Mustafa Kemal ATATÜRK’ü tüm yönleriyle bir yazıda anlatmaya çalışmak cesaret ister. Belki yazılacak en zor yazılardan biridir.  Yazar açısından yazının en iyi hale gelmesi imkânsız gibidir.

Yazmaya niteliklerinden başlasanız unuttuğum var mı diye endişelenirsiniz. Kuru sözlerle övmek de istemezsiniz. Bunun faydadan çok zararı olur diye düşünürsünüz. Üstelik bu zarar fazlasıyla verilmiştir.

En kolayı kronolojik sıralamadır.

Ama en iyisi ise hissettiğiniz gibi yazmanızdır. Daha derin anlamlara ulaşırsınız. Bir de anılarına, kendi sözlerine bakmak gerekir. Adeta göklerden gelen sözlere… Ben de Atatürk’ün anısına önce hissetiklerimle başlamak istiyorum.

Hissedersiniz,

Ruh yüksekliği derler,

Akıl yüceliğini de görürsünüz.

Yüce Tanrı ile seçtiği arasında kurulan emsalsiz bir bağa şahit olursunuz.

Sahiplik, kölelik yoktur.

Olumlu ve süreklidir, hat kesilmez. Hak edilmiş bir olgunluk vardır.

Yüksek bilgiye tanıklık edersiniz, bilimin ışığında konuşursunuz.

Cümleler içinde ışıltılı anlamlar belirir.

“Durur durur dinler”siniz.

Anlarsınız.

Düşünce bilgi olur, bilgi eylem.

Gözleriniz dolar, ruhunuz kuvvetlenir, yumruğunuz sıkılır.

Farkı hissedersiniz.

Oluşan aslında çelikleşen bir iradedir.

Bilginin dayanılmaz, yenilmez gücüdür. Hak eden için gelir. Gelir ve layık olduğunuz sürece kalır. Gitmesini istemezseniz gitmez.

Yükünüz artar. Sıradanlık bitmiştir.

Okur, düşünür, dinler, şekillendirir ve yaparsınız.

Mustafa Kemal Atatürk yaşamıyla ve söyledikleriyle biz Türkler ve aslında tüm insanlar için harikulade bir örnektir. Hangi işi yaparsak yapalım, hangi görevde ve makamda olursak olalım yaşam modellememizin en akılcı dayanağıdır.

Bize sunulan birikimi ve emanetin kıymetini anlamamız lazım.

O da bir fani olarak çocukluk, gençlik, orta yaşlılık yaşadı. Yaşlılığını ise göremedi. Yaşamı üç dilimlik 19 yıllar olarak geçti. 57 dolu yıl.

1881-1938 yılları arasında Yaradan’ın armağanı olarak bir yıldız gibi Türk Milleti’ni ve insanlığı aydınlattı.

Yaşamı süresince bilim ve bilimsellik vurgusunu en güçlü biçimde yaptı.

Sözleri ve eserleriyle Türk Milleti’ne ve uygar dünyaya ilerlenmesi gereken bir yol bıraktı.

Güçlü Kişiliğin Temelleri

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün sahip olduğu özellikler arasında önem derecesine göre sıralama yapmanın bilimsel olmadığını düşünüyorum. Ama göreceli de olsa kendi açımdan ilk vurgulamak istediğim özelliği düşünme, davranış ve tutum olgunluğudur. Bu özelliğini çocukluğundan başlayarak beslediğini, büyüttüğünü anlıyorum. Olgun düşünme ve davranma yetisi O’nu farklılaştırmış ve rakipsizleştirmiştir. Başarıya giden yolu büyük ölçüde kendisi açmıştır.

Şimdi öne çıkan diğer bazı özelliklerini belirtmeye çalışacağım.

İnsanların hayalleri ve umutları vardır. Bu ikisi varoluşun anlamıdır. Bir sır gibi derin, bir sabırsız an gibi yakın, bir planlama işi kadar zamanlıdır. Hayallerin ve umutların filizlenip gerçeğe dönüşmesini sağlamak farklılık ister. Farklılığın ise akıl, beden, ruh yönlerinden maliyeti büyük olur. Ziyadesiyle yorucudur. Mustafa Kemal ATATÜRK hayallerini gerçekleştirmiştir. Belki başka bazı umutları da olmuştur. Ömrü olsa belki onların da peşinden koşacaktı. Ancak bu kadar yüksek düzeyde hayal-uygulama hattı kurabilmek kaç faniye kısmet olmuştur? Bu noktada hayal kurma ve bu hayali yaşama uyarlayabilme kapasitesi çok yüksek bir insandan bahsediyoruz. Devrimciliğinin kaynağı da bu özelliğine fazlasıyla güvenmesinde gizliydi.

