TERÖRLE MÜCADELEDE KAVRAM KARMAŞASI VE ÖRGÜTÜN SON DURUMU

Oslo Süreci ile ilk adımları atılan, 2009 süreciyle bir denemesi yapılan ve 2012 yılı sonu/2013 yılı başında resmi olarak yürütüldüğü ilan edilen Çözüm Süreci’nin sonunda, terör örgütü Suriye kuzeyinde kurduğu Kanton tecrübelerini göz önüne alarak Türkiye’de “öz savunma/öz yönetim/özerklik” hedefi ile terör eylemlerini başlattı. Evet, “başlattı” diyoruz. Çünkü birilerinin bilinçli veya cehaletten kaynaklı olarak öne sürdüğü “7 Haziran sonrası operasyonlar başladığı” iddiası gerçeği yansıtmıyor. Saldırı kararını alıp, uygulayan terör örgütü oldu. 7 Haziran seçimlerinden önce, yani Çözüm Süreci boyunca çokça eylem yapıp, TSK’ya, Emniyet’e şehitler verdiren terör örgütü, seçimler sonrasında da faaliyetlerini hızlandırmıştır. Terör örgütü yöneticileri 11 Temmuz 2015’te de, yani TSK operasyonlarının başlamasından 13 gün önce sözde “ateşkesi” bitirdiklerini ilan etmiştir. Ceylanpınar’da 2 polisimizin evinde şehit edildiği saldırı, bu açıklamadan 11 gün sonra yapılmıştır. Yani örgüt, çözüm süreci boyunca edindiği silahlı ve siyasi güce güvenerek saldırı pozisyonu almış, yanıtı ise beklemediği şekilde çok sert almıştır. Irak Kuzeyindeki  terör kampları Hava Kuvvetleri taarruzları ile yerle bir edilmiş, ülke içinde örgütün çözüm süreci boyunca inşa ettiği sözde şehitlikler ve çevresindeki örgüt binaları imha edilmiş ve örgütün kırsalda tertiplendiği Doski Vadisi ve Dağlıca bölgesi Özel Kuvvetler operasyonları ile temizlenmiştir. Bu operasyonlara müteakip şehir merkezlerindeki teröristlere yönelik operasyonlara başlanmıştır.

Telsiz konuşmalarında “Rojava’dan gelenler nerede? Burası Kobani gibi değil dediler, anladılar, kaçıyorlar” diyerek yenilgilerini kabul eden teröristler ve yöneticileri, Silvan, Cizre, Sur, Cizre, Silopi, Yüksekova, Şırnak merkez ve Nusaybin’deki yenilgilerinin ardından farklı bir taktik izlemeye başladı.

Bu çerçevede, terörle mücadelede gelinen nokta, sonrasında atılması gereken bazı adımlar ve örgütün son durumu ile ilgili bazı konulara değinmekte fayda olacaktır.

Kavram karmaşası

Öncelikle şunu net bir şekilde koymak gerekiyor: Türkiye’de diğer birçok konuda olduğu gibi terörle mücadele de en önemli sıkıntıların başında kavram karmaşası gelmekte. Terör örgütü ve arkasındaki bütün güçler gerek yalanlar üzerine kurulmuş propaganda gerekse kavram karmaşası oluşturarak, beyinleri bulandırmaya çalışıyor. (Terör örgütünün yalanları üzerine yazılmış “PKK Yalanları ve Gerçekler” başlıklı yazım: http://ankaenstitusu.com/pkk-yalanlari-ve-gercekler/  ) Terörle topyekûn mücadelede çıkış yolları aranırken, bu konu büyük önem arz etmekte. Bu kavram karmaşasına 1-2 örnek vermekte fayda var.

