Dünkü yazımda İran’a yönelik ABD merkezli taarruzun ekonomik boyutunu ve İran’ın içerisindeki birkaç önemli gelişmeyi aktarmıştım. Bugün de bu taarruzun bölgesel boyutunu inceleyeceğim.

Stratejileri, en çok incelenen ve uygulanan iki savaş stratejistinden Sun Tzu “Savaş sanatının en yücesi, savaşmadan düşmanı alt etmektir” ilkesini vurgularken Carl Von Clausewitz ise “Fizik gücün sonuna kadar kullanılması hiçbir zaman zekanın kullanılmaması anlamına gelmediğinden, bu fizik gücü acımadan kullanan ve kan dökmekten çekinmeyen taraf, aynı şekilde hareket etmeyen diğer tarafa oranla avantajlı bir durum elde eder” diyerek Sun Tzu’nun aksine askeri gücün kullanılmasının önemine dikkat çeker. Amerika Birleşik Devletleri de son kertede askeri gücünü kullanmayı bir seçenek olarak masada tutsa da, aktardığımız birinci ilkeyi önceliğine aldığını görebiliriz. Zaten İran’ın askeri uzmanlarının yaptığı saptamaya göre, ABD’nin İran’ı doğrudan savaşarak yenmesi mümkün görünmüyor. Yapılan incelemelere göre İran’ın düşmesi için ABD ve müttefiklerinin 1 milyon askerle bu ülkeye saldırması, 24 saat bombardıman yapması, bunu 3-4 ay sürdürmesi durumunda ancak Tahran’a girilebilecek. Bu da gerek ekonomik gerek askeri güç oluşturma bakımından imkânsıza yakın bir durum. İran’ın mevcut ordusu dışında, her yıl belli periyotlarla silah eğitimi alan 20 milyonluk bir seferberlik gücü bulunduğunu da düşünecek olursak, ABD ve müttefiklerinin askeri güç seçeneğini masaya getirmesinin çok zor olduğunu görebiliriz.

Peki, buna karşın ABD ekonomik yaptırım dışında ne yapacak? Uzatmadan yazalım; Washington bölge ülkelerini bu taarruza göre kendi güdümüne sokmaya çalışacak, girmeyen ülkeleri yeniden dizayn edecek. Bunun çalışmalarına bir süredir başlamıştı. Olası bir karışıklık veya saldırıda İran’a Rusya’dan gelebilecek desteğin yolunu kontrol altına almak için Ermenistan’dan başlayan bir operasyon sürüyor. Bu operasyonun ana merkezleri Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan.

Ermenistan’da Yönetim Değişikliği

İlk hamle Ermenistan’da yapıldı. Çünkü İran’ın Erivan yönetiminde ciddi bir etkisi vardı. Türkiye ile de sık sık karşı karşıya kalınmasına neden olan iletişimi koparmak için Washington, Erivan’da Rusya ve İran etkisinden uzak bir yönetim istedi. Eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın 10 yıl iktidarda kaldıktan sonra Başbakan koltuğuna geçerek ülkeyi yönetmeye devam etmesi gerekçesiyle 16 Nisan’da başlayan olaylar neticesinde bu ülkede yönetim değişikliği yaşandı. Sarkisyan her ne kadar Batı ile iletişimi kuvvetli tutmaya çalışsa da, Rusya’nın çizdiği çizgilerin dışına çıkmamaya çalışan bir siyasetçiydi. Bu çerçevede İran ile ilişkileri de sıkı tutmaya çalışıyordu. Ülke sınırları içinde çok sayıda Azerbaycan Türk’ü yaşayan İran’da Tahran yönetimi, Azerbaycan-Ermenistan geriliminde Erivan’ın en büyük destekçilerindendi. Bu nedenle Türkiye ile de sık sık karşı karşıya geliyordu.

Yönetim değişikliğine dönecek olursak eylemlerin lideri de olan Sarkisyan’ın çekilmesiyle Başbakanlık koltuğuna oturan ve bu süreci Soros’un meşhur hareketlenmesi “kadife devrim”e benzeten Nikol Paşınyan’ın kurduğu kadronun Washington ve Soros bağlantıları dikkat çekici. Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, ocağın sitesinde kaleme aldığı yazısında, bu kadro ile ilgili şu bilgileri paylaşıyor:

“Güvenlik Konseyi Başkanı Armen Grigoryan zamanında Soros Vakfı’nın finanse ettiği Transparency International örgütünde koordinatör görevi yapmıştır. Eğitim ve Bilim Bakanı Araik Arutunyan önceleri Helsinki Yurttaşlar Derneği ve Transparency International teşkilatlarında görev yapmıştır.