Bir örnek:

Erzurum Kongresi yapıldığı dönemlerde geçen bir konuşma:

Mustafa Kemal Paşa, Mazhar Müfit Bey’in günlük olayları not tuttuğunu bilir,

“Mazhar not defterin yanında mı?”

“Zahmet olacak ama bir merdiveni inip çıkacaksın. Al gel.”

Mazhar Müfit Kansu’nun aşağıya gidip elinde not defteriyle geldiğini görünce der ki: “Şimdi sana söyleyeceklerimi not et, ama bu defterin, bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin sen, ben ve Kalem Mahsus Müdürü Süreyya’dan başka kimse bilmeyecek!” Paşa’nın şartı kabul edildi. Atatürk “Öyleyse tarih koy.” dedi.

28 Temmuz 1919 sabaha karşı…

“1. Zaferden sonra hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır.

  1. Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır.
  2. Örtünmek kalkacaktır. Fes kaldırılacak, şapka giyilecektir.”

Mazhar Müfit Bey “Elimdeki kalem düştü.” der.

Paşa sorar “Niye durakladın?”

–    “Darılma ama paşam, sizin hayal peşinde koşan taraflarınız var!”
–    “Bunu zaman gelince gösterir, sen yaz!”

Beşinci maddeye gelince, Mazhar Müfit Bey, yatmak için izin ister, çünkü bu madde “Latin harfleri kabul edilecek” diye başlar. Mazhar Müfit Bey’in tahammülü kalmamıştır, gün de ağarmıştır, müsaade ister, yatmaya çıkar, herhalde içinden de “Şu bizim paşa amma da hayalperest” demiştir.

Aradan yıllar geçer, Mustafa Kemal Paşa’nın o gece not ettirdiği maddelerin hemen hepsi gerçekleşir. Atatürk Çankaya sofralarından birkaçında bu olayı hatırlatır.

Mazhar Müfit Kansu anlatır:

Şapka devrimini açıklamış olarak Kastamonu’dan dönüyordu, ben de eski Meclis binası önünde duruyor, kafileyi seyrediyordum, öyle bir şey gördüm ki gözlerime inanamadım, Atatürk’ün yanında oturan Diyanet İşleri Başkanı’nın da başında bir şapka vardı, ben bunu hayretle seyrederken, Atatürk, otomobili yavaşlattı, durdurdu, beni çağırdı:

-Azizim Mazhar Bey, notlarına bakıyor musun, kaçıncı maddedeyiz?”

Hayallerin gerçeğe yolculuğu sürecinde bir planlama, hesaplama yeteneği de görüyoruz. Mustafa Kemal’in yaşantısında atılan tüm adımlar etkileri düşünülerek hesaplanıyor, yapılacak tüm eylemler bir plan dâhilinde gerçekleştiriliyordu. Onun yaşamında savrukluk, döneklik ve tesadüfi başarı göremezsiniz.

Dikkati çeken diğer bir özellik kendini gerçekleştirmek ve geliştirmektir. Öz benlikte bulunan sıra dışı üstünlükler ve akıl-ruh olgunluğu Mustafa Kemal’e erken dönemde kendini gerçekleştirme şansı vermiştir. Ancak var olanla yetinmek geriye gitmek olduğundan okuyarak, düşünerek, dinleyerek kendisine sürekli bir gelişim kanalı açmıştır.

“Bir gün Atatürk, tarihle ilgili bir kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki, çevresini görecek hali yoktu. Bir sürü yurt sorunu dururken devlet başkanının kendini kitaba vermesi Vasıf Çınar’ın biraz canını sıkmış olmalı ki Atatürk’e şöyle dediğini duydum:

– Paşam! Tarihle uğraşıp kafanı yorma… 19 Mayıs’ta kitap okuyarak mı Samsun’a çıktın?

Atatürk, Vasıf Çınar’ın bu içten yakınmasına gülümseyerek şöyle karşılık verdi:

– Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım…”

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yaşantısında yüksek seviyede, dürüstlük ve gerçekçi bir idealistlik görürüz. İlkesel doğruları yaşamına aktarmayı başarmış, yaşantısıyla, sözleriyle, tutum ve davranışlarıyla örnek bir model oluşturmuştur. Birçok lider örneğinde bu meziyeti göremeyiz. Yaşamıyla, değer yargılarıyla örnek olabilmek başka bir büyüklüktür.

