. konulması vb) bu durum kamuoyuna açıklanmalıdır.