Dromokrasi olarak adlandırılan popülizm ağırlıklı toplumsal yönetim sisteminin 18. yüzyıl aydınlanma çağına tepki olarak ortaya çıkıp , toplumlara yavaş yavaş hakim olduğu söylenebilir. Epiküros ve Thomas Hubbes’in kulaklarını çınlatan” bu çağ” insanın çocuksuluk çağına geri döndüğü , arzularının, egosunun ve özellikle iyice bencilleşmiş hazlarının esiri (Hedonizm ), kölesi olduğu bir çağın habercisi olarak değerlendirilebilir. 70’li yıllarda alt yapısı hazırlanan ve 80’li yıllardan itibaren hayata geçirilen neoliberal borç-tüketim ekonomisinin bir sonucu olarak insanoğlu bugün hız , haz , algı , yalan , dolan , popülizm ve televizyon dilini  ön plana;  ahlak , bilgi, etik , akıl ve vicdanı geri plana iterek dromokrasi çağının önünü açmış  durumdadır.

        Dünyada etnik ya da dini temellere dayandırılan popülizm eğilimi arttıkça kitlede tutuculuk, içgüdüsel güce tapma ve itaat eğilimi , gerek işte gerekse politikada hedefe erişmek için her şeyin mubah olduğu makyavelizm , mahalle baskıcılığı artarken etik ve ahlaki değerlerin  kalitesi düşmeye ve sıradanlaşmaya başladığı gözlemlenmektedir. Hak , adalet , aydınlanma ve özgürlükler rejimi olan demokrasi bugün, hız , ego  ve haz rejimi dromokrasi tarafından tarihe gömülme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

  

        Dromokrasi çağının en iyi sembollerinden biri televizyondur. Televizyon akla değil Rating yapan duygulara hitap eder. Aynı zamanda tilkileşmiş politikacıların popülizmine ve algı operasyonlarına da hizmet eder. Televizyonun dili, 11 yaşındaki çocuğun zeka ve duygu dünyasının dili olup ,  ABD’de Trump’un ve dünyadaki benzerlerinin başarısının  sırrı bu olduğu söylenebilir.

Bu gelişimler gölgesinde 2017 yılını ana hatlarıyla şu şekilde özetlemek mümkündür :

  • ABD ; Trump’un şu ana kadar yaptığı açıklamalardan Reagan dönemindeki 80’li yıllarda gündeme oturan arz yönlü iktisadın tekrar ön plana geleceği anlaşılmaktadır. Buna göre vergiler düşürülecek , kamu harcamaları alt yapı ve savunma yatırımlarının teşvik edilmesiyle artırılacağı anlaşılmaktadır.  Böylece toplam talep , tüketim harcamaları , üretim ve böylece arz teşvik edilirken ekonomik büyümenin sağlanması, işsizliğin düşürülmesi amaçlanmaktadır. Kamu finansmanı adına ABD tahvil faizlerinin artırılması söz konusu olacak bu da FED üzerindeki faiz baskısını daha da artıracaktır.

 

80’li yıllardaki politikalardan  özetle şu farklılıkların ortaya çıkması söz konusudur :

 Neoliberal küresel politikalar ve serbest ticaret yerine ABD’yi hep ön plana getirecek ulusal politikaların dönemi olacaktır. Yerli üretim teşviki FED’in faiz artırımlarıyla bir araya gelince ABD dolarının değerlenme ve sıcak para olarak dünyada dolaşımda olan doların göçmen kuş misali ABD’ye dönüş sürecinin başlaması söz konusu olacaktır.

 80’li yıllarda sonu felaketle sonuçlanan bütçe açıkları ve zaten % 104 ile çok yüksek olan kamu borcunu dengelemek için başta askeri olmak üzere kamu giderleri kontrol altında tutulurken dış politikada Rusya ile gerilim değil yumuşama ilişkileri içerisine girilmesi söz konusu olacaktır. Bu arada ABD’nin Polonya’da görülmemiş ölçülerde askeri tatbikat girişimi ise Trump döneminin Cumhuriyetçiler arasında dahi çok zorlu geçeceğine işaret olarak görülmelidir.

 

  • AB ; Avrupa Merkez Bankasının parasal genişlemeye devam etmesi başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere piyasaların nefes olmasına olanak sağlarken Euro’nun yıl içerisinde değer kaybetmeye devam edip , Trump’un özellikle Çin dahil dış politikada riskli anormallikler yapmaması durumunda paritenin 1’in de altına düşmesi söz konusu olabilir. AB’de siyasi gündem ise İngiltere’nin Brexit süreci yanında Almanya , Hollanda ve Fransa’daki genel seçimlerde ırkçı ve popülist partilerin yükselişe geçmesiyle beraber Polonya ve Macaristan’daki mevcut iktidarlar da göz önüne alındığında demokrasinin beşiği olan Avrupa’da da dromokrasi döneminin başlama riski söz konusu olacaktır.