Kimi yazarlar, yorumcular ve stratejistler yaşananları “şehir savaşı” olarak niteledi ve nitelemeye devam ediyor. Ancak örgütün yukarıda isimlerini saydığımız il ve ilçe merkezlerinde uyguladığı yöntemler, yaptığı saldırılar savaş değil, terörizm tanımını hak ediyor. Vatandaşların destek vermediği, tam tersine tepki gösterdiği teröristlerin vatandaşları da hedef alan saldırılarına “savaş” demek, gerek güvenlik güçlerimizin verdiği mücadeleye haksızlık olur, gerekse terör örgütünün ve destekçilerinin propagandasına/algı operasyonuna hizmet eder. Bu nedenle, vatandaşları da doğrudan hedef alan el yapımı patlayıcılar ve silahlarla gerçekleştirilen saldırıların dünyada tek bir tanımı vardır: Terörizm. Bu konuda konuşurken, yazarken, çizerken askeri terminoloji kullanılacaksa “meskun mahalde teröristle mücadele”, bu terminoloji kullanılmayacaksa da “Şehir merkezlerinde PKK terör örgütü ile mücadele” gibi ifadeler kullanmak daha yerinde ve insanca olacaktır.

İkinci sıkıntı da, PKK terör örgütünün Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcisi olduğu gibi tamamen gerçek dışı bir algı oluşturma konusunda yaşanıyor. PKK terör örgütünü veya onun siyasi uzantılarını tanımlarken “Kürt hareketi/Kürt halk hareketi /Kürtler” gibi ifadelerin kullanılması, hem rahatsız edici hem de gerçek dışı. Bazılarınız “Ama Kürtlerin yoğun yaşadığı yerlerde A partisi şu kadar oy aldı”, “eylemlere büyük destek verildi” gibi argümanları önümüze koyabilir. Bunun detaylarını ayrı bir yazıya bırakarak kısaca şunu söyleyebilirim: A partisinin aldığı oyları, Irak’ın işgali, Türkiye’ye bu süreçte yüklenilmesi, psikolojik harekat ve güvenlik güçlerine verilen “operasyon yapmayın” talimatıyla beraber değerlendirmekte fayda var. Ayrıca yoğun bir propaganda desteği verilerek azımsanmayacak sayıda “emanet oy” aldığı da hesaba katılırsa, sözü edilen partinin Kürt vatandaşlar içindeki oyunun da sanıldığı kadar yüksek olmadığı ortaya çıkar. Yine bölgedeki vatandaşlarımızın terör örgütünün gerek silahlı gerekse de toplumsal görünümlü terör eylemlerine destek vermesi de, söz konusu olmamıştır. Çözüm Süreci ve öncesinde yapılan eylemler, örgütün militan kadrolarınca ve siyasi uzantılar tarafından örgütlenmiştir. Örneğin Diyarbakır’daki eylemlerdeki kadrolu eylemci sayısı, 6-8 Ekim 2014 eylemleri de dahil olmak üzere en fazla 3-5 bin civarındadır. Diyarbakır’ın nüfusunun 1 milyon olduğu hesaplandığında, vatandaşların şiddet/terör eylemlerine kitlesel destek vermediği görülür. 24 Temmuz 2015’ten bu yana, “PKK’yı destekliyor” denilen vatandaşların teröristleri bile şaşırtan Türkiyeci tavrı örgütün şehir merkezlerindeki yenilgisine zemin hazırlamıştır. Sokağa çıkma yasaklarına uymayıp, sokakta olsalar ve örgüte destek verselerdi, güvenlik güçleri teröristlerle baş başa kalamayacak, sivillerin ölümü gündeme gelecekti. Ancak teröristlerin tehditlerine rağmen vatandaşlar güvenlik güçlerinin tüm çağrılarına uydu. Arşivleri karıştırırsanız operasyonların yeni başladığı dönemde teröristlerin telsizden “Bizi fareler gibi ortada bıraktılar” diyerek vatandaşlara tepki gösterdiğini görürsünüz.

Yine PKK eylemlerinde kullanılan “Kürtlerin eylemi” ifadesi de bu yalana hizmet eder. Eylemi yapan Kürtler değil PKK terör örgütü yandaşlarıdır.

Bu ve benzeri çok sayıda nedenden dolayı PKK terör örgütü Kürt hareketi değildir. Israrla bu ifadeleri kullanmak, terör örgütünün oluşturmaya çalıştığı kafalarda bölünmeye hizmet eder.

Tamamen sıfırlanması kolay olmayan terörizmin gücünü asgariye düşürmek amaçlı topyekûn mücadelede kavramları doğru kullanmak Kürt kökenli vatandaşlar da dahil olmak üzere hepimiz açısından hayati önemdedir.

