Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

CHP, programını ve Altı Ok’u güncelleme kararı aldı. Grup Başkanvekili Engin Özkoç, Hürriyet’e verdiği demeçte, “daha güçlü bir parlamenter sistem için geçmişinden ders alan, gelecekte ülkenin hedeflerine ulaşabilmesi için daha kapsayıcı siyasi parti olma yolunda adım atmamız gerekiyor…Milliyetçilik, devletçilik, halkçılık, bunların hepsini ülkenin koşullarına uygun olarak tanımlarken, özünü ve varlık nedenini kaybetmeden 21. yüzyıl hedeflerini içeren şekilde yeniden ele alacağız.” dedi.[1]

Yapacakları çalışmaya kılavuzluk teşkil etmek üzere Altı Ok’un ne olduğunu, hangi tarihsel zorunluluklarla ortaya çıktığını, bugün için anlamını ve önemini açıklamaya çalışalım.

Altı Ok, Türk Milleti’nin milli bir devlet halinde bağımsız yaşamasının, ortaçağ unsurlarına (padişah, halife, ağalık, tarikatlar, cemaatlar) karşı özgür yurttaş olmasının, halkçı-kamucu bir ekonomi ile kalkınmasının ve çağdaş uygarlıkta yer almasının adıdır.

Somut olarak;

Cumhuriyetçilik: Egemenliği padişah-halifeden alıp millete vermek ve feodal güçleri (ağa, şeyh, tarikatları) temizlemek,

Milliyetçilik: Emperyalizme karşı tam bağımsızlık,

Halkçılık: Sınıflarının ortak çıkarlarını sağlamak, kanun önünde eşitlik ve emekçiyi korumak,

Laiklik: Bilimin ve eleştirel aklın egemenliği, siyasetin, yönetimin ve toplamsal yaşamın dini inanca göre düzenlenmemesi,

Devletçilik: Devletin öncülüğünde hızlı kalkınma, sanayileşme,

Devrimcilik: Bütün bunları gerçekleştirmek için evrimci değil, köktenci yöntemi geçerli kılmak.

Altı Ok’un Tarihselliği

Altı Ok’un temelinde Türkiye’nin iki yüzyıllık toplumsal-ekonomik gerçeği bulunuyor. Emperyalizme karşı vatansız kalmamanın, milli birliği sürdürmenin sembolüdür. Altı Ok Osmanlı Devleti’nin 1838 İngiliz Ticaret Sözleşmesi’yle birlikte sömürgeleşme sürecine girmesiyle sanayileşen Avrupa’nın malları Osmanlı pazarını doldurması ve Osmanlı’nın Avrupa’ya ekonomik olarak bağımlı olmasıyla başlayan parçalanma ve vatansızlaşma tehlikesine karşı ortaya çıktı.

 Anadolu’ya dayanan “Türk Milli Devleti” kavramı, olmadık hayaller peşinden koşmanın getirdiği vatansızlaşma tehlikesine karşı ortaya çıkmıştı. Bunun için de ekonomide, hukukta, idarede bağımsız karar almak gerekiyordu ki bunun adı “Milliyetçilik” olacaktı. Milli devlete dayanan devlet Türk Milleti’nin egemenliği eline almasıyla olanaklıydı. İşte “Cumhuriyetçilik”, egemenliği padişah-halifeden alıp millete vermek ve feodal güçleri (ağa, şeyh, molla, cemaat, tarikatları) temizlemekti.

İslamcılık siyaseti, Müslümanları birada tutamadığı gibi bilimi, tekniği dışladığı için ekonomide, askeriyede gelişemeyen, tarikat, cemaat, mezhep temelinde bölünmüş bir toplumsal yapı bırakmıştı. Dahası din, padişah-halife, tarikat, cemaat şeyhleri elinde Kurtuluş Savaşı’nı baltalayıcı, toplumsal birliği zedeleyici bir araç olarak kullanılmıştı. Toplumun bölünmemesi, “Türk Milleti” kavramının pekişmesi, aklın, bilimin gelişmesi için “Laiklik” gerekliydi.

