Türkiye, özellikle Batı ülkelerinde teki bile kriz, toplumsal sarsıntı yaratacak, üzerine onlarca film yapılacak olayları sadece 2,5 yıl içinde yaşadı. Haziran 2015 ile başlayan süreçte Türkiye’nin gerek yurt içi gerek yurtdışında doğrudan etkilendiği bazı olayları alt alta sıralayacak olursak bana hak vereceksinizdir:

– DAEŞ ve PKK terör örgütlerinin saldırıları (ki 5 Haziran 2015-1 Ocak 2017 tarihleri arasında yapılan bu iki terör örgütünün bombalı terör saldırılarında tam 423 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı)

– Suriye’nin kuzeyindeki PYD terör örgütünün Türkiye’yi de hedef alacak sınır genişletmesi ve oluşturmaya çalıştığı koridor

– 15 Temmuz darbe görünümlü FETÖ’cüler eliyle gerçekleştirilen işgal girişimi

– Yunanistan’ın Ege’de ve Kıbrıs’ta uluslararası hukuka aykırı girişimleri

– Irak’ın kuzeyindeki gayri meşru referandum ve Irak Türklerine yönelik saldırılar.

– Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik saldırganlığı.

Bu saldırılara rağmen, kısa sürede toparlanıp PKK terör örgütüne karşı meskûn mahal, eksikleri olsa da FETÖ’ye karşı amansız mücadele yürütmek, PYD ve DAEŞ terör örgütlerine Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtları darbe üstüne darbe indirmek ve indirmeye devam etmek her devletin altından kalkacağı bir hadise değildir. Bu konuda da mücadeleye devam etme konusunda kararlı bir irade var. Bu cümlemi hemen siyasi çerçeveye çekmeyin. İrade derken Türk milletini kastediyorum: Sokağa çıkın ve kendiniz bir anket yapın. Büyük çoğunluğun desteklediği siyasi parti hangisi olursa olsun Türkiye’nin bekası için yapılan FETÖ, PKK, PYD mücadelesine destek verdiğini görürsünüz. Zaten anketlerde de bu oranı görebiliyorsunuz. Örneğin ORC tarafından yapılan ankette kamuoyunda harekata yönelik destek, bu kadar iç tartışmaya ve fitneye rağmen yüzde 80.7 oranında çıkmıştı. Ankete göre halkın %77,4’ü de terör örgütü üyelerine ve destekçilerine uygulanan cezaları yeterli bulmadığını da söylemişti.

Yine MAK araştırma şirketinin Zeytin Dalı Harekâtı’na ilişkin 20-26 Ocak tarihleri arasında, 30 büyükşehir, 23 il, 154 ilçede 5.496 kişiyle yüz yüze görüşme yöntemiyle gerçekleştirdiği araştırmaya göre, halkın yüzde 85’i operasyonu destekliyordu. Türk milletinin çok büyük çoğunluğunun siyasi parti perspektifinden çok ülkenin bütünlüğü noktasından olaylara baktığını gösteren önemli veriler bunlar.

Algı Operasyonlarına Dikkat

Ancak bu durum, milletimize yönelik algı operasyonlarının durmasına engel olmuyor. Türk milletindeki bu destek psikolojisini tersine çevirmek isteyenler boş durmuyor. Özellikle sosyal medyada yapılan paylaşımlar psikolojik saldırganlığın işaretlerini taşıyor. Bazı hesaplardan yapılan paylaşımlar incelendiğinde o hesap sahiplerinin, Türkiye’yi zayıf gösterme ve açık düşürmek amacıyla büyük bir gayret içinde olduklarını görürüz. Bu paylaşımları tasnif edecek olursak;

– Türkiye’nin izlediği politikalarda yanlış ve hata bulma çabası içinde olanlar,

– Haklı ve milli bir mücadeleye bilinçli bir şekilde destek vermeyenler,

– Bu haklı ve milli mücadeleye destek verenleri “hükümete yandaş” diyerek “muhalifleri” ve hükümet karşıtlarını konsolide etme çabasında olanlar.

Bir kesim de Zeytin Dalı Harekâtı nedeniyle toplumda oluşan birlik ve beraberlik nedeniyle içlerindeki rahatsızlığı açıktan değil de sinsice gösteriyor. Şehitlerimiz üzerinden yapılan paylaşımlarla Türkiye’yi insanları öldüren, gencecik insanları ölüme gönderen, barıştan hoşlanmayan, çatışmacı bir ülke gibi gösterme çabası içindeler.