ÖRGÜTÜN YENİ SALDIRILARI VE KIRSALDAKİ SON DURUMU

Evet, örgüt gerek terörist tabanına gerekse de destekçilerine “Ayaktayım” mesajı vermek için, farklı eylemler başlattı. İstanbul Vezneciler’de ve Mardin’in Midyat İlçesi’nde Emniyet Müdürlüğü’ne yönelik saldırılar bunun bir göstergesi.  Vezneciler ve Midyat saldırılarındaki önemli bir nokta, örgütün sivillerin bulunduğu alanlarda eylem yapmayı göze alması veya bu tür eylemler için birilerinin örgüte cesaret vermesidir. Hatırlanacak olursa, bu saldırılarda sadece polislerimiz değil vatandaşlarımız da şehit edildi. Güvenlik birimlerinin bu tür saldırılara karşı teyakkuzda olduğu basına yansıdı.

Ayrıca örgütün Hakkari ve Şırnak kırsalı başta olmak üzere askeri hedeflere saldırılar yapacağı duyumlarının alındığını Vezneciler ve Midyat saldırıları sonrasındaki yazımızda aktarmıştık (Bkz. Vezneciler, Midyat ve bundan sonrası-  http://ankaenstitusu.com/vezneciler-midyat-ve-bundan-sonrasi/ )

Ancak örgütün kırsalda eski gücünün olmadığını da göz önünde bulundurmak lazım. Çünkü Irak’ın kuzeyindeki kamplarda bulunan çok sayıda terörist Suriye’nin kuzeyine gönderilmişti. Yine dağ kadrosundan çok sayıda teröristin de gerek hava harekatları gerek şehir yapılanmasına destek için gittikleri şehir merkezlerinde etkisiz hale getirildiğini de hatırlayalım. Bu nedenlerle örgüt kırsalda da eski gücünde değil.

Peki örgüt ne yapıyor?

Kamuoyunun çokça ismini duyduğu meşhur üçgendeki (Diyarbakır’ın Lice ve Kulp ilçeleri ile Bingöl’ün Genç arasındaki bölge) faaliyetleri mercek altına alalım. Güvenlik kaynaklarının verdiği bilgi, bu bölgede özellikle üçgenin tam merkezindeki Şenyayla’da bir terör örgütünün kampı olmadığı yönünde. Ancak bölgede güvenlik güçlerinin operasyonlarından çekindikleri için dağınık bulunan 3 tane terörist gruptan söz ediliyor: Şenyayla Grubu, Dorşin Grubu, Lice Grubu. Bu gruplar zaman zaman bir araya geliyor. Bu gruplarda kaç tane terörist olduğu konusunda net bir bilgi yok. Ancak bu gruptaki teröristlerin 7-10 kişilik gruplarla gezdikleri belirtiliyor. Sayıyı az tutmanın nedeni, TSK operasyonu olursa fazla kayıp vermemek ve olası yapacakları saldırılardan sonra operasyonlara karşı saldırı bölgesinden hızla uzaklaşmak. Basına yansıyan “Bombalı araçlar bu bölgede hazırlandı” haberlerine ise güvenlik güçleri temkinli yaklaşıyor ve “teyite muhtaç” diye yorumluyorlar. Ancak bu grupların içinde keskin nişancı ve bombacıların olduğu bilgisine ulaşılmış durumda.

Güvenlik güçleri Lice bölgesinde 2 Mayıs 2016 tarihinde halkının verdiği bir istihbaratı değerlendirerek  10-12  kişilik bir terörist grubuna yönelik hava destekli bir operasyon gerçekleştirdi ve bu operasyonda PKK’nın üst düzey yöneticilerinden orta saha (Erzurum, Diyarbakır, Batman, Bingöl, Muş) sorumlusu ‘Azad Siser’ kod adlı Ekrem Güney  ve beraberindeki teröristler öldürüldü. Lice kırsalında hava harekatları ve teröristlere yönelik arama tarama çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyor.

Bütün bunlara rağmen, sorunun çözümünün bu tür gruplara operasyonla olmayacağı da ayrıntılı olarak aktarılıyor. Bu bilgileri aktardıktan sonra, yazıyı uzatmamak adına “çıkış arayışları ve çözüm önerilerini” sonraki yazımıza bırakalım.