“Devletçilik”, bağımsız karar verebilmenin, hızlı sanayileşmenin yoluydu. 1838 İngiliz Ticaret Sözleşmesi’nin, kapitülasyonların, Genel Borçlar İdaresi’nin (Düyunu Umumiye), Rejilerin neden olduğu sömürgeleşme akıllardaydı. Bağımsızlaşmak için üretmek, üretmek için Devletçilik şarttı. Atatürk liberalizmin esarete yol açtığını şöyle vurgulamıştır:

“Liberalizm müstemlekelerde (sömürgelerde) uygulanmış bir sistemdir. Hâlbuki biz müstemleke değiliz ve olmayacağız. Liberalizmi düşünmek inkılâbı inkâr etmektir.”[2]

1931 CHP Programı, Devletçilik ilkesini şöyle açıklar:

“Ferdi mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha, memleketi bayındırlığa eriştirmek için milletin genel ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde –bilhassa iktisadi sahada– devleti fiilen alakadar etmek mühim esaslarımızdandır.”

Tarikat, cemaat şeyhlerinin, ağaların otoritesini kırmak için “imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış” bir toplum yaratılması gerekti ki bunun için de “Halkçılık” ilkesi uygulandı. CHP 1931 Programı’nda Halkçılık tanımı şöyleydi:

“İrade ve hâkimiyetin kaynağı millettir. Bu irade ve hâkimiyetin devletin vatandaşa ve vatandaşın devlete karşılıklı vazifelerinin hakkıyla yapılmasını tanzim yolunda kullanılması Fırkaca büyük esastır.

Kanunlar önünde mutlak eşitlik kabul eden ve hiçbir ferde, hiçbir aileye, hiçbir sınıfa, hiçbir cemaate imtiyaz tanımayan fertleri halktan ve halkçı olarak kabul ederiz.”

Görüldüğü gibi, Halkçılık hem halk egemenliği hem de yasalar önünde eşitlik ve bütün sınıflar arasında işbirliği ve dayanışma anlamda kullanılmıştır. 1935 Büyük Kurultayında, programa Toprak Reformu maddesi konmuş, Efendi, Bey, Paşa gibi lakap ve unvanları kaldırmasına dair yasa hazırlanmıştır.

Devrimcilik oku, yönteme; yani diğer okların nasıl uygulanacağına ilişkindi. Amaç sadece vatanı kurtarmak değil, egemenliği millete vermek ve milleti laik temelde çağdaş uygarlığa ilerletmekti. Bu, padişahlığı yıkmak, Ortaçağ ilişki ve kurumlarını temizlemekle olanaklıydı. İşte buna “Devrimcilik” diyoruz.  Atatürk, devrimciliği şöyle tanımlamıştı:

“İnkılâp Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan kurumları yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medeni icaplara göre ilerlemesini sağlayacak yeni kurumları koymuş olmaktır.”[3]

Altı Ok’un anlamı da burada ortaya çıkıyor. Altı Ok eylem kılavuzudur. Emperyalizme direnmenin yöntemidir.

Altı Ok’un önemi

Ülkemizin emperyalizme çelişmesi ortadan kalkmamıştır. ABD önce PKK’yi hendeklere sürdü, sonra FETÖ darbe girişiminde bulundu, Rum ve Yunanlarla Kıbrıs’ta Noble Dina tatbikatı yaptı. Hala PYD’ye silah veriyor, “ekonominizi mahvederiz” diyor, 152 ada/adacığı işgal eden Yunanlarla adalarda üs kurma görüşmeleri yapıyor, savaş gemileriyle Akdeniz’i ve İran’ı çevreliyor. Dahası Türkiye’nin, KKTC’nin münhasır ekonomik bölge olarak tanımladığı alanda sondaj yapmasından “derin kaygı” duyuyor ve bu adımı “provokatif” buluyor ve bu faaliyetleri “durdurmaya” çağırıyor. Ders kitaplarından Altı Ok kaldırılıyor, laiklik hedef tahtasına konuyor.  Kamusal varlıklarımız satılıyor, devlet üretimden çekilerek sıcak paraya, borca dayalı hale geliyor.

