Selçuklu döneminde tarih sahnesine çıkan, Aydınoğulları Beyliği dönemine ve daha sonra da Osmanlı İmparatorluğu günlerine kadar varlığını sürdüren zeybeklik geleneği, Milli Mücadele günlerinde ilk kurulduğu günkü görevine yani devlet için millete muhafızlık etme görevine geri dönmüştür…

Osmanlı dönemine kadar varlığını sürdüren geleneğin mensupları, varyemez ağalar ve devşirme yöneticiler ile anlaşamadıkları için zeybeklik yaşam biçimini sürdürmeye devam etmişlerdi… Fakat zeybek efeler, Yunan işgali üzerine Kuvayı Milliye’ye katılmaya başlamışlar ve özellikle de 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in işgal edilmesi üzerine harekete geçerek, kendi mıntıkalarında zeybek sancağı açmışlar ve kızan toplayıp, cepheye koşmuşlardır…

Bu süreçte karşımıza iki ayrı zeybeklik hareketi çıkmaktadır:

Birincisi işgalden önce herhangi bir şekilde haksızlığa uğradığı için zeybeklik yaşam biçimini seçmiş ve zeybek olmuş insanlar.

İkincisi de vatan işgale uğradığı için üzerine zeybek kıyafeti giyerek efelenmiş, zeybek sancağı açarak kızan toplamış ve milleti korumak için savaşmış insanlar…

Millete muhafızlık yapmak için işgale karşı bir araya gelmiş yiğitlere Kuvayı Milliye Efeleri diyoruz. Ve bu kahramanların milletimizin evlatlarına doğru öğretilmesini istiyoruz…

Lakin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla siyasetçilerin, gazetecilerin, araştırmacıların, yazarların ve kendi alanında ün yapmış insanların, televizyonlardaki söylemlerine ve yazılarında kullandıkları ifadelere bakıyor ve üzülüyorum…

Daha sonra da milli kahramanlara ahde vefa namına kendime soruyorum: “Milli anma günlerinde efeler neden hatırlanmaz? Acaba Kuvayı Milliye Efeleri doğru tanınmıyor mu? Bizden öncekiler, Kuvayı Milliye Efelerini doğru tanıtamamışlar mı? Ve bizler, Kuvayı Milliye Efelerini tam olarak tanıtamamış mıyız?’’

Milli Mücadele günleri hakkında yapılan bir televizyon programında, gazete köşe yazılarında ya da hazırlanan herhangi bir çalışmada, Kuvayı Milliye Efeleri; Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Durmuş Ali Efe, Danişmentli İsmail Efe, Orhaniyeli Kara Durmuş Efe, Sancaktarın Ali Efe, Bakırlı Saçlı Mustafa Efe, Tavaslı Köpekçi Nuri Efe, İsabeylili Ese Efe, Nazillili Dokuzun Mehmet Efe, Ispartalı Mahmut Efe, Selcenli Hüseyin Efe, Kuşadalı Çam Mehmet Efe, Zurnacı Ali Efe, Abalı Zeybek Hasan Çavuş, Çaylılı Koca Mehmet Efe, Kahyaoğlu Koca Mustafa Efe, Çete Mehmet Efe, Çamlıcalı Hüseyin Efe, Karaerkek Mehmet Efe, Yörük Hacı Halil Efe, Korgalı Ali Efe, Nasuh Efe, Ömer Çavuş Efe, Yetim İbrahim Efe, Dereli Mestan Efe, Borazancı İsmail Efe, Çanakkaleli Rüstem Efe, Çolak Halil İbrahim Efe, Bursalı Kabakçı Salih Efe, Yağdığınlı Halil Efe, Bergamalı Tuzcu Mustafa Efe, Kamalı Ahmet Efe, Kırgızlardan Murat Efe, Atçalı Gurbetin Ali Efe, Tekeli İsmail Efe, Mursallılı İsmail Efe, Âlim Efe, Mesutlulu Mestan Efe, Arslanyürekli İsmail Efe, Çete Emir Ayşe Efe ve daha nice zeybek efe, kızan, seymen, yiğit, Türk evlatları neden hatırlanmaz?