İdealleri uğruna çevresindeki herkesten daha fazla çalışmak, herkes uyuduğunda ayakta olabilmek, okumak, düşünmek, sessizlikten güçlü haykırışlar yaratabilmek fedakârlık gerektirmektedir. Gününü, gecesini, maddi imkânlarını ve hatta sağlığını ülkesi ve milleti için feda edecek kadar çok çalışmak kolay değildir. Mustafa Kemal Atatürk fedakâr bir insandı. Yaşantısını yurduna ve yurttaşlarına feda etmiştir. O’nun birçok şeyi gerçekleştirdiği 45-55’li yaşlarda olanlar ya da o yaşları geçenler empati yaptıkları takdirde gösterilen fedakârlığı çok daha iyi anlayacaklardır.

Şam’da basılan Elifba Gazetesi Atatürk’ün ölümü nedeniyle yayınladığı yazıda “Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimenin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi. Hayatını milletinin mutluluğuna adadı, bu uğurda genç yaşta hayata gözlerini kapadı.” ifadelerini kullanmıştı.

Mustafa Kemal’in başarısında etki yaratan en önemli özelliklerden bir diğeri de empati yeteneğidir. Yaşamımızda çok defa şahit olmuşuzdur: empati yeteneğine sahip olanlar işlerinde daha başarılı olur, zaman ve zemin kazanımı sağlarlar. Atatürk’ün Selanik’ten Şam’a, Trablusgarp’tan Anadolu örgütlenmesine ve dahi Kurtuluş Savaşı’na kadar askeriyle ve halkla rahatlıkla bütünleşebildiğini görüyoruz. İnsanların ne zaman ne düşündüklerini ve düşüneceklerini bilebilmek olayları kontrol edebilmek için çok önemlidir.

Eski başbakanlardan tıp adamı Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak’ın bir anısına uzanalım:

“İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci olduğum sıralar, okul duvarında bir ilan gördüm: ‘Avrupa’ya talebe yollanacaktır.’

Ülke yıkık dökük, her yer virane, Lozan yeni imzalanmış, bu durumda Avrupa’ya talebe göndermek… Lüks gibi gelen bir şey… Ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına Atatürk, ‘Berlin Üniversitesi’ne gitsin.’ diye yazmış. Vakit geldi, Sirkeci Garı’ndayım; ama kafam çok karışık. Gitsem mi, kalsam mı? Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı? Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta müvezzi ismimi çağırdı.

‘Mahmut Sadi! Mahmut Sadi! Bir telgrafın var.’

Telgrafı açtım, aynen şunlar yazıyordu:

Sizleri birer kıvılcım olarak yolluyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz. (İmza) Mustafa Kemal

Okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım. ‘Şimdi istersen gitme, git de çalışma ve dön de bu ülke için canını verme, olacak şey mi? dedim kendi kendime…

Düşünün 1923’te o kadar işinin arasında 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu Ülke için can verilmez mi?”

Eşsiz Lider Atatürk

İngilizce kökenli liderlik sözcüğü kavram olarak, en geniş kapsamı ile “toplumları sevk ve idare sanatı” olarak tanımlanabilir.

Aynı sözcük Fransızca kökenli “şef” sözcüğü ile de karşılık bulmaktadır. Mustafa Kemal ATATÜRK lider tanımlamasını şef sözcüğünü kullanarak şöyle yapıyor: “… Şef, görüşünü ve düşüncesini en üstün şekilde kabul ettiren, işi yönetendir. Şef, niteliği ve değeri en yüksek olan adamdır. Şef, şef olmalı; ister sivil ister asker…”[[1]]

Liderlik niteliğiyle ilgili başka bir sözünde ise şöyle demektedir: “Büyük kararlar vermek kâfi değildir, bu kararları cesaret ve kesinlikle tatbik etmek de lâzımdır.”

Lider kişiliği Mustafa Kemal ATATÜRK’e çocukluk çağlarında, askerlik ve devlet adamlığı dönemlerinde bulunduğu ortamlarda doğal bir rol ve yer vermiştir. Lider vasıfları ise sayfalarca yazıya ve kitaplara konu olabilir. Yaradılıştan kaynaklanan doğal karizması, sezgi, analiz ve yorum üstatlığı, bir kısmı yukarıda sayılan önemli kişilik özellikleri, yurt ve millet sevgisi, kararlılığı, çok yönlülüğü, teşkilatçılığı, ileri görüşlülüğü, mücadeleci yapısı, birleştiriciliği, insani ve evrensel değerlere bağlılığı, abideleşen sözleri ve yazdıkları Mustafa Kemal ATATÜRK’ü milletinin ve uygar dünyanın eşsiz lideri yapmıştır

Liderlik özelliklerini, niteliklerini anlatan bilimsel bir çalışmayı; kitabı okuyun, sonrasında Mustafa Kemal ATATÜRK’ün söylediklerini ve uyguladıklarını inceleyin, dolu dolu örtüştüğünü göreceksiniz. Bu çalışmayı Atatürk’ü hiç tanımayan, duymamış başka milletten yetkin bir insana yaptırın ve sonrasında onu dinleyin. Hiç kuşkum yok size en üst seviyede olumlu düşüncelerle ve tespitlerle dönecektir.

