Atatürk, Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın ikinci yıldönümü konuşmasında şöyle diyordu:

‘‘Efendiler, Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son safhası olan bu 30 Ağustos Savaşı, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasını oluşturur. Millî tarihimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu yalnız bizim tarihimize değil dünya tarihine yeni bir yön vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum.’’ [1]

Atatürk’ün ifade ettiği gibi 30 Ağustos, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasını oluşturur. Ordumuzun Afyon’dan hareket etmesi ile birlikte Kuvayı Milliye Efeleri de akına geçmişlerdir. Efeler, yanlarındaki subaylar, zeybekler ve milis kuvvetler ile birlikte kendi yörelerinde gerekli tedbirleri almış, ordumuzun önünden kaçan düşmanın sivil halka yaptığı eziyetleri engellemek için mücadele etmişlerdir.

Ve unutulmamalıdır ki savaş sadece harp meydanında olmuyor. Bir savaş durumu ortaya çıktığında, kazanabilmek için yaşamın her alanında milli bir mücadele gerekiyor.

‘’Aydın 57. Tümen Komutanı Miralay Mehmet Şefik Aker:

-Ulusal savaş için taraftar bulamıyorduk. Efeler önce bize el uzattılar ve ulus adına düşmana en önce silah attılar.

-Ulusal savaşa yanaşmayan nüfuzlu tabaka ve sınıfların isteyerek, istemeyerek bu savaşa taraftar olmalarına müessir oldular.

-Ulusal savaşın icap ettirdiği mal, can fedakârlıklarının umuma teşmilinde icra kuvvetini gösterdiler.

-Siyasal muhalifleri susturmak, onların azı kuvvetlerini ezmek işlerinde Kuvayı Milliyeciliğin en ateşli taraftarı ve özü oldular.

-Cephe gerisinde sahra jandarması hizmetini gördüler.

-Umumi meydan savaşlarının gayrı zamanlarda dahi müessir baskınlarla düşmanın gerilerini, muvasalarını taciz ettiler.

-İtalyan ve İngiliz cazibelerine yanaşmak isteyen gafiller aleyhinde bunlar korkuluk ittihaz edildiler.

-Askeri kıt’aları boşaltan kaçak efradının kıt’alarına iltihakında müessir oldular.

-Bunların icra kuvveti vazifesini görmüş olmaları, bilhassa şehir ve kasabalarda yaşayan halkın üst ve orta tabakalarına korkunç ve soğuk geldiğinden, bu tabakalardan ulusal savaşa yanaşmak istemeyenlerini ve ordu mensuplarına hakaret gözü ile bakanlarını terbiye etmiş ve o mensupların kadir ve kıymetlerini kendilerine tanıtmış ve hatta bu gayrikanuni kuvvetleri kaldıran Büyük Millet Meclisi Hükümetine o tabakaları şükranla bağlatmış oldular.’’[2]

Milli kahramanlarımıza ahde vefa adına, Milli Kurtuluş günlerinde efeleri de unutmayalım! Zira onların hizmetleri, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına zaman kazandırmış ve zafere ulaşılmasında büyük katkılar sağlamıştır.

‘‘Aydın, Menteşe ve Havalisi Kuvayı Milliye Umum Kumandanı Albay Demirci Mehmet Efe: Düşmanın kaçış yollarını tuttum. Nazilli’nin yağma ve tahrip edilmesine ve halkın öldürülmesine mümkün mertebe mani oldum.

Yörük Ali Efe: Sivil, kadın, asker, zeybek, kızan, efe bu saldırmada kendine düşen vazifeyi canla, başla yaptı.

Kuvayı Milliye’nin Kadın Efesi Emir Ayşe Efe: Efeler bana ceket, pantolon bir de postal verdiler. Üstlüğümü aldım, silahlı, silahsız, asker, sivil yüzlerce kızanla Aydın üzerine yürüdük…

Akıncı Zeybeklerden Sancakdarın Ali Efe: Fettah Bey kızılca kıyametin kopmak üzere bulunduğunu söyledi. Halkı uyarın, gafil olmasınlar, mühim hadiselere intizar ediyoruz, dedi. Söylediğini yaptık. Halkı uyardık. Yörük Ali’de bizim tarafa geçti. Afyon cephesi yarılmış düşman fena halde bozulmuştu. Biz dağdan dağa Nazilli üstünden aştık, Avra köyüne ulaştık. Burada Üçüncü Tümen Komutanı Çolak İbrahim Bey’e iltihak ettik. Bu kuvvetlerle birlikte Alaşehir üzerinden Tepe Yaylasına oradan da Ödemiş’e aktık. Ovada neşe, çığlık, ölüm, şenlik yan yana ve kucak kucağa idi. Bahçelerde, yollarda binlerce meşale yanıyor, tek tük silah seslerine arada sırada yaylım ateşleri katılıyordu. Aydın ise son yangın felaketine uğramıştı. Yollarda önümüzü kesen kadınların boynumuza sarıldıklarını, ihtiyarların atlarımızın üzengisi ile birlikte alınlarımızdan öptüklerini görüyorduk.