Neden sürekli ismi bilinen birkaç kahraman anlatılır da; şehit Yanık Halil İbrahim Efe, şehit Gökçen Hüseyin Efe, şehit Sökeli Ali Efe, şehit Poslu Mestan Efe, şehit Hacı Hasan Hüseyin Efe, şehit Nazmi Efe, şehit Kara Osman Efe, şehit Zeybek Osman Efe, şehit Gördesli Makbule Efe, şehit Halil Efe, şehit Giritli Cafer Efe, şehit Yatağanlı Hüseyin Efe, şehit Hortunalı Hamit Efe, şehit Kako Mehmet Efe, şehit Kınalı Dokuz Efe, şehit Yabaayak Mehmet Efe, şehit Küçük Mustafa Efe, şehit Kelin Süleyman Efe, şehit Çapraz Hüseyin Efe, şehit Karazeybek Mehmet Efe neden yâd edilmez?

Kendilerine vatansever, milliyetçi, aydın diyen insanlar ve isimlerinin önünde araştırmacı, gazeteci, tarihçi, siyasetçi, akademisyen unvanları taşıyanlar neden bunca kahramanı hatırlamaz, hatırlatmaz ve milletimizin evlatlarına öğretmez? Üzülüyorum…

1946 yılında yapılan röportajlarda özetle efeler şöyle demişti:

* Demirci Mehmet Efe:

Muntazam ordular kurulunca para, silah, cephane olarak uhdemde millet malı ne varsa hükümete verdim. Bozdoğan’a çekildim. Burada Atatürk’ün emri ile maiyetime 50 kişilik bir kuvvet tahsis olundu. Bunların maaşlarını Yenipazar Askerlik Şubesi veriyordu. Bu bir avuç kuvvetle düşmanın kaçış yollarını tuttum. Nazilli’nin yağma ve tahrip edilmesine ve halkın öldürülmesine mümkün mertebe mani oldum.’’

* Yörük Ali Efe:

Aydın’a gelmekte olan kuvvetler sayısının elli bin kadar olduğunu söyledik. Bu sırada Tellidede’de bir müsademe oldu. 28 Haziran’da düşman kuvvetleri Menderes’e bir taarruzda bulundu. Nehrin Aydın yakasında çetin bir savaş verdik. Cavur bizi çok sıkıştırdı. Bereket versin yandan Umurlu tarafından yardım geldi de tehlikeyi atlattık. Biz de bundan sonra toparlanıp düşmana saldırdık. Sivil, kadın, asker, zeybek, kızan, efe bu saldırmada kendine düşen vazifeyi canla, başla yaptı.’’

* Dokuzun Mehmet Efe:

Büyük taarruzdan bir hafta, on gün sonra Kumandan İbrahim Bey’e Bayındır’da yetiştim. Tepeköy’de düşman mukabil bir harekete girişmişti. Camiye doldurduğu halkı belki de ateşlemek üzere idi. Onları kurtardık. Halk yollara dökülmüştü. Atlarımızın nalını öpenler vardı. Saat on sularında Kemer sırtlarından güzel İzmir’e indik.’’

* Sancaktarın Ali Efe:

Beyim bu işi milletçe beraber yaptık. Eğer bu sorunuza cevap vermek gerekse yaz: Türk Milleti

-Büyük bozgun Afyon dağlarında başlarken sen nerede idin Efe?

-Vazifemizin sona ermek üzere bulunduğu sıraları anlamak istiyorsun. Biz bu zaman tamamıyla ordunun içine karışmıştık. Bir gün Fettah Bey kızılca kıyametin kopmak üzere bulunduğunu söyledi. Halkı uyarın, gafil olmasınlar, mühim hadiselere intizar ediyoruz, dedi. Söylediğini yaptık. Halkı uyardık. Yörük Ali’de bizim tarafa geçti. Afyon cephesi yarılmış düşman fena halde bozulmuştu. Biz dağdan dağa Nazilli üstünden aştık, Avra köyüne ulaştık. Burada Üçüncü Tümen Komutanı Çolak İbrahim Bey’e iltihak ettik. Bu kuvvetlerle birlikte Alaşehir üzerinden Tepe Yaylasına oradan da Ödemiş’e aktık. Ovada neşe, çığlık, ölüm, şenlik yan yana ve kucak kucağa idi. Bahçelerde, yollarda binlerce meşale yanıyor, tek tük silah seslerine arada sırada yaylım ateşleri katılıyordu. Aydın ise son yangın felaketine uğramıştı. Yollarda önümüzü kesen kadınların boynumuza sarıldıklarını, ihtiyarların atlarımızın üzengisi ile birlikte alınlarımızdan öptüklerini görüyorduk. Aydın’a ulaştığımız zaman her şey yok olmuştu.2-3 bin kişi Forbes kumpanyasının tesisleri, saçakları altına sığınmış, bir kurtuluş tarihinin en ibret verici tablosunu seyrediyorlardı. Kurşunlu Han’ı henüz yanmamıştı. Orası tıklım tıklım doluydu.’’