1920’li yıllarda ülkemizde Amerika Birleşik Devletleri temsilcisi olarak bulunmuş olan General Sherrill (Charles H.), “Gazi Mustafa Kemal” adlı eserinde şöyle diyor: “… Bir milleti anlamak için, onun liderlerini incelemekten daha iyi bir yol yoktur. Türkler, Mustafa Kemal gibi, çağımızda henüz hiç kimsenin aşamadığı büyüklük ve yetenekte çok nadir bir insan yetiştirmiştir.”[[2]]

Lider olmak önce muhatap olduğu kitleyi anlamayı gerektirir. Anlamak için empati yaparak birey ve toplum algısını anlamlandırabilmenin, davranış ve tutumları tespit ve teşhis edebilmenin büyük önemi vardır. Atatürk’ün Libya çöllerinden başlayarak askerlik ve devlet adamlığı dönemlerinin her safhasında hitap ettiği toplulukları başarıyla yönlendirebilmesinin sırrı onları anlayıp algı, tutum ve davranışlarını anlamlandırabilmesinden geçmiştir. Bunu başarmakta gözlem ve analiz yeteneği ile dinleme alışkanlığının payı da büyüktür.

O’nun bir vatandaşı büyük bir ciddiyetle dinlerken çekilen paltolu fotoğrafını hatırlarız değil mi? Yüzündeki ciddiyeti ve doğallığı kendisini lider gören kaç kişide gördünüz? Atatürk der ki: “Vatani, milli meselelerde yürürken, fikri ve fiili noksanlarımızı görüp dostça ihtar edenlerden memnun ve müteşekkir kalırız.”

Yaşama bağlı insanların ve onların oluşturdukları toplulukların tutkuları olduğunu biliriz. Tutku, milletler için de dinamik idealler sağlar. Yaşamak ve gelişmek için önümüze anlamlı hedefler koymamıza neden olur. Şüphesiz büyük liderlerin de tutkuları vardır. Tutku ideallerde sağlamlığı ve sürdürülebilirliği de sağlar. Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi sözlerinde tutku şöyle anlam bulmuştur: “Gerçekte tutkusuz büyük bir iş meydana getirilemez. Fakat onun herhalde millet yolunda bir hizmet amacına yönelmiş olması gerekir. Başkan olan kimsenin, milletin ülküsüne göre hareket etmesi ve milletin psikolojisini bildikten sonra, o milletin eğilimine uyması gerekir.”[[3]] Ders niteliğinde bir söz değil mi?

Mustafa Kemal ATATÜRK öğrencilik yıllarından Cumhurbaşkanlığı dönemlerine kadar hep zor koşulların doğal lideri olmuştur. Liderlik ona verilmemiş, O lider statüsünü doldurmuştur. Ondan sonra gelenlerin çıtası çok yüksektedir. En doğrusu O’nu ebedi lider olarak görmek ve düşünce sistematiğini anlamaktır. Yol bellidir. Bilim destekli ve ışıklıdır. Bu yolda hiç durmadan yürümeliyiz. Aksini düşünen ve sinsice Atatürk’ü yıpratmaya çalışanların başarısız olması kaçınılmazdır. Tekrar vurgulayalım: Seçilmiştir, matematikleştirilmiş yaşamı milletimize ve insan uygarlığına zeki bir işarettir.

Kahraman ve Büyük Asker

Ben asker olarak doğmuşum.” sözü Atatürk’e aittir.

Büyük bir liderin böyle bir sözü söylemesi bile başlı başına asker kimliğine olan saygısını göstermektedir. Şüphesiz yaşamı süresince liderlik özellikleri açısından biriktirdiklerinin çok önemli kısmını ilk mesleği olan askerlik sürecinde gerçekleştirmiştir. Her mesleğin iyileri ve kötüleri vardır. Ancak şu bir gerçek ki; iyi yetişmiş, kendini gerçekleştirmiş ve donanımlı bir askerin yapacağı diğer işlerde de başarılı olma şansı çok fazla ve yaşam modellemesi örnek olabilmektedir. Çünkü askerlik mesleği merkezinde matematik olan bir bilim ve aynı zamanda duygusal zekâ unsurlarının ustaca kullanıldığı bir sanattır. Bu iki bilimsel sistemi layıkıyla uygulayanlar için başka yönetim sistemlerine uyum göstermek zor olmamaktadır. Zekânın bir tanımı da “Sezgi, düşünce ve bilgi kapasitesini kullanma ve farklı durumlara uyum sağlama yeteneğidir.”