Zeybek Akıncı Ordusu Reislerinden Dokuzun Mehmet Efe: Tepeköy’de düşman mukabil bir harekete girişmişti. Camiye doldurduğu halkı belki de ateşlemek üzere idi. Onları kurtardık. Halk yollara dökülmüştü. Atlarımızın nalını öpenler vardı. Saat on sularında Kemer sırtlarından güzel İzmir’e indik.”

Durmuş Ali Efe: Bize Kurmay Vasıf Bey’le birlikte Tire’nin işgali vazifesini verdiler. Kolayca şehre girdik. O zamanki Müftü muhabbet ve alaka gösterdi. Derhal mağazaları, kasaları mühürledik. Bir uygunsuzluğa, yağmaya meydan vermedik… Doğru Sarıkışla’ya indim. Maksadım dillere ve tarihe destan olan aslan Mustafa Kemal Paşa’yı görmekti. Kışlanın içinde yolumu kaybetmişim. Nöbetçinin biri ile münakaşa ederken Nurettin Paşa geldi, iltifat etti, kendisine Paşa’mı görmek istediğimi söyledim, huzura çıkardı. Onu görünce bir kaç yılın sefaletini birden bire unuttum. Vapurlar, fabrikalar düdük çalıyorlardı. Her tarafa bayraklar asılmıştı. Artık ölsem de gam yemeyecektim. 51. Alay bayrağını doya doya öperek Aydın’a döndüm.”

Gölcüklü İbrahim Efe: 8 kızanım kalmıştı. Bir 7 Eylül günü dumanlar içinde Aydın’a girdik. Düşman kaçtı ve biz kovaladık. Vurduk, vurulduk. Belevi’nden Selahaddin Boğazından düşmanı Torbalı’ya kadar sürdük. Gaziemir’de dur emri verdiler. Geri döndük, silahlarımızı hükümet makamlarına teslim ettik.’’ [3]

Ve böylece efeler, sayısız şehitleri ve gazileri ile birlikte, zeybekler tarihinde Türk milleti için en şerefli görevi başarı ile yerine getirerek tarih sahnesinden çekildiler…

 ‘’Atatürk, 31 Ağustos 1922 günü muharebe meydanını gezerken şehitler arasında düşman topçu mermisinin açtığı çukura gömülmüş bir sancaktar görür. Bu aziz şehit, toprağın üstünde katılaşmış kolu ile sancağı dimdik tutmaktadır. Manzara karşısında duygulanan Başkomutan, savaş sonrasında yapılacak Şehit Asker Anıtı için bunun sembol alınmasını emreder. Atatürk, 30 Ağustos 1924 günü anıtın temel atma töreninde yaptığı konuşmada, bu Anıtın taşıdığı anlam ve önemle ilgili olarak:

Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyetinin temeli burada sağlamlaştırıldı, ebedi hayatı burada taçlandı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları, Devlet ve Cumhuriyetimizin ebedi muhafızlarıdır. Burada temelini attığımız ‘Şehit Asker Abidesi’ işte o ruhları, o ruhlarla beraber gazi arkadaşlarını, fedakâr ve kahraman Türk Milletini temsil edecektir. Bu Abide Türk Vatanına göz dikenlere, Türk’ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, cesaretini, kudret ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır’’ demiştir.

Bu Anıtın temeli 30 Ağustos 1924 tarihinde Atatürk tarafından Zafertepe’de atılmış ve 1927 yılında törenle ziyarete açılmıştır. 1961 yılında 220 Sayılı Yasa ile Anıtın, olayın geçtiği Berberçam Tepesine taşınması kararlaştırılmış, 1964 yılında Zafertepe’de Zafer Anıtının yapılması ile yerinden kaldırılarak Afyonkarahisar Müzesine taşınmış, 1979 yılında şimdiki yerine yapılarak 30 Ağustos 1979 tarihinde ziyarete açılmıştır.’’[4]

Atatürk, Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın ikinci yıldönümü sebebiyle Dumlupınar konuşmasını şöyle bitirmişti:

‘’Gençler! Cesaretimizi destekleyen ve devam ettiren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz eğitim ve anlayış ile insanlık yüksek karakterinin, vatan sevgisinin, düşünce hürriyetinin en kıymetli örneği olacaksınız. Ey yükselen nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz. Arkadaşlar, bu gazilik ve şehitlik diyarını terk ederken ‘Şehit Asker’i hep beraber saygıyla selâmlayalım.’’

Şehit Asker’i selamlıyorum ve milli kahramanlarımızın kurtuluş günlerinde hatırlanmasını, milletimizin evlatlarına anlatılmalarını, unutturulmamalarını diliyor, bu uğurda kendi alanında çaba gösteren tüm Türk evlatlarını kutluyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramı yıl dönümü vesilesi ile milletimiz için şehit olmuş, gazi olmuş, bilinen, bilinmeyen tüm kahramanları saygı ve minnet hisleri ile yâd ediyorum.

***

[1] Hâkimiyet-i Milliye, 31.08.1924:

http://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/dumlupinarda-konusma

[2] 57. Tümen ve Aydın Milli Mücadelesi, 1918-1920, Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Albay Mehmet Şefik Aker Hatıratı.

[3] Kemal Özkaynak, Efelerden Haber, 1946.

[4] https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/kutahya/gezilecekyer/seht–sancaktar–mehmetck–aniti