* Emir Ayşe Efe:

“-Büyük adamlar, silahı olan alsın çıksın dedi. Aldım martiniyi çıktım… Bana mavzeri bir asker kaçağı satmıştı… Bir gün ekin tarlasında kan ter içinde çalışırken bana doğru bir insanın yaklaştığını gördüm. Omuzunda filinta vardı. Silah elde kaçan korkağı görünce içim yandı. Kadınlığımla bu korkağı kınadım ve olduğu yerde durdurdum. Kız gibi tüfeği, çelik değnek gibi taşıyordu. Çektim, elinden aldım. Silahım böylece ikileşmiş oldu…

-Gökçen Efe gelmişti. Bana yirmi beş lira bıraktı. O zamana kadar kendisini görmemiştim. Sarı yeşil gözlü, orta boylu yiğidim kabri nur olsun, beni görünce ağladı…

-Yörük Ali Efe Emminin iyiliğini unutamam. Dalama ‘da hastalandım. Benim için Muğla’dan doktor getirtti. Kurbanlar kesildi…

-Efeler bana ceket, pantolon bir de postal verdiler. Üstlüğümü aldım, silahlı, silahsız, asker, sivil yüzlerce kızanla Aydın üzerine yürüdük… Bu sırada tuhaf bir manzaraya şahit oldum… Mahzenden çıkanlardan biri, kendilerini kurtaranın bir kadın olduğunu görünce hayret ve heyecandan tıkandı…

-Ordumuz kuvvetlenmişti. Efe’nin sözünü tuttum. Silahım vekilim oldu. Onu kundağından bir kaç defa öperek Yörük Ali Efe’ye teslim ettim. Bu emaneti kahpe, alçak birisine değil, bir merde, bir yiğide devretmesini istedim. Efe bundan heyecan duydu ve ağladı. Bizde ağladık…

-Benim borcum vatanımla Allah’ıma idi. Ben borçlarımı kusurlarımla birlikte ödedim sanıyorum. Bazı kadınların içinde bir pehlivan; bazı erkeklerin içinde de, korkaklıklarından dolayı, bir kadın gizlidir. Kemer belindir, çizme ayağın, börk başındır. Mademki burası bizim vatanımız; biz de bu vatanın olmalıyız.’’

* Durmuş Ali Efe:

Fettah Binbaşı Afyon’un düşmek üzere olduğunu müjdeledi. Bu haber bizi çılgına döndürdü. Yörük Ali

Efe’nin kızanları ile beraber Feslek yaylasına çıktım. Oradan Teke yaylasına gittik. Kurmay Vasıf Bey ve Tümen Komutanı İbrahim B. erzak, tayın hususunda sıkıntıdaydı. Yoldaki patates tarlalarının mahsulünü satın almamızı teklif ettim, kabul etti. Askere tayın yerine patates yedirdik. Keles’e indiğimiz zaman her tarafa bayraklar asılmıştı. Ödemiş’e doğru akarken de köylüler davullarla zurnalarla önümüzü kesiyor, koçlar kurbanlar kesiyorlardı. Askerlerimizin tozlu ve yorgun yüzlerinde, zaferin sevinci vardı. Yörük Ali Efe’yi belediye balkonunda Ödemişliler çılgınca alkışladılar. 

Siz İzmir’e kadar takibe devam ettiniz mi? 

-Bize Kurmay Vasıf Bey’le birlikte Tire’nin işgali vazifesini verdiler. Kolayca şehre girdik. O zamanki Müftü muhabbet ve alaka gösterdi. Derhal mağazaları, kasaları mühürledik. Bir uygunsuzluğa, yağmaya meydan vermedik. Bu sırada düşman Torbalı’da mukavemete başlamış. Bizi oraya çağırdılar. 

-İzmir’e inmedin mi Efe?