Atatürk hakkında yazılan biyografilerin en başarılısını kaleme aldığı kabul edilen İngiliz yazar Lord KINROSS, Atatürk’ün askeri dehasını, siyasal dehaya dönüştürmesini şöyle anlatır:

“…Atatürk, her şeyden önce, büyük bir askerdi; fakat, zamanla büyük bir devlet adamı oldu. Tarihin bize anlattığı pek çok büyük askerler ve büyük adamların yanında, bu iki özelliği kendinde toplayan pek az kişi vardır.”

Değerli okuyucularım size ilginizi çekeceğini düşündüğüm bazı kavramları sunmak istiyorum. Askerlik biliminde harbin üç uygulama düzeyi vardır.

Taktik düzey, operasyonel düzey ve stratejik düzey.

Bu üç düzeyde de geçerli “Harp Prensipleri” vardır. Bunlar:

Hedef, Emir Komuta Birliği, Taarruz, Siklet Merkezi, Kuvvet Tasarrufu, Manevra, Baskın, Emniyet, Sadelik, Moral ve Hukuka Uygunluktur.

Şüphesiz savaş kavramının nitelik değiştirmesine bağlı olarak prensiplere eklenenler olacaktır.

Harp içerisinde taarruz, savunma, oyalama muharebesi, karşı taarruz, geri çekilme, başarıdan faydalanma, takip, vb. gibi değişik muharebe şekilleri görülebilir.

Harp sürecinde gerçekleştirilen muharebelerin içinde yer alan harekât planlamalarında ise süreci dört aşamada yaşarız. Bunlar: Planlama, Hazırlık, İcra ve Sürekli Değerlendirmedir.

Askerlik bilimini ve sanatını ziyadesiyle özümsemiş Mustafa Kemal ATATÜRK’ün o günlerde ve günümüzde de geçerli olan harp prensiplerini, harbin tüm uygulama düzeylerinde, birçok muharebe şeklindeki planlama aşamalarında son derece doğru uyguladığını görürüz. Hatta Mustafa Kemal ATATÜRK’ün uygulama alanında harp tarihine altın harflerle geçecek ve yeni kavramlar yaratacak sözlü ve yazılı emirler verdiğine şahit olunmuştur. Karşılaşılan olağanüstü sancılı durumlarda durumsallık yaklaşımı ile sıra dışı çıkışlar yapabilmiştir.

25 Nisan sabahı Arıburnu bölgesinden top sesleri duyulmaya başlandığı ve tam teşekküllü sekiz düşman taburunun bölgeye çıktığı anlarda Conkbayırı’na geldiği zaman kıyıdaki gözetleme erlerimizin cephaneleri kalmadığı için geri çekilmekte olduklarını görmüş, onları, kendilerini takip eden düşmana karşı yatırarak zaman kazanmış, ileriye intikalini hızlandırdığı 57’nci Piyade Alayı’nı gözetleme erlerini takip eden düşmana taarruz ettirmiştir. Burada tarihe mal olan emrini kendisi şu şekilde açıklamaktadır. Kumandanlara verdiğim sözlü emirlere şunu eklemişimdir. Ben size taarruz emretmiyorum ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar gelebilir.” Bu emir üzerine yapılan taarruz hava kararırken sahile yakın ilk sırtlara kadar ulaşıyor ve Çanakkale savunmasının omurgası teşekkül etmiş oluyordu.

Aynı taarruzu General Hamilton şöyle anlatıyor. “Gebe dağlar Türk doğurmakta devam ediyor.”

Sıra dışı emrin ve uygulamanın Dünya tarihi açısından da sonuçları olmuştur. Çanakkale muharebeleri İstanbul’un 1915 yılında işgalini önlemiş, direnmenin devamını sağlamıştır. Atatürk bu muharebelerle ilgili olarak: “Biz orada, İngiliz-Fransız donanmasını boğazın dışında tuttuk ve onların müttefikleri Ruslarla irtibat kurmasını önledik. Rusya böylece çökmüş oldu.” der.