Bir kesim ise istemeyerek, farkında olmadan sadece muhalif kimliğine saplanıp kalanlar. Ama bu kesimin istemeyerek de olsa yaptığı bazı paylaşımlar, getirdiği söylemler Türkiye’ye zarar vermekten ve ülkemiz aleyhinde faaliyet yürüten ülke ve odaklardan başka kimseyi mutlu etmez. Bu yazdıklarım, “görülen yanlış varsa söylemeyelim” anlamına kesinlikle gelmemeli. Bu satırların yazarını takip edenler, yanlış bulduğu noktayı hiç kimseden çekinmeden söyleyeceğimi çok iyi bilmektedir. Anlatmak istediğim şudur: bu konuda iç siyasi dengelere hiç takılmadan, milli meselede milli duruş sergilemek ve görülen yanlışları da samimiyetle önermek hem siyasi açıdan hem Türkiye’nin dışarıya karşı elini güçlendirmek bakımından daha yararlı olacağı açıktır.

Bu nedenle, Türkiye’nin haklı milli meselesinde ülkemize yönelik yurtdışı algı operasyonu içeren veya Türk halkının milli meseleye olan dikkatini dağıtmaya, birliğini bölüp zayıflatmaya yönelik çaba ve gayretleri gözden kaçırmamak ve dikkatli olmak gerekiyor.

FETÖ’cülerin, PKK’lıların, bütün terör odaklarının ve onların arkasındaki emperyalist güçlerin algı operasyonu konusunda ne kadar mahir olduğunu biliyoruz. Bunun da bir mücadele alanı olduğunu unutmadan hareket etmek ülkemize fayda sağlayacak, gerçekçi uyarılar yapılacak olası yanlışların önüne geçecek ve uluslararası arenada Türkiye’nin elini güçlendirecektir.

Kamu Diplomasisi Önerisi

Bu söylediklerimizin paralelinde Türkiye’nin dış dünyada elini güçlendirecek bir başka eylem de ülkemizdeki Suriyelilerin durumunu dünyaya doğru anlatmak olacaktır. Bu konuyu kamu diplomasisi çerçevesinde ele alarak ülkemizde misafir edilen Suriyelilerin ülkelerine dönüşü için ilk ciddi adım atılabilir. Bunun için Suriyelilerin başta ABD, Fransa, Almanya, İngiltere olmak üzere Batılı ülkelerin, Avrupa Birliği Temsilciliği ve Birleşmiş Milletler Ofisinin yanı sıra Rusya, İran, Mısır, Suudi Arabistan vb. ülkelerin temsilciliklerinin önünde DAEŞ’ten kurtarılan bölgelere, yani ülkelerine dönmeyi içeren taleplerini belirten dilekçelerini vermeleri sağlanabilir.

Ardından da bu temsilcilikler önünde basın toplantısı yaparak Suriye’de yaşanan dramı bir kez daha gündeme getirmeleri, konuya duyarsız veya negatif yaklaşan ülkeleri protesto ederek ve basın toplantısı düzenleyerek sonrasında da kısa bir yürüyüşle aktiviteyi tamamlamaları teşvik edilebilir.

Bu tür demokratik tepkilerin ve basın açıklaması benzeri aktivitelerin bir defaya mahsus olmadan, gerekirse her hafta bir temsilciliğin önünde tekrarlanması ve yaşanan mağduriyetlerin ve haklı taleplerin, çeşitli uluslararası kurum ve kuruluşlar ile haber ajansları, yabancı televizyon ve basın kuruluşlarına iletilmesi bu sürecin bir parçası olur. Böylece Suriye’de yaşanan faciayı gözler önüne seren hayata dair dokunuşlarla belgeli, resimli, şahitli bir şekilde sosyal medya da kullanılarak dünyaya duyurulmuş olur. Bu veya benzeri eylemler yapılırsa, dünya kamuoyunda halk kitleleri üzerinde konu gündemde tutulur ve bu ülkelerde kamuoyu baskısı oluşturulabilir. Öbür taraftan da ülkemize yönelik algı operasyonları etkisizleştirilebilir. Böyle bir atak, büyük çoğunluğu yurt dışında planlanıp içerdeki uzantılara hazırlatılan ve Türkiye’yi zayıflatmaya yönelik leş gibi algı operasyonu kokan bazı propaganda araçlarının da önünü kesmiş olur.

Unutmayın, yazımın girişinde belirttiğim tüm saldırılarda bizi öldürmeye çalıştılar ama başaramadılar. Friedrich Nietzsche’ye ait “Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir” sözünü hatırlayın. Bizi öldüremediler. O halde güçlenmek için hepimize görev düşüyor. Çünkü başka Türkiye yok…