KCK, ağırlıklı olarak siyasi bir terör örgütlenmesi modeli geliştirmeye çalıştı. Önceki yazılarımızda aktardığımız kuruluşu, sözleşmesi ve Abdullah Öcalan’ın biçtiği rol incelendiğinde Türkiye içinde bir ikili iktidar modeli hedeflediği açıktı. Ancak Türkiye içinde bir kesim bu örgütün terör boyutunu değil siyasi boyutunu öne çıkarma gayreti içine girdi. Örneğin Cengiz Çandar, KCK’ya yönelik operasyonlar sürerken DTP’yi değil ilginç bir şekilde doğrudan KCK’yı İrlanda’daki Sinn Fein’e benzetmeye çalışmıştı: “Gözaltına alınan veya tutuklananların KCK’lı olduğu kanıtlansa bile onların hemen tümü kapatılmış DTP’nin ve yeni kurulmuş BDP’nin üyeleri. KCK-PKK ilişkisi, büyük ölçüde Sinn Fein-IRA ilişkisini andırıyor. İngiltere hükümeti, Sinn Fein’i muhatap alarak sonuçta IRA’yı silahsızlandırmayı başarmıştı.”

Oysa Sinn Fein incelendiğinde KCK’dan da çok DTP/BDP/HDP gibi bir siyasi partiye denk düşüyordu. Zaten yöneticilerinin incelenmesi ile bile KCK’nın siyasi bir örgüt değil, silahlı bir terör yapılanması olduğu anlaşılırdı. Bu örgüte Kandil Dağı’ndaki Murat Karayılan, Cemil Bayık, Sabri Ok gibi teröristler yöneticilik yapıyordu. Bu durum, KCK’nın PKK terör örgütünü kapsadığını da gösteriyordu.

Örgüt önüne hedef koyduğu gibi siyaseti kullanarak şehir merkezlerinde örgütlenmesine ağırlık verdi. Hedeflerinin esasını Güneydoğu Anadolu’daki şehirlerde siyasi bir güç merkezi oluşturmak, buna bağlı olarak özerk yönetimler ve bu özerk yönetimlerin silahlı asayiş güçlerini kurmaktı. Bu hedeflerine ulaşmak için şu adımları attılar:

1-         DTP/BDP/HDP siyasi parti, DTK bir Meclis işlevi görerek siyasi bir merkez oluşturuldu. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bu siyasi partilerin güçlü olduğu belediyeler, belediyelere bağlı kurum ve kuruluşlar, siyasi, kültürel dernekler, kontrol edilen sendikalar üzerinden adeta siyasi bir ağ oluşturuldu. Bu ağ üzerinden, bölgedeki Kürt kökenli vatandaşlar baskı altına alındı. Baskı, halka ağır bir şekilde hissettirildi. Bizzat bir taksicinin bir Diyarbakır gezimde anlattığı şu sözler, halkın üzerindeki baskıyı gösteriyordu: “Bir asker, polis, Batılı bir memuru müşteri olarak alsam, müşterimi indirir indirmez PKK’lılar geliyor, ‘ajan mısın’ sorgusu yapıyor. Bunaldık.” Yine bir esnafla sohbetimizde, “kepenk kapatma eylemleri” için “Kapatmayalım da ne yapalım. Ya eylemde saldırıyorlar, ya belediye zabıtaları gönderip ceza yazıyor. Kendi adamlarının dükkanları açık kalıyor, bizim dükkanlar kapanıyor. Sahipsiziz” serzenişine şahit olmuştum. Baskı ağırdı. Halk örgütün baskısını sonuna kadar hissediyordu. KCK’nın siyaset kurumuna yönelik baskısından nasibini alanlar arasında, kendilerine yakın siyasetçiler de bulunuyordu. Hatırlanacağı üzere Osman Baydemir, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı iken, Öcalan’ı, PKK’yı dolaylı yoldan eleştiren bir çıkış yapmıştı. Bunun ardından örgütün adamları (Hatta bazılarının belediye çalışanı olduğu belirtiliyordu) Baydemir’i sorgulamıştı. Çalışanının başkanı sorgulaması, esasında bu siyasi akım içinde kimin sözünün geçtiğini gösteren çarpıcı bir örnekti. KCK yöneticisi, Belediye Başkanı’ndan hiyerarşi olarak daha üstteydi.

2-         DTK, 13 askerimizin şehit edildiği Silvan saldırısının olduğu gün, yani 14 Temmuz 2011 tarihinde toplanmış ve Eşbaşkanı Aysel Tuğluk kamuoyuna “özerklik ilanını” duyurmuştu.  Öcalan’ın, yukarıda alıntılar yaptığımız kitabından bir yıl sonra yapılan bu ilan, aslında 2011 yılı sonrasının işaret fişeğiydi. Örgüt, öz yönetim/özerklik çalışmalarını bu çerçevede hızlandırdı.