Kütahya-Eskişehir muharebelerinden sonra Ordunun 100 km geride, Sakarya doğusuna çekilme emri de önemli bir karardır. Muharebe şartlarının aleyhimizde geliştiği sırada, 18 Temmuz 1921 günü Atatürk, İsmet Paşanın Karacahisar’da bulunan karargâhına giderek durumu incelemiş ve şu emri vermiştir. Orduyu, Eskişehir’in kuzey ve güneyinde topladıktan sonra, düşman ordusuyla aramıza büyük bir açıklık bırakmak gerekir ki, orduyu derleyip toparlamak ve güçlendirmek mümkün olabilsin. Bunun için Sakarya’nın doğusuna kadar çekilmek yerindedir.” Atatürk bu emrini şu önemli gerekçe ile tamamlıyor. Askerliğin gereğini kararsızlığa düşmeden uygulayalım. Başka türden sakıncalara karşı koyabiliriz.”

Atatürk Tedbir düşünürken acı da olsa gerçekleri görmekten bir an bile uzak kalınmamalıdır demiştir.

Atatürk bu emirle ilgili stratejiyi şöyle açıklamaktadır. “Uygun hareketler yaparak düşmanı durdurup etkisiz bırakmak ve yeni orduyu kurmak için zaman kazanmak şeklinde özetleyebilirim.”[[4]]

Kütahya-Eskişehir muharebelerinden sonra yapılan çekilme harekâtı sayesinde, Kütahya-Eskişehir muharebelerindeki Yunan taarruzu kesin bir sonuca ulaşamamış, taktik düzeyde bir başarı olarak kalmıştır.

İş burada bitmemiştir. Bu noktada klasik mevzi savunması yerine özellikle sonraki dönemlerde modern harp tarihinde zırhlı ve mekanize birliklerce de sık sık uygulanacak olan bir nevi derinlikte savunmaya dönülmüştür. Mustafa Kemal ATATÜRK bu durumu şöyle açıklamıştır. “Savunma hattına çok ümit bağlamak ve onun kırılmasıyla, ordunun büyüklüğü ölçüsünde çok gerilere çekilmek gerektiği teorisini çürütmek için memleket savunmasını başka türlü ifade etmeyi ve bu ifademde direnerek şiddet göstermeyi yararlı ve etkili buldum. Dedim ki hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz.” Bu muhteşem bakış açısı ve verilen direktif istilaya uğrayan ülkeler, mazlum milletler için bir harp gerçekliği ve kuralı olarak tarihe kazınmıştır.

Tunus Devlet Başkanı Habib BURGİBA 1965 yılında “Sakarya Savaşı, Sakarya Zaferi, yirmi yaşımın en kuvvetli hatırası olmuştur. O zamanlar, kendi kendime diyordum: Acaba ben de ulusumu böylesine seferber edemez miyim, onun ruhuna kurtarıcı hamleyi, bu dizgin tanımaz ihtirası aşılayamaz mıyım?” demiştir.

Sakarya Savaşı üç yüzyıllık toprak kayıplarının son noktasıdır.

Bir diğer olaydaki sıra dışı bakış açısını inceleyelim.

Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nden sonra dağılan ve disiplinsiz bir şekilde çekilen Yunan birliklerinin herhangi bir hatta tutunmasına ve yeniden tertiplenip teşkilatlanmasına engel olmak gerekiyordu. Bu birliklerin Yunanistan’dan sevk edilebilecek takviye birlikleriyle takviye edilmesinin de önlenmesi lazımdı. Ayrıca harekât son hedefine ulaşmadan Yunanlıların Batılı destekçilerinden bir ateşkes anlaşması baskısı gelebilirdi. (Nitekim sonrasında gelmiş ve Atatürk tarafından ihtiyaç kalmadı şeklinde yanıtlanmıştı.) Bunun için Ordu’ya sıra dışı ve uzak bir hedef vermek gerekmekteydi. Bu “hedef” motivasyonu da sağlamalı ve itici güç olmalıydı. Büyük asker bu durumu şöyle açıklamıştı: “Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini nazarı dikkate alarak ilerlemelerini ve herkesin akıl kuvvetini ve yurtseverlik kaynaklarını kullanarak yarışmaya devam etmelerini isterim. Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!

Bir askerde bulunması gereken ruha ve duruşa sahip, zeki, öngörülü, kararlı, cesur, hırslarını ve ihtiraslarını yurt sevgisine ve yüksek ideallerine eklemlemiş ve bilimsel düşünme niteliği üst seviyede olan bir lideri anlatmaya çalıştım. Başlangıçta da söylemiştim.  Bu konuda ne kadar yazsanız eksik bir şeyler kalır.