  • Çin ;

 

–  USD’daki artış trendi , FED faiz artırımları ,

  Trump döneminde Çin ile yaşanacak gerilim sinyalleri ,

  Çin GSYH’ya yaklaşan Çin tahvil ihracından ileri gelen borç kalemi ,

  Özel sektör ve kamu borç tutarının GSYH’nın çok üzerinde olması gibi olumsuzluklar ,

Çin’den sıcak para çıkışına neden olup , Yuan’ın dolar karşısında değer kaybedip , borçlarına ekstra maliyetler getirmektedir. Bu da başta emlak sektörü olmak üzere Çin’de ekonomik bir krizi tetiklenme riskini beraberinde getirip , global ekonomiyi olumsuz etkilemesi söz konusu olacaktır. Burada Trump’un Prof. P.Navarro gibi Çin karşıtı bir danışmana sahip olduğunu ve ayrıca H.Kissinger’in de Çin’in etraflı  analizini içeren ve pek hayra alamet olarak görülmeyen kitabını hatırlatmakta yarar vardır.

  • Türkiye ; kendi kategorisindeki ülkeler ile karşılaştırıldığında bu ülkelere nazaran negatif ayrışmış durumda olup , bu da dolardaki artışın temel olarak dış (mihrak ) değil iç nedenlere dayalı olduğunu ortaya koymaktadır. Muhtemel Fed faiz artırımları , dışarıda dikta rejimi olarak algılanan başkanlık sistemi tartışmaları, terörün yarattığı güvensizlik , Suriye harekatının getirdiği savaş ülkesi olarak algılanan ortam başta Turizm olmak üzere doğrudan yatırımcıları dahi ciddi tedirgin edecek ölçülere varmış durumdadır.

Yaşanan süreçler piyasalar için en önemli gösterge olan risk primi CDS’te artışa neden olmaktadır.  TCMB’nın dolar artışı karşısındaki tek etkili silahı faiz artırımı olup , bu da politik nedenlerle geciktirilince TL’nin başta USD  karşısında değer kaybı 400 milyar dolar dış borcu olan özel sektör ile bankalara ekstra maliyetler ve ciddi riskler getirmektedir. Dolardaki aşırı artış ithal girdi bağımlısı ve montaja dayalı İhracatı da olumsuz etkilerken , kamu finansmanını da güçleştirmektedir.

 

Sonuç :

 

Trump’un ABD’deki şimdiden tartışmalı dönemi  , muhtemel Çin gerilimi , AB’de seçimler sonrası ırkçılık temeline dayalı popüler partilerdeki yükseliş , dromokrasiye kayış ve Brexit süreci 2017 yılında piyasalarda oynaklığın (Volatilite ) had safhada olacağına işaret etmektedir. Her ne kadar OPEC’in üretimi düşürmeye , arzı kısarak petrol fiyatlarında yükseliş sağlamaya çalışsa da ambargonun kalkmasıyla döviz girişine ihtiyacı olan İran ve ABD’de kaya petrolü üretimi göz önüne alındığında petrol fiyatlarının 55 – 65 dolar arası seyir göstermesi kuvvetle muhtemeldir.

Doların artışında esas neden olan Türkiye’deki  gerilimin ana nedeni ise 15 Temmuz darbe girişimi sonrası birlikteliğin ihtiyaç olduğu bir dönemde Anayasa değişikliğinin tekrar gündeme getirilerek meclise sunulması ve bu sürecin hem iç hem de dış piyasalarda dikta rejimine yöneliş olarak algı yaratması olmuştur. Bu olumsuz algı ciddi dış borcu olan  , yapısal reform ve  sıcak para girişine ihtiyacı olan Türkiye’de başta döviz kuru olmak üzere ekonomik parametreleri olumsuz etkilemekte , doğrudan yatırımcılar nezdinde dahi güven sorunu yaratmaktadır.

Başkanlık sistemi federal bir sistem olup , Türkiye gibi etnik kökenli ve demokrasi sürecini henüz tam anlamıyla tamamlayamamış ülkelerde  ciddi riskler ortaya çıkarabilir. Ayrıca Buhar kazanı örneklemesinden hareketle tek emniyet subabı olan (tek adam ) bir buhar kazanında subabın devre dışı kalması durumunda kazanın patladığı yani ülkelerde iç savaş çıktığı tarihteki örneklerde de görülebileceğini ve sonunda yıkıma yol açtığını tekrar hatırlatmakta yarar vardır.