-Doğru Sarıkışla’ya indim. Maksadım dillere ve tarihe destan olan aslan Mustafa Kemal Paşa’yı görmekti. Kışlanın içinde yolumu kaybetmişim. Nöbetçinin biri ile münakaşa ederken Nurettin Paşa geldi, iltifat etti, kendisine Paşa’mı görmek istediğimi söyledim, huzura çıkardı. Onu görünce bir kaç yılın sefaletini birden bire unuttum. Vapurlar, fabrikalar düdük çalıyorlardı. Her tarafa bayraklar asılmıştı. Artık ölsem de gam yemeyecektim. 51. Alay bayrağını doya doya öperek Aydın’a döndüm.’’[1]

Anadan, babadan, kardeşten ve yardan ayrı, serden geçerek milleti için bunca fedakârlıkları göstermiş ve işgale karşı kahramanca savaşmış yiğitlerimizi, milletimizin evlatlarına anlatmayacağız, öğretmeyeceğiz de neyi ve kimi anlatıp, öğreteceğiz?

Atatürk’ün silah arkadaşlarından, Kuvayı Milliye Kağnı Komutanlığı yapmış, gazeteci, tarihçi, yerel araştırmacı ve yazar Enver Behnan Şapolyo, Atatürk ve Seymen Alayı isimli eserinde şöyle diyor:

Bir millet, tarihin karanlıklarına gömülerek yok olurken, tekrar ne suretle doğuyor  ve toplum vicdanı, ne suretle galeyana gelerek, sinesinden bir önder yaratıyor, onu bugün görmek mümkündü. Bu yazdıklarımı okuyanlar, bilmeyenlere öğretsinler. Türkoğlu nedir? Oğuz Töre’since neler yaratmışlardır? Kendilerine bırakılan vatanın, ne müşkül anlarda  ve ne gibi büyük galeyanlarla meydana geldiğini okuyup anlasınlar. Ona göre, millet yolunda böyle çalışsınlar diye gündüz durmadım, gece uyumadım. Sizlere, tarihi vakaları yeniden canlandırmaya, milli enerjimizi yükseltmeye çalıştım. Milli mücadelenin bütün bu safhaları, mazlum milletlere örnektir. Onlar da dikkatle okuyup, uyansınlar!’’[2]

Bu benim çok beğendiğim bir ifadedir. Milli enerjimizi yükseltmek için çalışmak! İşte bu ifade benim için kelimenin tam manası ile vatanseverlik ve milliyetçiliktir…

Zira Sarı Zeybek Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın ikinci yıldönümü için Dumlupınar’da yaptığı konuşmada şöyle diyor:

Bir milletin ruhu baskı altına alınmadıkça, bir milletin kararlılığı ve iradesi kırılmadıkça, o millete hükmetmenin imkânı yoktur. (Hâkimiyet-i Milliye: 31.08.1924)’’ [3]

Atamızdan aldığımız manevi görev ile milletimizin evlatlarına, milletimiz için yurdumuzun dört bir yanında mücadele etmiş milli kahramanlarımızı öğretmeliyiz. Milli ruhumuzu, milli enerjimizi dinç ve diri tutacak hizmetler üretmeliyiz. Böylelikle yanlış bilgileri ayırt etmelerine ve aydınlanmalarına katkı sağlamalıyız. Eğer bizler bu görevi yapmaz isek, milletimizin düşmanları, uyguladıkları psikolojik savaş yöntemleri ve yaydıkları bilgi kirliliği ile milletimizin evlatlarını, kendi milli kahramanlarına düşman olarak yetiştirecektir. Buna izin veremeyiz. Vermemeliyiz.

Bugüne kadar pek çok kıymetli hizmet üretildiği gibi sadece yandaşlık zihniyeti ile de birçok hizmet üretildi. Ve dolayısı ile de bazı konularda milletimizin evlatlarına kültürel bir zehir aşılandı! Bu zehirlere panzehir olabilmek için bu alanda faydalı hizmetler üretmeli ve üretenleri de desteklemeliyiz. Bu hepimiz için milli bir görevdir. Bu uğurda fedakârca görev yapan herkes de bizim için pırlantadan çok daha kıymetlidir…

Kaynakça:

[1] 1946-Efelerden Haber-Kemal Özkaynak.

[2] Atatürk ve Seymen Alayı-Enver Behnan Şapolyo. Ankara Kulübü Derneği Yayını.

[3] http://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/dumlupinarda-konusma

[4] Fotoğraf: Kurtuluş Kutlamalarında Efeler-1933-İzmir-Kordon. Arşiv: Ödemiş İlk Kurşun Efeler Derneği.