İran’ın nükleer programı, dünya gündeminin ön sıralarındaki yerini korumaktadır. ABD, AB ve müttefikleri İran’ın nükleer silah geliştirdiği yolunda şüpheler olduğunu belirterek, İran’ın nükleer teknoloji elde etmesini ve geliştirmesini engellemeye dönük politikalar uygulamaktadırlar. İran ise nükleer teknoloji elde etme hakkının olduğunu belirtmekte ve bu hakkını uluslararası arenada savunmaktadır.

ABD Başkanı Donald Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından AB, İran nükleer anlaşmasının işe yaradığını vurgulayarak, feshedilmemesi gerektiğini bildirmiştir. AB-İran ilişkilerini belirleyen en önemli faktör güvenlik yanında şüphesiz ekonomidir.

AB-İran ilişkilerinin tarihi bir geçmişi vardır…

İran, mevcut petrol kaynakları sayesinde Batı Avrupa için 1945’lerden sonra önemli bir devlet konumunda olmuştur. 1973 petrol krizinden sonra da, İran Avrupa’nın ihracatı için ciddi bir pazar olmaya başlamış ve Avrupa Orta Doğu’ya yönelmiştir. Ancak 1979 İran İslam Devrimi ile İran-ABD arasında yaşanan kriz AB üye ülkelerini de etkilemiş ve bu ülkeler ABD yanında yer alarak İran ile ilişkilerini minimize etmişlerdir.

1990’lı yılların başından itibaren Ayetullah Ali Hamaney’in dini lider, Haşimi Rafsancani’nin de devlet başkanı seçilmesi ile AB- İran arasında siyasi ve ekonomik anlamda ilişkiler başlamıştır. Rafsancani’nin izlediği yumuşak politika sonucunda İran’ın uluslararası toplumdan tecrit edilmesi kısmen son bulmuş Batı dünyasının İran algısı değişmeye başlamıştır.
İran da ABD’nin ekonomik ve siyasi baskılarını ortadan kaldırmak için Avrupa ile ilişkilerini sürdürmeye çaba sarf etmiştir.

AB’nin endişeleri var…

AB, İran’ın bölgede hoş olmayan deneyimler yaşadığı ve dolayısıyla Ortadoğu’daki savunmasızlığını azaltmak için nükleer güce sahip olmak istemesini haklı görse de İran’ın füze kabiliyeti ve füzelerin menzilinin hem Avrupa’yı hem de İsrail’i hedefleyebileceği endişesini taşımaktadır.

AB, İran’ın nükleer çalışmaları konusunda çevresel endişelerde taşımaktadır. İran’ın sahip olduğu nükleer güç istasyonunda olası ihmal radyoaktif sızıntıya yol açabilir, Körfez ve tüm petrol kaynaklarını kirletebilir. Dolayısıyla AB ülkelerinin İran Körfezi’nden temin edeceği petrolün temiz olması gerekir.

Nükleeri engelleyici durum yok…

İran, nükleer enerji ve uranyum zenginleştirme programındaki amacının nükleer silah değil nükleer teknoloji elde etmeye yönelik olduğunu açıklasa da kimseyi bu duruma ikna edememiştir. Hukuki olarak uluslararası hukuk ve anlaşmalara göre İran’ın uranyum zenginleştirmesinde hiçbir engelleyici hüküm bulunmamasına rağmen İran’ın Batı karşıtı tutumu Batılı ülkelerin güvensizliğine yol açmış çalışmaların nükleer bomba yapımı için olduğu düşünceleri sorunu kriz boyutuna taşımıştır.

Günümüzde İran-AB ilişkileri karşılıklı çıkarlar çerçevesinde devam etmektedir. AB, İran için önemli bir ticari ortak olduğu gibi, İran da AB için hem enerji güvenliği hem de bölgesel güvenlik açısından son derece önemlidir.
Bu nedenledir ki, Ortadoğu’daki istikrarın bozulmasından endişe eden AB, İran’a yönelik herhangi bir askeri operasyonu da desteklemektedir.