Ermenistan’ın Devlet Kontrolünden sorumlu Bakanlığına getirilen David Sanasaryan, batı yanlısı Rusya karşıtı olup, ülkedeki Rus askeri üssünün çıkarılması yönünde çalışmalar yapmaktadır.

Savunma Bakanlığı gibi stratejik bir kurumun başına getirilen David Tonoyan ise 1990’lı yılların sonundan Ermenistan’ın NATO’daki temsilcisidir. Rusya’nın Moskovskiy Komsomolets gazetesi haberine göre Tonoyan, ABD’nin Askeri Ataşesi, Albay Erik Larsen tarafından desteklenmektedir.

Diasporadan sorumlu Bakan Yardımcısı görevine Paris’te doğmuş, ABD’de eğitim almış Babken Ter-Grigoryan atandı. O, Ermenistan’da Soros Vakfı’nın program koordinatörü olmuş ve yukarıda bahsi geçen Transparency International’da çalışmıştır. Ter-Grigoryan, Rusya Devlet Başkanı Putin’e hakaretleri ile tanımaktadır.”

Özetle Erivan, Rusya ekseninden Batı-ABD eksenine doğru ilerlemeye başladı. Bu durum sadece Rusya ve İran’ın değil, uzun vadede Türkiye ve Azerbaycan’ı da zorlayacak bir değişimin göstergesi.

Azerbaycan’da İstihbarat Oyunları

Washington’a göre, İran’a yönelik taarruz çerçevesinde yeniden şekillendirilecek ülkelerden biri de bu ülkenin kuzey komşusu Azerbaycan. Bu ülkede son dönemde yaşanan bazı olaylarda, zaten FETÖ üzerinden uzunca bir süredir bu ülkeye sızmış bulunan Amerikan istihbaratının parmak izlerini görmek mümkün. Örneğin son birkaç günde ülkenin ünlü bir valisine suikast gerçekleştirildi, elektrik santralinde patlamayla ülke karanlığa gömüldü, sular kesildi, metrolar durdu ve tedavi merkezlerinde yangın çıktı. Olayların perde arkasında Azerbaycan’da da Ermenistan benzeri bir karışıklığın altyapısını oluşturmak olduğu belirtiliyor. (Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgilerin olduğu haberi bu bağlantıyı tıklayarak okuyabilirsiniz)

Türkiye ise bu duruma en net mesajı en üst düzeyden verdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimlerden sonra ilk yurtdışı ziyareti Azerbaycan’a yapılacağı açıklandı.

Türkiye’nin bu mesajı olağan karşılanabilir. Ancak Azerbaycan’a çarpıcı bir destek Rusya’dan geldi. Rusya’nın önde gelen siyasetçileri ve uzmanları geçen günlerde Azerbaycan’ın kontrolü altındaki Karabağ’ı ziyaret etti. Karabağ’ı Azerbaycan’ın ayrılmaz parçası olarak tanıdığını belirten Rus siyasetçiler, Ermenistan’a işgal altındaki beş bölgeyi derhal geri vermesi çağrısında bulundu. (İlgili haber için linki tıklayın)

Bu da İran’ın çevrelenmesi için yapılan hareketliliğe Türkiye ve Rusya’nın yanıtı olarak görülebilir.

Washington’un önümüzdeki dönemde Amerikancı yapıyı tasfiye eden Gürcistan’da da yıkıcı bir girişim yapacağı belirtiliyor.

Türkiye’deki Seçimler

Burada en çarpıcı bilgilerden biri, İran’ın Türkiye’deki seçimlere bakış açısı oldu. Tahran’da bulunan gazeteci dostumuz Yakup Aslan’ın aktardığına göre, İran yönetimi Türkiye’deki seçimleri çok yakından takip etti. Aslan şu bilgileri aktardı: “Tahran, muhalif adayların seçim öncesinde Batı’ya yönelik olumlu mesajlarından endişe duyuyordu. Yapılan analizlere göre, seçimi muhalefetin adayları kazansaydı ABD’nin politikalarına uygun hareket edilecekti. Erdoğan’ın kazanması Tahran’ı da rahatlattı. Çünkü Erdoğan yönetiminin Batı’ya karşı İran konusunda olumlu mesajlar vermesinden memnunlar. İran, Erdoğan’ın ABD taarruzuna destek vermeyeceğini düşünüyor.”

24 Haziran öncesini ve özellikle (demokratik hakkını kullanan ve arayanları tenzih ederek) kaos beklentisi içine girenleri yeniden hatırlarsak, Türkiye’nin de bu süreçte yeniden dizayn edilmeye çalışıldığını, ancak bu beklentiye girenlerin hüsrana uğradığını söylemek çok da afaki bir yorum gibi görünmüyor.

İran konusunu işlemeye devam edeceğiz.