3-         Yine Öcalan’ın kritik talimatlarından olan “Öz Savunma Gücü”, yani terör örgütü tarafından kurulması hedeflenen özerk yönetimin sözde asayiş kuvveti için ilk adım yine 2011 yılında atıldı. Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye getirildiği tarih olan 16 Şubat 2011 tarihinde Hakkâri’de yapılan eylemlerde üzerinde “KCK asayiş” yazan bir flamanın önünde, KCK kollukları taşıyan terör örgütü PKK militanları yol kesip kimlik kontrolü yaptılar. Örgüt, gelecekte şehir merkezlerini ateşe verecek YDG-H yapılanmasının ilk adımını bu şekilde attı. Oysa hükümet, açılım programı kapsamında güvenlik güçlerinin yol arama ve kontrollerini azaltması talimatı vermişti. Bir genelgeyle jandarma ve polisin yol kontrolleri yok denecek kadar seyrekleştirildi. Bu, açılım yolunda atılmış bir adım olarak sunulmuştu. Hükümetin bu açılımına, PKK’nın verdiği yanıt, “kontrolleri KCK asayiş kolu”na yaptırmak oldu. Bu örgütlenme 2012 yılı sonunda başlayan Çözüm Süreci’nde daha da güçlendirildi. Terörün görünen yüzü olan bu militanlarla terör örgütü Çözüm Süreci’nde Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketi (YDG-H)’ni kurdu. YDG-H ilerleyen satırlarda ayrıntılı aktaracağımız üzere örgütün şehir merkezlerindeki silahlı gücü haline geldi.

“Kıra dayalı şehir savaşı”

Örgüt yönetimi, bu dönemde, son maddede aktardığımız şehir merkezlerindeki silahlı örgütlenmesine yoğunlaştı. Gazeteci Nevzat Çiçek, bu örgütlenmeyi şu şekilde aktarıyor: “PKK, ‘Dördüncü Stratejik Dönem’ olarak adlandırılan ve ‘Devrimci Halk Savaşı’ olarak ifade edilen eylem planlarında belirlenen hedefleri, güvenlik güçlerinin etkin mücadelesi nedeniyle gerçekleştirememişti. Final yılı olarak ilan ettiği 2012 yılında yaşanan başarısızlık karşısında PKK, sadece kıra dayalı bir savaşın, örgütün ‘kesin zafere’ ulaşmasını engellediğini, ‘demokratik özerkliğin’ inşa edilebilmesi için şehirlerde daha etkin örgütlenmenin ve  ‘şehir savaşının’ zorunlu olduğunu ifade etmeye başlamıştır. Bu nedenle örgüt ‘Kıra Dayalı Şehir Savaşı’ stratejisini oluşturmuş ve bu strateji doğrultusunda faaliyetlerini planlamıştır. Bugün geldiğimiz noktada olup biteni anlamak için bu stratejiyi çok iyi bilmek gerekmektedir.”[ii]

Bu çerçevede örgüt yöneticilerinden Duran Kalkan, 2012 yılında 17 madde ile bu örgütlenmenin hedeflerini açıkladı. Bu maddeler şöyleydi:

