Geçen hafta Kerkük’te resmi kurumlara Kürdistan bayrağının asılması ile Kerkük’ün kadim halkı Türklerin kimliğinin tamamen yok edilmeye çalışıldığının son örneğini de görmüş olduk. Acaba Kerkük’ün temel unsurları Türkler mi yoksa Kürtler mi sorusuna cevap verebilmek için arşiv kayıtlarına bakmak yeterli olacaktır. Her ne kadar Türkler yok sayılmak istense de tarihi gerçekler Türklerin, bölgenin kadim halkı olduğunu ortaya koymaktadır…
Arap ve Kürtler gibi Irak halkını teşkil eden önemli unsurlardan birini de Türkmenler oluşturmaktadır. Irak’ın savunmasında özellikle de ‘‘Sugur’’ denilen sınır bölgelerinde önemli görevler üstlenen Türkmenler, 673 yılında bölgeye girmişlerdir. Türkmenlerin Irak’taki yerleşim bölgeleri farklılık gösterse de yoğun olarak yaşadıkları bölge Kerkük’tür. Kerkük bölgesinin ilk yerleşik halkı Asurilerden sonra buraya Türkler ve Araplar yerleşmiştir. Irak Devleti’nin kuruluşundan sonra Kerkük civarına çevreden gelen göçlerle Kürt nüfusu da artmıştır.
1918 Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’den koparılıp, Irak adı ile kurulan devletin vatandaşları olarak varlıklarını sürdüren soydaşlarımızdan uzun yıllar “Türkler” diye söz edilmiştir. Ne var ki, 1959 yılından sonra Irak’ta yaşayan Türklerin Türkiye ile olan kan ve kültür bağlarını unutturmak için soydaşlarımıza, devlet tarafından resmi olarak “Türkmen” denilmeğe başlanmıştır. Hatta Türkler, Lozan Konferansı’nda İngiliz heyeti tarafından da “Türkmenler” olarak ifade edilmişlerdir.
1932’de Milletler Cemiyeti konseyince kurulan komite tarafından hazırlanan bildirgede Kerkük şehrinde çoğunluğun Türkmen olduğu ve bu bölgede Arapçanın yanında Türkçe ve Kürtçe’nin resmi dil kabul edildiği hükme bağlanmıştır. Hatta Türkçe sadece yerel bir dil olarak değil Bağdat ile olan ilişkilerde de kullanılması açısından dikkat çekicidir.
Kerkük’te Türkmenlerin genel nüfus içerisindeki sayısı çeşitli sebeplerden dolayı Irak yönetimi tarafından gizli tutulmuştur. Devletin asimilasyon politikalarının bir sonucu olarak, Irak Türkmenlerinin nüfusu, hiçbir zaman gerçek ve tarafsız bir sayımla ortaya konmamıştır.
Irak Türklerinin en yoğun yerleşme merkezi olması sebebiyle Kerkük, yönetimin en çok baskı uyguladığı bir şehir haline gelmiştir. 1960’a kadar Kerkük nüfusunun %95’inin Türkmen olduğu bilinmektedir. Ancak güdülen Araplaştırma politikası nedeniyle 1960 sonrasında binlerce Arap ailesi Kerkük’e yerleştirilmiştir. Saddam döneminde Türkmenler, Kerkük ve çevresinden sürülmek istenmiş, bazı aileler yaşadıkları yerden sürülmemek, mal ve mülklerini kaybetmemek için ulusal benliklerini Arap diye kaydettirmişlerdir. Sürülen Türkmenlerin evlerini, hayvanlarını ve diğer eşyalarını satmalarına dahi izin verilmemiştir. Nitekim Saddam sonrası da Kürtleştirme siyasetinin uygulanması sonucu çıkarılan Arapların yerine binlerce Kürt ailesi yerleştirilmiştir. Dolayısıyla Kerkük’teki ezici Türkmen yoğunluğu % 65’e düşürülmüştür.
Petrol zengini Kerkük şehrinin kimin yönetiminde kalacağı meselesi aslında başından beri sorun olmakla birlikte Bağdat yönetimi ile Kürtler arasındaki müzakerelerde en önemli konu olmuştur. Kürt tarafı, politik amaçlarının odak noktası olarak Kerkük’ün petrolünün ayrılıkçı hayallerinin yaşayabilirliği için tek garantileri olduğunun bilinciyle Kerkük’ün Kürt olduğunda ısrarlıdırlar.
Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik izlediği yanlış politika, iki devlet arasındaki ilişkileri gerginleştirirken aynı zamanda Türkmen nüfusunu da kendi kaderine terk etmiş, Irak’ın içişlerine karışma söz konusu olabilme ihtimaline karşılık, Irak Türklerine yönelik bir Orta Doğu politikası olmamıştır.
Irak Türkleri, dönem dönem baskılara maruz kalmış ve işgal sonrasında ise baskı ve şiddet daha da artmıştır. 1991’de ve 2003’te bölgeye giren Kürtler’in ilk akın ettiği yerler tapu ve nüfus daireleri olmuştur. Tapu, nüfus daireleri ve mahkeme binalarındaki tüm resmi belgeler bahçede toplanarak yakılmış, bir kısmı ise kamyonlara yüklenerek götürülmüştü. Bugün de kimliklerini silmek amacıyla Türkmen bayrağı yakılmaktadır.
Türkiye, bölgede etkin olmasının avantajını kullanarak, Kuzey Irak’ın petrol bakımından zengin ve tartışmalı bölgelerinde yaşayan Türkmenlerin hem kendi aralarında birlik olamama hem de Bölgesel Yönetim içinde etkin olamama sorununu çözmelidir. Son dönemde, Türkiye, Irak’ın üniter devlet yapısının korunmasını savunurken, federal yapıyı kabullenmek zorunda kalmıştır. Unutulmamalıdır ki, Kuzey Irak’ın Türkiye’ye ekonomik bağımlılığı artmaktadır. Gerek altyapı faaliyetleri açısından gerekse ekonomik faaliyetleri açısından etkinliği ile Türkmenler için bir güvence olabilir.
Son olarak,
Ak Kerkük yüz ak Kerkük
men sennen uzak Kerkük
elinde yad elinde
bir diyar mezar olsun
kalmasın yad elinde…