Şimdi O’nunla ilgili olarak Türk olmayanların ve yabancı basının düşüncelerine bir bakalım.

Arriba Gazetesi, Portekiz, 1938: “Atatürk, başı dumanlı doruklarda yüce bir dağ tepesidir. Siz O’na yaklaştıkça o yükselir ve aranızdaki mesafe sonsuza değin aynı kalır. Devirlerinde büyük gözüken, zamanla küçülen benzerlerinden farkı budur ve böyle kalacaktır.”

El-Mısri Gazetesi, Mısır, 1938:Atatürk’ün yaptıkları insanoğlunun kolay kolay yapabileceği şeylerden değildir. O; büsbütün başka bir insandı.”

Namzetti Ujsang Gazetesi, Budapeşte-Macaristan 1938:Modern devlet adamları arasında, yeni Türkiye’nin şefi yüksek bir yer tutmaktadır. Görevi Türk tarihinde en nazik olanlardan biri idi ve bunu şayanı hayret bir şekilde başarmaya muvaffak oldu. Bu hayret verici başarı, mücadelelerle çelikleşmiş olan karakter ve sarsılmaz iradesi sayesinde mümkün olmuştur. Ölümü, Türkiye’nin sarsılması demek olmayacak, zira bütün genç nesil, şefi tarafından çizilen yolu iman ve şevkle takip etmektedir.”

An Nahar Gazetesi, Beyrut:Dünyanın çok nadir yetiştirdiği dâhilerdendir. Dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir.”

İngiliz, Daily Telgraph Gazetesi: “Kadınlar başka hiçbir ülkede bu kadar hızla ilerlememişlerdir. Bir ulusun bu derece değişmesi, tarihte, gerçekten eşi olmayan bir olaydır.”

Sanerwin Gazetesi, Fransa: “Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet adamları; O’nun 1930’da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felâketinin içine sürüklemişlerdir.”

National Tidence Gazetesi, Danimarka, 11 Kasım 1938: “Atatürk, yirminci yüzyılın en büyük mucizesidir.”

Tchang Yang Yee Pan Gazetesi, Çin, 1958: “Eğer tarih bir kalbe sahip olsaydı, Mustafa Kemal’i mutlaka kıskanırdı.”

L’Illustration Dergisi, Fransa: Tarih çok büyükler gördü. İskenderler’i, Napolyonlar’ı, Washingtonlar’ı gördü. Fakat yirminci yüzyılda büyüklük rekorunu Atatürk, bu Türk oğlu Türk kırdı.”

Libre Belgique Gazetesi: “Türkiye’nin uluslararası ünü, prestij ve otoritesi durmaksızın yükselmiştir. Milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek devlet adamı Atatürk’tür.”

Alman Volkischer Beobachter Gazetesi: Atatürk Türkiye’yi tek düşmanı kalmaksızın bırakmıştır. Bu zamanımızın hiçbir devlet şefinin başaramadığıdır.”

Mercel SAUVAGE, İtalyan gazeteci:Mevcut rütbelerin hepsini kaldırdığı bir memlekette, bu adam, bütün rütbeleri, kazanmıştır. O memlekete, bulabilecek en şerefli isim O’na verilmiştir.”

Gladys BAKER, ABD’li gazeteci: “İnsanı teslim alıcı fevkalade önderlik kuvveti vardır. O, tetiktir, hazır cevaptır, dikkati çekecek kadar zekidir.”

  1. Perrone Dİ SAN MARTİNO, İtalyan yazar: “Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz seziş ile hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda memleketine yalnız askeri, aynı zamanda tam ve doyurucu bir siyasi zafer kazandırdı.”

Profesör Herbert MELZIG, Alman tarihçi: Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk’ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar.”

Prof. M. Zaajti FRANES, Macaristan: Türkiye’yi bir arı kovanının ve bütün Türkleri de bal aramağa çıkmış çalışkan arılara benzetiyorum. Nasıl arılar beylerinin etrafında toplanıp çalışırlarsa bütün Türk Milleti bugün büyük dâhi Mustafa Kemal etrafında toplanmışlardı.”

.
Gerrad TONGAS, Fransız yazar:Bu, insanlığa denenmiş bir felsefe örneği olarak sunulabilir. Atatürk yüz yıllara sığabilecek işleri on yılda tamamladı.”

Prof. Walter L. WRIHT Jr., Almanya: “O kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir diktatör değil, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan bir kahramandı.”