  1. Devrimci halk savaşında, kendi programı ve planı doğrultusunda geliştirdiği ölçüde KCK sistemi örgütlenecek, KCK sisteminin örgütlediği oranda savaş geliştirilebilecektir.
  2. Kırda ve şehirde yürütülebilecek dengeli bir savaş demokratik konfederalizm örgütlenme, sömürgeci sıykırım rejimini zayıflatma, geriletme ve sınırlandırma imkanına sahiptir. Bu bkımdan devrimci halk savaşının zemini olarak kırda ve şehirde yürütülecek dengeli bir savaş esastır.
  3. Savaş yürüten kuvvetlerden birincisi kır gerillasıdır. Zayıflatılması, azaltılması değil. Aksine güçlendirilmesi ve büyütülmesi gerekiyor.
  4. İkincisi, savaşı yürütecek yeni bir gerilla türüdür. Buna şehir gerillası denir. Şehrin koşullarına göre insan seçmeli, ona göre eğitilmeli, örgütlenmeli ve savaşılmalıdır.
  5. Üçüncüsü de serhildanlardır. Gençlik ve kadın örgütlülüğüne dayalı, legal imkanları kullanan fakat onunla kendini tam bağlamayan, meşruiyeti kendine esas alan, meşru savunma kapsamında hareket eden bir serhildan harekete üçüncü bir kuvvet olarak devam etmelidir.
  6. Savaş, güvenlik güçlerinin hazırlıklı olduğu yerde değil, örgütlenmemizin hazırlıklı olduğu yerde yapılmalıdır. Bu başarı şansını artırır. Kim ne kadar çok arazi denetler, kendisini kırda sağlam üstlendirirse, şehir savaşında da o kadar güçlü olur.
  7. Karakollar kuşatılıp ordu karakollardan çıkamaz hale getirilebilir. Karakol dışındaki bütün coğrafya, örgütümüzün ekinliğinde olacaktır.
  8. Saldıran hedefler vurulmalı, savaşmak istemeyen, sabit olan, operasyon yapmayan hedefler vurulmamalıdır. Bu şekilde savaşa pasif yaklaşan birlikler pasifize edilmelidir.
  9. Ordunun üzerimize gelmediği, operasyon yapmadığı durumlarda adım adım araziye üslenilmeli ve alan hakimiyeti genişletilmelidir.
  10. Esas savaş alanı şehirlerdir. Zira düşman hedefleri ve kurumları şehirlerdedir. Savaş bu anlamıyla esas olarak şehirlerde olmalıdır.
  11. Önemli olan husus karşı hedefin nasıl etkisizleştirileceğidir. Bir suikastla birkaç kişiyi etkisizleştirerek, bir karakolun tahrip edilebilmesi, gerektiğinde büyük şehirlerde (30-40 kişinin) çatışmaya girebilmesi, dıştan daha profesyonel savaşçı gerekiyorsa kıran 3-5 kişinin getirilebilmesi gerekir.
  12. Önderlik “Amed´de 2 bin kişi bir gecede polisle çatışmaya girer” demektedir. Örgütlenip hazırlanan ve donatılan güçlerin her biri şehrin önemli bir kesimini denetimi altına alacaktır.
  13. Devletin, Polisin şehirlerde ve sokaklarda toplum üzerindeki denetimi, kontrolü yok edilecektir. Polis karakollarını yakıp yıkarak asayişi kendimizin sağlayacağı bir düzeye kadar ulaştırmak gerekli.
  14. Düşman güçlerinin tümden etkisizleştirildiği, polisin yok edildiği, tamamen halkın denetimine geçtiği yerler oluştuğunda artık bir yerel birlikler asayiş sağlayan güç haline gelebilecek, böylece yerel öz savunma açığa çıkabilecek, örgütlenebilecek, kurumlaşabilecek, KCK sistemini demokratik toplum örgütlülüğünü koruyan, savunan güçler haline gelebilecektir.
  15. Serhildan halkı ve gençliği iyice ateşleyebilecek, örgütleyebilecek, sokağa dökebilecek, böylece halkın aktivitesini artırabilecek bazı kapsamlı yerel birlik eylemlerine daha profesyonel özel eğitilmiş gerilla güçleri destek verebilecek, bir şehirde bir çok mahallede birkaç yüzlük iyi örgütlenmiş şehir birlikleriyle şehir ele geçirilebilecektir.
  16. Şehir gerillasının eğitim, örgütlenme ve yönetim çalışmaları kırsaldan planlanacak, bir başka deyişle “kırdan planlanma ve yönetim” prensibi uygulanacak, ancak şehirdekilerin de inisiyatifi olacak, şehrin etrafında güçlü olunduğu takdirde şehir içindeki savaşın daha iyi yapılacağı fikrinden hareketle şehirde yapılmak istenilen savaş dağlara dayandırılarak şehirlerin etrafı kuşatılacaktır.
  17. Şehirdeki örgütlenme kırdan farklıdır. Çünkü şehirde gizlilik çok daha önemlidir. Kimse kimseyi tanımamalıdır, örgütlenmenin bir kuralı sisteme bağlı olmadığı, sabit ve kesin bir modelin bulunmadığı her eylem gurubunun sadece kendi bileceği eylemlerin bazen bir kışı, bazen de öç dört kişi ya da bir takım tarafından gerçekleştirilebileceği yapı esas alınmalıdır.

Bu 17 maddelik talimat listesi gösteriyordu ki örgüt, şehir merkezlerinde Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bir kalkışma hazırlığı yapıyordu. 6-8 Ekim terör eylemleri ve son operasyonlar sonucu örgütle ilgili ortaya çıkan bilgiler de gösterdi ki, şehir merkezleri terörist yuvasına dönüşmüştü.

KCK incelememizle ilgili son yazımızda askerin 2007 yılından itibaren yaptığı uyarıları ve örgütün eylem stratejisini aktaracağız.

[i] Cengiz Çandar, “Sinn Fein’i yok ederek IRA’yı halletmek; ‘Halledin, halledebiliyorsanız…’”, Radikal, 26 Aralık 2009

[ii] Nevzat Çiçek, “PKK’nın yeni stratejisi: ‘Şehir gerillacılığı’”, www.timeturk.com, 8 Eylül 2015