Bunlar Altı Ok ile anlam bulan milli, bağımsız, çağdaş bir devlet olarak yaşamamıza aykırı hususlar ise eğer; Altı Ok’tan geriye düştüğümüzü tespit edebiliriz.  Dolayısıyla emperyalizme karşı milli devletimizi savunma ihtiyacımız sürdükçe Altı Ok ihtiyaçtır. Engin Özkoç “daha kapsayıcı siyasi parti olma” ifadesi Altı Ok’un hangi amaçla güncelleştiğinin net bir açıklaması yapmıyor. Haliyle kaygıları da beraberinde getiriyor. Engin Özkoç’un Altı Ok’un “özüne” dokunulmayacağını söylüyor ama CHP’nin şu uygulamaları Altı Ok’un özü ile çelişmektedir;

ABD’nin “kara gücüm” dediği PYD’yi savunmak, Kıbrıs’ta petrol aramanın anlamsız olduğunu belirtmek, S400 için ABD ve NATO ile aramızın bozulmamasını talep etmek, tarikatlar arasında “devlete saygılı-saygısız” şeklinde ayrım yapmak, imamlı miting yapmak, belediye açmak, “Öcalan’ın heykelini dikeceğiz”, “PKK’nin tükürüğünde boğulacaksınız” diyen HDP’ye karşı tavır geliştirmemek, hatta iktidarı düşürmede olarak görmek.

Dahası bu eleştiriler “iktidarın elinden koz almak” ile meşru gösterilmeye çalışılıyor. Hatta bizleri Kürt yurttaşlarımızı inkâr etmekle, ırkçılık yapmakla, “iktidara çalışmak” ile suçluyorlar. Oysaki Selahattin Demirtaş “HDP, Öcalan’ın projesidir” demişti. Bizler HDP’nin dediği şeyi yani HDP=PKK” olduğunu tekrar etmiş, Kürt yurttaşlarımızı HDP ve PKK ile eş tutmamış oluyoruz. Eğer mesele HDP’nin Türkiyelileşmesine şans vermekse yıllardır bu şans ellerinde. PKK ile bağını kopardıklarını, PKK propagandası şeklindeki sözlerinden pişmanlık duyduklarını, Türkiye’nin bağımsız ve üniter bir devlet olarak gördüklerini her zaman belirtebilirlerdi. Bunlar yoksa Türkiyelileşmeden bahsedebilir miyiz?

İktidar indirmek uğruna onun gittiği yoldan gitmek, ülkemizin bağımsızlığına kastedenleri meşru görmek, aldanmaktır. CHP’nin Altı Ok’un açıkladığım özelliklerine dönmesi gerekir. Umarım ki Altı Ok’u güncelleme, bağımsızlıktan, laiklikten, milli devletten taviz verme yönünde ilerlemez ve benimle bu görüşü paylaşanlar “siyaset bilmemekle”, “doğrucu Davutlukla”, “ırkçılıkla” yaftalanmaz. Söylediklerimizin ve başka söyleneceklerin “uyarı” olduğunu görülmeyip “niyet okumak” olarak değerlendirilmemesi için, CHP, programını ve Altı Ok’unu güncellerken hangi amaçları güttüğünü tabanına ve kamuoyuna net bir şekilde açıklamalıdır ki süreç sağlıklı ilerleyebilsin.

Emperyalizmle çelişkilerimiz doğrudan savaş noktasına ilerlerken CHP’nin düne göre Altı Ok’a daha çok ve tutarlı olarak sahip çıkmalıdır.

NOT: Bu hususta “Atatürk’ün Bakanı Şükrü Kaya” ve “Laikliği Doğru Anlamak” kitaplarımdan yararlanılabilir.

[1]İktidara güçlendirilmiş parlamenter sistem çağrısı”, Hürriyet, 01.07.2019,  erişim tarihi 01.07.2019,   http://www.hurriyet.com.tr/gundem/iktidara-guclendirilmis-parlamenter-sistem-cagrisi-41259972.

[2] Mustafa Solak, Atatürk’ün Bakanı Şükrü Kaya, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2013, s.365.

[3] Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.26, s.181.