Yunan Ekonomi Başkanı Yorgi PESMAZOĞLU:İngiliz, Fransız ve İtalyanları Anadolu’dan uzaklaştırıp bizi de yenince, karşımızda sıradan bir adam bulunmadığını ve O’nun gerçek yaratıcı kudretini kavramaktan uzak kalmış olduğumuzu kabul ettik.” (1938)

Franklin ROOSEVELT, ABD Başkanı: “Benim üzüntüm iki türlüdür; önce böyle büyük bir adamın kaybından dolayı bütün dünya gibi üzgünüm. İkinci üzüntüm ise, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkân kalmamış olmasıdır.”

“Sovyet Rusya Hariciye Nazırı Litvinof ile görüşürken kendisine onun fikrince bütün Avrupa’nın en kıymetli ve en ziyade dikkate değer devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana Avrupa’nın en kıymetli devlet adamının Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal olduğunu söyledi.”

John F. KENNEDY, ABD Başkanı:Atatürk bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk halkına ilham veren liderliğini, modern dünyanın ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır. Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgür Türkiye’nin doğması yeni Türkiye’nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilan ve o zamandan beri koruması, Atatürk’ün Türk halkının işidir. Şüphesiz ki, Türkiye’de giriştiği derin ve geniş inkılaplar kadar bir kitlenin kendisine olan güvenini daha başarı ile gösteren bir örnek yoktur.”

Vladimir İliç LENİN, Rus Devrim Lideri, 1921: Mustafa Kemal sosyalist değildi. Fakat görülüyor ki iyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, ilerici, iyi düşünceli ve akıllı bir önderdir. O, soygunculara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına ve Sultanı da yaranıyla birlikte alt edeceğine inanıyorum.”

Aristide BRİAND, Fransız Başbakanı, 1921: Yeni Türk Devleti ile Ankara Antlaşması’nın imzalanması nedeniyle; “Bizi arkadan vurdu, dağ başındaki haydutlarla, Mustafa Kemallerle anlaştı.” diyenlere Fransız Başbakanı’nın Mecliste verdiği cevap: “Dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğiniz kahraman Mustafa Kemal ve O’nun tüm askerleri burada olsalardı, teker teker hepsinin heykellerini dikerdik. Böylesine kahraman bir antlaşma imzalamaktan gurur duyuyorum.”

Lloyd George, İngiltere Başbakanı, 1922: Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğe bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti’ne nasip oldu. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelirdi?”

Erlander, İsveç Başbakanı: Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılâpçı olmuştur.”

Emanullah HAN, Afgan Kralı:O büyük insan yalnız Türkiye için değil, bütün doğu milletleri için de en büyük önderdi.”

Muhammet Ali CİNNAH KAİDİÂZAM, Pakistan Cumhurbaşkanı, 1954:Uzun bir yol aşılmış, Kemal Atatürk’ün ölümüyle Müslüman dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir. Atatürk gibi bir önder önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği halde Hint Müslümanları bugünkü durumlarına hâlâ razı olacaklar mı?”

Ben Gurion, İsrail Başbakanı, 1963: Atatürk, askeri deha ile devlet adamı filozof dehasını bir araya getirmiştir.”

Sir Charles Townshend, İngiliz Generali, 1922:Ben şimdiye kadar on beş hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal’de büyük bir ruh kudretinin esrarı var.”

Prenses Aleksandrina, Uluslararası Kadınlar Birliği Delegesi: “Atatürk, dünya üzerinde yeni bir devir açmış bir insandır. Ben, O’nun Türk kadınlarına hak vererek ve bir ülkede anayı, yakışır olduğu yüceliğe eriştirerek Batı’ya ders verdiğini nasıl unuturum.”

Batıdan, Doğudan, Kuzeyden ve Güneyden her ülkenin insanının, basınının, gazetecisinin, akademisyeninin, askerinin, siyasetçisinin içten ve insani övgüsü gerçeğin ta kendisidir aslında. Fala söze gerek kalmıyor.

Yüksek bir ruhta, bize armağan edilmiş gerçek üst akla sahibiz. Adı Mustafa Kemal ATATÜRK. Yolundan gidelim.

Onlarca sayfa sürebilecek makaleye ebedi başkomutanım ve önderim Mustafa Kemal ATATÜRK’ün sözleriyle son vermek istiyorum.

Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz… Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.”

[1] http://www.atam.gov.tr/duyurular/deha-buyuk-adam-lider,

[2] http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-07/cok-yonlu-tarihi-kisiligi-ile-ataturk

[3] 1930 (Ayın Tarihi, No: 73, 1930)

[4] http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-09/ataturkun-cephelerde-verdigi-dort-emir